14 Temmuz 2017 Cuma

Bizim terazi ayni terazi, ama...



En sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim. Nasıl söyleyeyim? En iyisi Ziya Paşa’nın bir beyti ile söyleyeyim:

"İdrâk-i maâlî bu küçük akla gerekmez,
Zira bu terazi bu kadar sıkleti çekmez."

*

Bizim terazi ayni terazi; ama konular o kadar ağır ki… Yanlış mı yazdım. En iyisi şöyle diyelim: Sorunlar çözülmeyi çözülmeyi, yuvarlanan bir kartopu örneği büyük bir dağ gibi olmuş. Buzlaşmış da üstelik.

*
Bu ne biçim giriş? Okuyucunun zamanını almaktan öte bir yararı olmayacak bir giriş. Daha önce böyle bir giriş yaptığımı hatırlamıyorum. Evet, biraz kapalı yazarım. Bir Fransız yazarı demişti herhalde, kapalı yazıların ömürlerinin daha uzun olduğunu. Tam olarak böyle değil de bunun gibi bir söz etmişti. Gerçi, o zamanlar okuyucu vardı. Şimdi okuyucu yok, yazılara göz gezdirenler var. Benim bu andaki işim göz gezdirme alışkanlığı olanları okumaya yöneltmektir; “acaba?” dedirtmektir…

*
Aslında, var ya çok önemli konuları ele alacaktım. İnanır mısınız epeydir anaç tavuk gibi konular üzerine yatmıştım.
Hangi konular üzerine yatmış olduğumu soracak olursanız, yazayım:
15 Temmuz İhaneti ve
15 Temmuz’un alt kümesi;
·        Atatürk karşıtlığı,
·        Türkiye Cumhuriyeti kazanımlarını göz ardı etme çabaları,
·        Türkiye Cumhuriyeti devlet idaresinin ele geçirilmesi,
·        Türk Silâhlı Kuvvetlerini yıpratma ve itibarsızlaştırma çabaları,
·        Türkiye’yi bölme tuzakları,
·        İslâm dinini ılımlaştırma teşebbüsleri vb.
·        Kanun diye diye
·        Din diye diye
·        Demokrasi diye diye
·        Dahili ve harici düşmanlar
·       
Konular oldukça ağır değil mi? Konuları, bizim terazinin tartabileceği kadar daha çok alt kümelere bölerek de ele almak mümkün aslında. Ama…

Amasız, fakatsız yazmak varken yazamamak üzücü. Beni anlasa anlasa Yunus gibi düşünenler anlar.

 Sözüm ay gün için değil, sevenlere bir söz yeter,
Sevdiğim söylemez isem, sevmek derdi beni boğar.

Bende Yunusça söylüyorum: Düşündüğümü söylemez isem…

*
Bu anaç tavuk benzetmesini nasıl buldunuz? Bu benzetme bana ait değil. Avukatlık stajı yaparken, İstanbul Barosunun açtığı Avukatlık Stajı Eğitim Merkezindeki bir ders sırasında bize ders veren, ismini unuttuğum değerli bir avukat ağabeyimizin benzetmesidir bu.

Bir avukat sorunlar üzerine anaç tavuk gibi yatacak ki bir çözüme ulaşabilsin” mealinde bir söz söyledi. Çok hoşuma gitti. Sadece avukatlar değil tüm aydınlar, önce aydınlatmak istediği konular üzerine anaç tavuk gibi yatmalı. Aslında biz buna tefekkür diyorduk. Ama anaç tavuk benzetmesi daha anlaşılır oluyor.

Bu konuyu, anlatsa anlatsa oğlum Fuat anlatabilir: Daha liseli bir öğrenciyken gurk tavukları kuluçkaya yatırırdı. Kuluçkaya yatırılan tavuk için kümeste özel bir yer ayırırdı. Kuluçka folluğunu, anaç tavuğun eşineceği toprak zemini, su içme ve yem yeme kapları vb. bizzat yapardı. Civcivler çıkınca da işler bitmiyor…

Tavuk civcivleri, genellikle 21 günde çıkar. Aklımda bu kaldı. Fuat olsa güvercin, kuğu, ördek, hindi vb. civcivlerinin kaç günde çıktığını da söylerdi.

“Ya, ne alâka? diyeceğinizi biliyorum. Biraz düşünürsek siz de, eminim ki hak vereceksiniz.

Bir anaç tavuğu yumurtaya yatırdık diyelim. 3-5 gün sonra civciv çıkmasını bekleyebilir misiniz?

Fetö yumurtalarından gerçeğin çıkması süresini oğlum Fuat bilemez belki; ama tarihçiler veya konunun uzmanları bilebilir. Siz bir milat tespit ederseniz, örneğin “şu tarihten sonra” derseniz sittin sene de geçse gerçek failler hakkında tam bir bilgi elde edemezsiniz.

Oğlum Fuat, kümesinde horoz olmayan yumurtaları tavuğun altına koymazdı. Fetö ile ilişkisi olmayan yumurtaları tavuğun altına koyarsanız 21 gün de bekleseniz civciv çıkmaz.

Oğlum, gurk olmayan tavukları yatırmazdı. Çünkü bunlar civciv çıkartamaz. Eee, uzman olmayan kişilere görev verirseniz civciv çıkarabilir misiniz?

Gurk olup da kuluçkaya yatırılan tavuk kaldırılırsa veya değiştirilse ne olur? Gurk tavuğun hizmeti gereği gibi yapılamazsa ne olur? Bu bilgileri transfer edin şimdi: Yargıçlar, savcılar, avukatlar kukla gibi oynatılıp tedirgin edilirse bir iş çıkar mı? Gazetecilerin, yazarların ve aydınların gözü korkutulursa?

Sıkıldığınızı anlıyorum. Ben yumurtada söz ediyorum. Başkaları gibi her gün başka başka şeyler yumurtlamıyorum.

Nedense bazılarının yumurtladıklarına tam inanılıyor. Tatlı tatlı yeniliyor… Bunun sihrini de henüz anlamış değilim.

O ki, yumurta muhabbetine başladık, devam edelim isterseniz?

Oğlum Fuat, yumurtaya bakınca az çok ne olduğunu anlar. Ona göre anaç tavuğun altına kor yumurtaları. Tabii yumurta sayısı da önemlidir. Yanlış anlaşılmasın oğlum anlar da başkaları anlamaz demiyorum. Çok çok daha iyi anlayanlar var ki onlar bazı yumurtaları nedense tavukların altına koymadılar. Şu komisyon bu komisyon imalarında bulunmayalım. Ne olur ne olmaz…

Yazmayı unuttum. Oğlumun, tavuğun altına hindi yumurtası da koyduğu oluyordu. Bazı tavuklar bunu kabul etmez, sonra hindi yumurtası 4 haftada çıkar… Valla, Fuat, nasıl yapıyorsa beceriyordu. Tavuğu da yormadan, onu güzel güzel bakarak hallediyordu…

Durup dururken başka yumurtalara neden geçtiğimi soran olur mu?

Bakın, 15 Temmuz Olayının arkasında yabancı istihbarat ajanları olduğu söyleniyor mu söyleniyor. Peki, yabancı devletler, Peki, bazı lobiler? Söyleniyor, söyleniyor. Bunlar inceleniyor mu?

Ahtapotların harekâtına maruz kaldık. Ama biz etraflı bir inceleme yapmıyoruz. Kim bilir devletimiz gizli gizli yapıyordur da…

Ahtapot konusunu Fuat bilemez; onun için internete baktım. Ooo,  Anne ahtapot bir kerede 20.000-100.000 yumurta yumurtlayabilir. Ancak bu yumurtalardan yalnızca 150-200 tanesi kuluçka dönemini tamamlayabilir ve sağlıklı birer yavru olmayı başarabilir. Çiftleşme de ayrı bir macera. Çok ilginç özellikleri de var:

Ortama göre renk değiştirebilirler. Genellikle bir tehlike yakınlaştığında bulundukları kayanın rengini alarak dikkat çekmezler. Bu nedenden dolayı deniz bukalemunları olarak da adlandırılırlar.”( http://www.ahtapot.gen.tr/)

Bu ahtapot benzetmesini de ben bulmadım. Fetö’yü ahtapota benzeten yazılar okudum gazetelerde. Ben dahili ve harici ahtapotları düşünerek “Ahtapotların 15 Temmuz 2016 Harekâtı” ismini koymak istedim yazmayı düşündüğüm çalışmaya. Ama dedim ya bu terazi bu sıkleti çekemedi.

*
Şimdi de başta söylenmesi gerekeni sonda söyleyelim: Ben yazılı ve görsel medyayı çok iyi takip ederek bir çalışma yapabileceğimi düşünüyordum. Ama nerdee!

Sabah konuştuğunun tam tersini ikindi vaktinde söylüyor. Ertesi gün konuşmalarından farklı eylemler sergiliyor bazıları. Yine de alkışlanıyorlar. Yukarıda dedim ya aklım ermiyor. Öğretmen olmam da yetmiyor, birkaç dalla  ilgili olmam da yetmiyor. Ayrıca psikiyatris olmalıymışım, sosyolog olmalıymışım, tarihçi olmalıymışım…

Kısaca tek kişinin yapacağı iş değil. Hangi işten bahsediyorduk?  “Ahtapotların 15 Temmuz 2016 Harekâtı” kitabının yazılmasından.

Yazılmasını bekleyen kitabın kapağını yaptım.

İşte bu ayrıca açıklanmaya muhtaç açıklamayı da yapmış oluyorum. Ömür yeterse, zaman zaman elimize kalemi alırız ve derler ya  “Al eline kalemi yaz aklına geleni.” söylencesine uygun olarak yazmaya çalışırız.Yani modaya uyarız. Uyamayız değil mi?

Ben yazdım. Siz de düşünün. Düşün taşın…

Sabahattin Gencal, Hamidiye-Çekmeköy_İstanbul





*********************************************************
Yüce Allah’tan (c.c) vatan savunmasında canını veren şehitlerimize rahmet, 
kahraman gazilerimize de sağlıklar dilerim.

*********************************************************



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder