25 Mayıs 2017 Perşembe

Unutulmamak güzel

(Sabahattin Gencal, İstanbul, 1999)

Unutulmamak güzel. Nasıl güzel? Haz verici, kuvvet verici, yüreklendirici kısaca her derde deva ilâç gibi güzel unutulmamak. Bu duyguyu yaşadım bugün. Çok karışık duygularla doldum bugün…
Dolup da taşamıyorum. Anlatmak istiyorum; ama anlatamıyorum:
17 sene önce ayrıldığım bir özel okula telefon ediyorum.
Santral memuru “Buyur Sabahattin Hocam” diyor. Hayret ediyorum, şaşırıyorum, ne bileyim, bir acayip oluyorum.
“Maşallah! Beni hatırladın. Nasıl hatırlayabildin.” derken “Hiç unutmadık ki…” deyiveriyor.
Öyle duygularla doluyorum ki… Yöneticiye bağla diyorum. Sanki telefonu bağla değil de gönlümüzü bağla demişim gibi. Yönetici öylesine güzel cevaplar veriyor ki…
Kısa bir müddet sonra karşılıyor beni yönetici arkadaş. Çevresindekilere de “hocaların hocası” diye, “baş yöneticimiz” diye takdim ediyor.
Müdür başyardımcısı olarak çalıştığım bu okulu ancak yıllar sonra ziyaret edebildim. Hadi diyelim ki 16 sene  il dışındaydık, bir senedir İstanbul’dayız. Bu bir sene içinde hiç ziyaret etmek gelmedi mi aklımıza?
Gelmez olur mu? Çok geldi. Ama ama okula gidince rahmetli olan vakıf başkanımızı göremeyeceğim geldi aklıma. Vakıf yöneticilerini göremeyeceğim geldi aklıma. Yine rahmetli olan genel müdürümüzü, rahmetli olan okul müdürümüzü ve gerek rahmetli olan, gerekse başka yerlere giden arkadaşları göremeyeceğimi düşünerek ve bir acayip biçimde hüzünlenerek gidemedim.
Bugün nasıl cesaret ettim gitmeye? Kim bilir?
Eşim rahmetli olduktan sonra kolum kanadım kırıldı. Moralmen çöktüm. Yorgun ve halsiz düştüm. Olur böyle şeyler deyiverdik. Ancak halsizlik uzayınca doktora gitmeyi akıl ettik. Meğer B12 düşükmüş, D vitamini düşükmüş, folik asit düşükmüş. Tedaviye aldı beni doktor bey. Hamd olsun düzeliyorum.
 Bugün kontrole gittim. Doktorun verdiği moralle daha çok güçlendim ve en son görev yaptığım özel okulu ziyarete karar verdim. İyi ki karar verdim.
Beraber çalıştıklarımdan üç kişi halen yöneticilik yapmaktalar onları ziyaret ettim bir bir. Yine öğretmen olarak çalışan birkaç kişiyi de ziyaret ettim. Memurları da… Telefonla da konuştum bazılarıyla.
Tabii, önce müsait olup olmadıklarını sekreter vasıtasıyla öğreniyordum. Sekretere dedim ki “Hangi Sabahattin diyen olursa görüşmeyi iptal et…” Bahtiyarım ki hiç biri böyle demedi. İnanıyorum ki hepsi de çalıştığımız o günlere döndüler.
Çay kahve faslından sonra yemeğe indik. Yemekte genel müdür ve diğer öğretmen ve yöneticilerle görüştüm. Onlar da gıyaben tanıyorlar beni. Gıyaben tanınmak da güzel.
Ayrılırken  sekreterliğin önünden geçiyorduk ki sekreter içeri girmem için ısrarcı oldu. “Bu oda senin odandı” demesin mi? Ben çalışırken hiçbir zaman bu oda benim odamdı dememiştim; ama…
Dış kapıya kadar uğurlanmak da güzel; ama mahcup oluyor insan.
 Dedim ya duygular birbirine karıştı. Bir kere sadece yukarıda söylediklerimi görmedim. Bütün ölmüşlerimizi gördüm. Hepsine Allah’tan rahmet diliyorum. Başka yerlere gidenleri gördüm, gördüm gördüm… Herkese sağlık selamet.
Valla, yazı tertibinde bir hata yaptım galiba. Ölüleri başa alsam daha mı iyi olurdu. Çünkü coşkuyla başladım, hüzünle bitirdim. İşte bunun için ziyaret edemiyordum.
 17 gün değil, 17 hafta ya da ay değil 17 yıl sonra bile unutulmadığımızı görmek, ne yalan söyleyeyim çok çok hoşuma gitti. Yüreklerdeki sevgileri hissedince bayıldım…
Bir şey daha söyleyeyim mi? Hep unutmaktan şikâyet edip duruyorum değil mi? Sonra B12 kullanmam da bunu doğruluyor değil mi? Konuşma sırasında böyle böyle durumu dile getirdim. Bu arada 17 sene önceki günleri sanki 17 dakika önce olmuş gibi hatırlayınca yönetici arkadaşımız hayret etti. “Unutuyorum diyorsun ama…”
Daha önce de böyle durumlarla karşılaşmıştım. Bir arkadaş bana “Sende seçici hafıza var.” demişti. Eğitimle ilgili olanları hiç unutmuyorsun. Evet, dün ne yediğimi unutuyorum da…
Nerden başladık nereye geldik. Olsun varsın; kompozisyon yazmıyoruz ya…
Bu arada bütün arkadaşlarla fotoğraflar çektirdik. Ama hiç birini yayınlayamıyorum; çünkü müsaade almayı unuttum. Demek unutkanlık hâlâ devam ediyor.
Demesinler ki reklam ediyor diye okulun ismini de yazmıyorum. Aslında okulumuz reklama ihtiyaç duymayacak kadar büyük ve “okul gibi okuldur.”
Bugün de böyle geçti.
Geçti mi? Geçmedi. Günü aynen yaşıyorum şimdi. Sadece günü mü? Bütün geçmişi desem inanır mısınız? İnanın inanın. An içinde an var derler ya işte öyle bir şeyler oldu bugün.
Güzel anılarla olduğu kadar, güzellikleri beraberce yaşadıklarımızın dünyadan ayrılıklarının yüklediği duygularla da dolduk; ama taşamıyorum.
“Unutulmamak güzeldir.” diyebiliyorum ancak.
Sabahattin Gencal,
Hamidiye-Çekmeköy-İstanbul, 25.05.2017

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder