1 Temmuz 2017 Cumartesi

Selâm Olsun


        İlim ve fazilet için çalışanlara
        İnsanımıza ikbal kapısı açanlara
        Kendilerini eğitime adayanlara

Selâm Olsun

Sabahattin Gencal, 1994

        “İki günü birbirine eşit geçen aldanmıştır, zarardadır.” hadisini, tüm yaşantımızda ilke olarak kabul ettik. Bu temel ilkeyi meslek yaşantımızda da öğrencilerimize, öğretmenlerimize ve yönetici arkadaşlarımıza aşılamaya, dolaylı biçimde de olsa çalıştık.

        Bahtiyarım ki bu aşının tuttuğunu gördük.

     25. 05. 2017'de, 17 sene önce ayrıldığım bir vakfa bağlı özel okulu ziyaretim dolayısıyla “Unutulmamak Güzel” başlıklı yazımda bahtiyarlığımızı kaleme dökmüştük.

     13. 06. 2017'de   de 20 sene önce ayrıldığımız aynı vakfa bağlı, başka ilçede bulunan bir özel okulu ziyaret ettik.

        Okul binası,          müştemilatları dahil her şeyiyle A’dan Z’ye yenilendi: kapalı spor salonu, kapalı yüzme havuzu, konferans salonları, yemek haneleri, kantinleri, özel derslikleri, derslikleri, özel büroları, yönetici odaları vb. ile örnek bir okul oldu.

        İlk kez girdiğim bu okulda, inanır mısınız hiç yabancılık çekmedim. Sanki 5 yıl çalıştığım o eski okuluma girmiş gibi oldum. Bu durum nasıl izah edilir bilemem. Bence o eski okulumdaki ruh fazlasıyla bu okula da taşınmıştı da ondan yabancılık çekmemem.

        Sağ olsun, oğlum Fuat götürdü beni bu okula. Bu okulda kaldığımız sürece benim nasıl değiştiğimi gözlemledi oğlum. Gözlemlerini anlattırmadım kendine. Tek kelimeyle “maşallah!” dedi. 
          Evet, 20 yıl 25 yıl öncesine gittim. Önceye hayalen mi gittim, gerçekten mi? Gerçekten gittim sanki; öylesine gençleştim, öylesine canlandım. Nasıl bir şeyse hafızamın bütün dosyaları açıldı. 
      Ben, her yaşlı gibi geçmişi daha çok hatırlıyorum. Yalnız görüntü oluyor, ses olmuyordu. Derler ya hayal meyal… Eğitim konularında ise ses dosyası da açılıyor. Sanki televizyon, karlanmayan bir televizyon izliyor gibi oluyorum. Daha önce de bu konuya değinmiştim. “seçici hafıza” kavramıyla açıklıyorlar bu konuyu. Bence ilgili uzmanlar bu konuda biraz daha çalışmalı. Bu seçici hafıza değil bambaşka bir şey. Evet, böyle bir şey nasıl oluyor anlayamıyorum. Eskiyi aynen yaşıyorum.

        “Bu genel ifadeleri bırak da okul ziyaretini anlatıver.” derseniz; derim ki “Beş sene sayfalara sığar mı?” Neyse ziyaret saatlerimden söz edeyim:

        Ayrıntıya girmeden belirteyim. Birbirlerini 20 sene göremeyen aile bireylerinin karşılaşmalarını düşünün. Bizim karşılaşmamız da aynen öyle. Çalışırken de diyorduk büyük bir aileyiz.

        Müdür Bey evladımız bu aile ortamının aynen devam ettiğini söyledi. Bir de örnek verdi: Bir velimizin, torunlarını okula yazdırmak için telefon ettiğini; aynı velinin çocuklarını da bizim okuttuğumuzu ekledi. Kısaca dededen toruna kadar tüm velileri de kapsayan aile ortamı.

        Çok ilginç bir şey oldu. Derler ya olmaz böyle şey… Evet, çok az görülebilecek bir tesadüf.

        Beni karşılayanlar arasında benimle çalışan 5 kişi ile karşılaştım. Beşi de temsilci sanki:

        Biri, daha okula yeni başlamış öğrencimdi. Kamu Yönetimini bitirdi. Şimdi okulumuzda memur olarak çalışıyor. Tabii ben onu, o küçücük haliyle görüyordum. Onun yüzünde tüm öğrencilerimi gördüm desem abartı diyeceksiniz. Ne diyeyim, beni ancak öğretmenler anlayabilir.

        Bir memurum da karşılayanlar arasındaydı. Edebi metinlere konu olan bu ne sevgi, bu ne saygı, bu ne coşku ifadelerinin gerçekleştiği görülüyordu. Oğlumun hafızasında da bu sahne kaydedildi. Bu memur evladımız sadece beraber çalıştığımız memurlardan değil, öğretmenlerden, yöneticilerden de bilgiler aktardı bana. Bazılarına sevindim. Bazılarına üzüldüm. Bazılarına rahmet diledim. Dünya bu

        Karşılayanlar arasında bir de hizmetli memurumuz vardı. Emekli olduktan sonra çalışmaya devam ediyordu. Çocuklarını sordum. Maşallah, ikisi de üniversiteyi bitirdi. Ben kendisini eski haliyle gördüğümü söyledim. O da “Sen de hiç değişmemişsin.” dedi. Demek ki, yukarıda 25 yıl gençleştim derken doğru söylemişim.

        Anadolu Lisesi Müdürü sosyolog, aynı zamanda halkla ilişkiler uzmanı evladımız, vakfın başka ilçesindeki okulunda öğretmenimizdi. Onunla karşılaşmam çifte çağrışımlar yaptırdı bana. Hem bu okuldaki, hem de diğer okuldaki anılarım canlandı.

        Anıları yaşarken bir taraftan da hal hatır soruyorduk birbirimize. Bir ara “Kulaklarınızı sık sık çınlatıyorduk!” dedi. 

               Hıı, anlaşıldı kulaklarımın neden çınladığı. Ben bunun için doktora da gittim. Bazı seslerde işitme kaybına uğradım. Bir kulağımda %18, diğerinde %24 desibel ses kaybı var. Gürültülü ortamlarda çalışanlarda oluyormuş. Bazı sesler deyip geçiyorum. Doktorun kullandığı teknik terimi unuttum. Allah’ın (c.c) hikmetlerinden bu da. Bazı sesleri az duyuyorum. Eğitimle ilgili sesleri tam olarak duyduğumu söyleyebilirim.

        Bu kulak çınlatma meselesi bir konuya da aydınlık getiriyor. Söylemiştim ya “bazıları beni gıyaben tanıyor” diye. Demek ki tanıyan tanımayana…  Şimdi kendimi övmüş mü oldum? Övünmek de, övgüyü sevmek de iyi değil biliyorum; onun için bu konuyu pas geçiyorum.

        Sohbet arasında Vakıf Yönetim Kurulu I. Üyesinin ek inşaatı kontrole geleceği söylendi. Onu da görmek iyi olacaktı. Biraz bekledikten sonra ağabeyimizle buluştuk. Benden 6 yaş büyük olmasına rağmen hâlâ aktif olarak çalışıyor olması ne güzel. 82 yaşındaki bu yaşlı delikanlının beyni de mükemmeldi.

        Biz ağabey kardeş gibi konuşurken oğlum Fuat onun yüzünü, jest ve mimiklerini gözlüyormuş meğer. Ayrılırken söyledi Fuat. “Sana cevap verirken tebessüm ediyor, jestleriyle çok şey ifade ediyor.”dedi. Doğrusu ben, beden dilini oğlum kadar bilmiyorum. Onun için yalnız sözlerini mealen aktarmakla yetiniyorum:

        “Çalışma bitince hayat da biter.”

        “100 yıl da yaşasan hayat bir gündür." 

       "Dün geçti. Yarını Allah bilir. Onun için günü en iyi biçimde değerlendirmek gerekir. Günün gereklerini yaparsak geleceğimizin temellerini sağlam atmış oluruz.”

        Ne güzel sözler değil mi? Vakıf okullarının başarı sırrı biraz da bu sözlerden anlaşılmıyor mu?

        Tam burada bir ara not yazmam farz oldu: Her güzel kuralı yozlaştırmayı alışkanlık haline getirmiş bazıları “Ömür dediğin üç gündür; dün geldi geçti, yarın meçhuldür. O halde ömür dediğin bir gündür; o da bugündür.”dedikten sonra günü sorumsuzca eğlenerek geçirmek gerektiği üzerinde dururlar. Oysa  dünün üzüntülerinden, sıkıntılarından; yarınlarla ilgili tedirginlik ve kuşkularından arınmış bir kafayla çalışma planlarımızı yapmamız gerektiğini, ayrıca işimizi de en iyi biçimde yapmamız gerektiğini belirten bir söz bu

       Tekrar ediyorum; dünün üzüntülerinden, geleceğin kaygı ve korkularından arınmış olarak, ne yaparsak yapalım en iyisini yapalım.

        Değerli ağabeyimiz ayrılma anında Yunustan bir ilâhı okudu:

        Bu dünyadan gider olduk kalanlara selam olsun
        Bizim için hayır dua kılanlara selam olsun
        …
        Birçok emekli öğretmen, eğitim ve öğretimin kalitesinin düştüğünden yakındığını belirtmek için “Bizim zamanımızda öyleydi, böyleydi… der durur. Bense gönül rahatlığı ile, büyük bir bahtiyarlıkla diyorum ki 17 sene önce ayrıldığım okul da, 20 sene önce ayrıldığım okul da eğitim ve öğretimde başarılarını, her gün katlayarak artırmışlardır. Okulda göreve başlayanlar “sil baştan” yapmamışlar. Öncekilerin birikimlerinin üzerinden beslenmişler, öncekilerin “kulaklarını çınlatarak” yöntemlerini geliştirmişlerdir.

        Yöntem mi? İşte bu.
        Başarı mı? İşte bu.
        Vefa mı? İşte bu.
        Fazilet mi? İşte bu.
        …
        Ayrılırken ne tebrik ettim ne takdirlerimi bildirdim. Biliyordum ki tüm çalışanlar Allah rızası için çalışır. Bütün okulların da böyle ilimle ve faziletlerle donanması dileğiyle…

Selâm olsun

Sabahattin Gencal, Hamidiye-Çekmeköy_ İstanbul

************************************************

Geciken veya 

        Tamamlanamayan Yazı


        “- Yazmadın mı?” diye sordu Fuat oğlum.

  Ne demek istediğini anlamıştım. Ama hemen cevaplayamadım.

        Fuat da sessiz kaldı. Anlaşılan cevap bekliyordu.       Yazamadığımı söyledim.

“-Niye?”

“-Keyifsizdim de.”

Fuat, keyfin bana hiç uğramadığını çok iyi biliyordu. Hem keyifsizliğin yazı yazmama engel olmadığını da biliyordu. Genellikle bazı sohbetlerimle, yine bazı ziyaretlerimle ilgili yazılarımı, notlarımı demek daha iyi. Evet, notlarımı sıcağı sıcağına yayınladığım biliyordu.

Sağolsun, beni 20 sene önce ayrıldığım okulu ziyarete götürmüştü. 

Ertesi gün telefonla konuşurken “yazmadın mı?” diye sordu. Belli ki bloglarımı da facebook paylaşımlarımı da takip ediyor.

Aslında yazmıştım. Ziyaretim biter bitmez “Selâm Olsun” başlıklı yazıyı yazdım; ama yayınlamadım. Çünkü yazıyı tamamlanmış olarak görmüyordum. Daha çok yazacaklarım vardı. Vardı, ama yazamadım yine. Derler ya “hevesi kursağında kaldı.”diye benim de anılarım kalbimde kaldı.

Selâm Olsun başlıklı yazının gecikme nedenini az çok açıklamış oldum. Şimdi de yazımızın tamamlanamamasının nedenleri üzerinde duralım kısaca:

Vakıf Yönetim Kurulu Üyesi ağabeyimize sarılırken sanki onunla paylaştığımız 5 yıllık anılarımızı kucaklıyordum. Onun şahsında diğer yönetim kurulu üyeleri ağabeylerimize de sarılır gibiydim. Ben buyum işte. Duygusal biri. Ama eminim ki ağabeyimiz duygusallığı aşmış biri…

Oturduk. Hal hatır sorduktan sonra birkaç saniye derin derin baktım yüzüne, yüzlerine…

Nerde? Vakıf Başkanımız, Vakıf Başkan Yardımcımız nerde, yönetim kurulu üyelerimiz nerde?

Nerde? Genel müdürümüz, okul yöneticilerimiz nerde?

Nerde bizi taşıyan şoförümüz?

Nerde bizi kapıda karşılayan memurlarımız?
Gözlerim dolu dolu… Nerde nerde diye soruyordum içimden…

Bir anlık bakışını gördüm. Sonra kelimeler tane tane sıralandı dilinden:

İşte tam bu sırada gülümsemesini yakaladı oğlum. Oğlum ne düşündü bilemem. Ağabeyimiz niçin böyle konuşuyordu yine bilemem. Ama ben sorduğumun cevabını alınca içimi okuyor sandım.

Hayat bir gündür. O da bugündür. 100 yıl da yaşasan hayat bir gündür. Dün geçti, yarını Allah (c.c)bilir…

Ağabeyimiz, hem benim içimden geçen sorulara cevap veriyordu, hem de oradakilere bazı tasavvufçuların ilkelerini hatırlatmış oluyordu. Tabii bana da metin olmam gerektiğini…

Metin olmaya çalışarak konuyu değiştirdim. 

Eski kaloriferimizle ilgili anıyı anlattım. Sonra da değiştirilmesini, yenilenmesini çokça istediğim kalorifer kazanının kesilerek parça parça tabutlar gibi taşınmasının beni nasıl ağlattığını ekledim. Yani biz sadece okulun beşeri unsurlarıyla değil fiziki unsurlarıyla da özdeşleşiyorduk.

Bir şey söyleyeyim mi?

Düşünüyorum da, düşünüyorum da… Ben, çalıştığım bütün okulların her şeyiyle özdeşleşmiştim.

Yine bir şey daha söyleyeyim mi?

Gerek öğrenci olarak bulunduğum, gerekse öğretmen ve yönetici olarak çalıştığım bütün okullar kafamın içinde.

Biliyorum. İnanılacak gibi değil. Ben de şaşıyorum.

“İnsan bu meçhul” derler ya ben de bir yapayım “İnsan kendine de meçhuldür.”

Okul ziyaretinden söz ederken başka başka konulara saptık değil mi?

Dememiş miydim? “Bu tür yazılar tamamlanıp bitmez…"

Sabahattin Gencal, Hamidiye-Çekmeköy_İstanbul

***

Selam Olsun

Bu dünyadan gider olduk kalanlara selam olsun
Bizim için hayır dua kılanlara selam olsun

Tenim ortaya açıla yakasız gömlek biçile
Bizi bir âsân vechile yuyanlara selam olsun

Sala verile kasdımıza gider olduk dostumuza
Namaz için üstümüze duranlara selam olsun

Derviş Yunus söyler sözü yaş doludur iki gözü
Bilmeyenler bilsin bizi bilenlere selam olsun
         

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder