31 Temmuz 2017 Pazartesi

Sözcüklerin duygu değerlerini de yozlaştırdılar

           


             Limon sever misiniz? Çayınıza limon sıkmışsınız elbet. Salataların limonla çeşnilendirmek güzel olur değil mi? Ya bazı çorbalara limon sıkmak? Limonata mı ohh. C vitamin deposu olan limonun  o kadar çok yararları var ki…


          Doğru söyleyin. Yukarıdaki paragrafta limon limon sözcüklerini okurken birçoklarınızın ağzı sulanmadı mı? Nasıl oluyor bu?

           Ortada limon mu var? Yok; ama görülüyor ki limonun duygu değeri etkileyici.

          Sözcüklerin anlam özellikleri ve duygu değerleri konusunu okuyanlarınız vardır. Bu konuda çok güzel örnekler var; ama ben unuttum. Onun için birkaç örnek uyduralım:

           “Anneciğimin pamuk ellerinden ve  gül yanaklarından öptüm.” Ne tatlı değil mi?

           “Sevgilim beni çiçeklerle karşıladı.”

          …

           Anne, sevgili, pamuk, gül, çiçek vb. sözcüklerinin içimize süzdüğü duygular doyurur insanı.

          Bir de içimizi karartan sözcükler var:

          “Vahşi kapitalizmin ürettiği taş kalpli canacar gibi insanın sözleri diken gibi batıyor.”

          Daha uzatmaya gerek var mı?

        Var diyenlere birkaç örnek daha:

         Eskiden terörist dendiği zaman bir acayip olmaz mıydınız?  Ama bir gün geldi, Genel Kurmay Başkanımıza da terörist başı dendi. Eee, ne oldu? Ne olacak, insanlar gerçek teröristleri de yadırgamaz ve kınamaz oldu. Hatta isimlerinin önüne “Sayın” koydular.

         Şimdilerde de herkes birbirine yalancı, edepsiz, terbiyesiz, korkak, hırsız, dolandırıcı vb. sıfatlar yakıştırmıyor mu?

          “Üslub-u beyan ayniyle insan” derlerdi büyüklerimiz. Ben ne diyebilirim ki…

         Günümüzde sözcüklerin anlam özellikleri boşaltıldı. Boşaltılmakla da kalmadı içlerine farklı anlamlar yüklendi. Şimdi örnek sorarsınız:

          Gazetelerin köşe yazılarını okuyunuz. İkide bir gerçek din, gerçek Müslümanlık, gerçek İslâm, gerçek Atatürkçülük, gerçek bu, gerçek şu vb. Bu ne demek? Demek ki kavramlar anlamlarını kaybettiler. Yazarlar kavramın aslı anlamını vurgulamak için gerçek sözcüğünü kullanmak zorunda kalıyor.

          Sözcüklerin anlamları zaman içinde aşınabilir de zenginleşebilir de, ama zamanımızda kasıtlı yapılıyor gibime geliyor. Gibisi fazla diyenleriniz yok mu?

          Sözcüklerin duygu değerlerini yozlaştırmak, anlamlarını bayağılaştırmak kültürümüze ve eğitimimize bir darbedir.

          Darbelerin sadece silâhla yapılmadığını öğrenmeyen kalmadı günümüzde.

          Ne yapılmak istendiğini anlayamıyorum.

         Türk kültürünü çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkarmak isteye Atatürk

         “Türkiye Cumhuriyetinin temeli kültürdür." demiyor mu? Bu temelleri  her yönden sarsmak isteyen “dahili ve harici düşmanlar” kol gezerken biz halk olarak ne yapıyoruz?

          Evet, bazı kendilerini bir şey zannedenler bizimle ilgili her şeyi sözde yücelterek bizim çıkarlarımızı engellemiyorlar mı? Söze gelince yağcılık yapmıyorlar mı? Bakın içi boşaltılıp doldurulan bir sözcük olan “yağcılığı”da kullanmış oldum. Tarihe geçecek yağcılıkları pas geçiyorum. Şöyle düşünüyorum kendilerini bir şey zannedenler bu saf, bu temiz halkı nasıl istismar ederler? Hiç mi vicdanlar sızlamaz?

          Biliyorum, kimileriniz; özgürlükler, adalet, eşitlik, liyakat vb. kavramlar ayak altına alınırken, “Hocamız sözcüklerin duygu değerlerinin yozlaştırılmasından vb. söz ediyor.” diye düşünüyorsunuzdur. Haklısınız; ama biz sözcüklerle düşünmüyor muyuz?

         Çok eskiden düşünce özgürlüğünün olmadığını söyleyenlere düşünce özgürlüğünün olduğunu söylerken olmayanın ifade özgürlüğü olduğunu vurguluyordum…

          Şimdilerde kapitalizm yanlıları öyle yöntemler geliştirdi ki bazıları düşünmedikleri gibi düşünenleri  bile kınıyor. Düşünmüyorlar, kendileri için, biat ettikleri düşünüyor ya…

         Şimdi aklıma geldi. Ne diyordu Rene Descartes? ‘Düşünüyorum öyleyse varım.’

        Descartes de niye ki geldi aklıma Kuran-ı Kerim'de aklı kullanmakla, düşünmekle ilgili bunca ayet varken…

         Bu bir şey olduklarını sananlar nasıl bir zırh kuşanmışlarsa ne ayet işliyor, ne hadis, ne özlü söz, ne uyarı, ne de şu, bu…

       Taa, 1958 gittim; değerli bir hocamızın sözü geldi aklıma;

        “Oğlumun adı Reşit, sen söyle sen işit.”

         “Oğlumun adı Ahmet, sen bu yolda devam et.”

         Bir şey olduklarını sananlar başka diyeceğim yok.

        Ben siz değerli okurlarımıza sesleniyorum:

        Siz siz olun sözcüklerin anlam ve duygu değerlerine hor bakmayın.

         Bizim yegâne hazinemiz sözcük varlığımızdır. Başka neyimiz var? Bu hazinemizi de iflas ettirmeye kalkışanlara karşı daima uyanık olun.

        Saygı ve sevgilerimle.

        Sabahattin Gencal, Hamidiye-Çekmeköy_İstanbul


 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder