5 Mayıs 2017 Cuma

Toplumumuz akort edilmelidir



Herkes, çok az bir çabayla günlük yaşamdaki, yakın doğadaki, düşünce ve duygulardaki  karşıtlıkları/zıtlıkları görebilir. Açık deyişle herkes  dişi - erkek, genç- ihtiyar, az-çok, alt-üst,  fakir-zengin, aydınlık-karanlık, iyi-kötü, iyimser- kötümser, sevinçli -elemli, doğu-batı, küçük- büyük, zayıf -şişman, hızlı-yavaş, dost- düşman, ak- kara, mümin-kâfir, onurlu-onursuz, doğru-yanlış, hayır-şer  vb. birçok zıtlığı görebilir. Kısaca doğa da toplum da karşıtlıklarla doludur.
Karşıtlık konusu yüzyıllardan beri düşünürlerin kafasını meşgul etmektedir. Ben de zaman zaman karşıtlık konusunu düşündüm; ama bugün bu düşündüklerim adeta yaşadım:
Bugün 29. 04. 2017 bir akrabamın düğününe katılmak üzere evden çıkmak üzereydim ki oğlum telefon etti.  İzmit’teki bir akrabamızın vefat ettiğini cenazenin ikindi namazını müteakip kaldırılacağını bildirdi. Dünya bu, bir yanda düğün bir yanda cenaze merasimi. Aynı anda doğumlar ve ölümler…
Önce İstanbul’un bir ilçesinde bulunan düğün Sarayına gittim. Dostları tebrik ettim ve mutluluklar dileyerek izin istedim ve düğüne katılmadan ayrıldım.
İzmit’e gidinceye kadar Allah’ın hikmetleri üzerinde düşündüm. “Hikmetinden sual olunmaz” derdi büyüklerimiz. Ben sual etmiyor düşünüyordum sadece. Bu arada otobüsteki insanları hep bu açıdan gözlüyordum: kadın- erkek, genç-yaşlı- giyimli- giyimsiz, zayıf-şişman, saçlı-saçsız, örtülü- örtüsüz, sevinçli, elemli, konuşan-konuşmayan vb. Sanki karşıtlık konusu ile ilgili olarak 50-60 kişilik bir deneğin içine koydular beni. Bir taraftan da konuşmalara da dikkat ediyorum. Aman Allah’ım dertlerle yoğrulmuş nice kullar varmış.
Bir ara yan koltuğa bir beyefendi oturdu.  Onunla sohbet etmeye başladık. Daha doğrusu onu dinledim. Ben otobüslerde konuşmayı sevmem. Ama, kendimle çelişki mi sayarsınız bilmem yanımdakini konuşturdum. Beyefendinin konuşmalarını  ayrı bir çalışma konusu olduğu için geçiyorum.
İzmit’e cenaze namazının kılınacağı camiye gitmek üzere minibüse bindim. Şoförün arkasındaki camda;
HAYAT BAZEN;
Otobüsün sol camından etrafı izlerken,
sağ camından kaçırdıklarımızdan ibarettir.
Yazısı da düşündürdü beni. Demek ki hiçbir şey kaçırmamak gerekir.
Camiye vardım. Başsağlığı diledim. Akrabalarla, dost ve arkadaşlarla konuştum. Allah(cc) cümle ölülerimize rahmet kalanlarımıza da sağlık ve selamet versin.
Akşama doğru İstanbul’a hareket ettim. Dönüş yolunda da karşıtlık konusunu düşündüm.
Hayatımızdaki karşıtlıklar gün gibi açık seçik olarak geçti gözümün önünden. Ama geçmekle kaldı. Karşıtlıkların nedenleri, niçinleri, yarar ve zararları vb. gibi konularda işin içinden çıkamadım.
Konuyu daha ileriye de taşıyamadım. Yani dünya ve kâinattaki, âlemlerdeki karşıtlıklar üzerinde kafa yoramadım.
Konunun uzmanları dünya ve kâinattaki zıtlıkları görebilir. Özel yetenekte olan bazı kimseler de âlemlerdeki zıtlıklar hakkında tahminlerde bulunabilir.
Şahsen tüm karşıtlıkları fark etsem ne olur ki, hiç.
Karşıtların farkında olmak hüner değil; hüner Karşıtların Birliği ve Savaşımı Yasasını bilmek ve kanaatleri  ona göre belirlemek, adımları ona göre atmaktır.  
Sağsalim Çekmeköydeki ikametgahıma geldim. Beden yorgunluğum geçti; ama kafama takılan konu ağır gelmeye başladı bana. Bilgilenmek için internete girdim. Epeyce bilgiye ulaştım. Kafam biraz karıştı. Biraz diyorum. Allah güç verse de verileri yoğurup yoğurup hamur yapabilsem; sonra da pişirip ikram edebilsem. Ama beceremedim. Yalnızca şu kadarını yazabilirim:
Herakleitos’un daha şiirsel ifadesini kullanmak gerekirse, “bir müzik aletinin telleri ve yayının karşıt gerilimleri gibi, farklılaşarak birbiriyle uzlaştığı” belirli bir simetri vardır.”  Cümlesiyle ne anlatılmak istendiğini tam olarak anlamış değilim. Bundan hareketle diyorum ki toplumumuzun akordu bozuldu. Her şeyden önce toplum akort edilmeli. Yine üzülerek diyorum ki toplumumuzu akort etmesi gerekenler aksine  gerilimi artırıyorlar, bazı kesimleri ötekileştiriyorlar. Biz devletin bekası  derdinde, geçim derdinde adamlar seçim derdinde…
Bazen umutsuzluğa düştüğüm oluyorsa da umutlu yanım ağır basıyor. Bu konuda, bu anda  aklıma geleni   yazayım. Bir pilli el feneri düşünün pilleri artı-eksi kutuplarına göre koymazsanız fener ışık vermez. Yani artılarla eksilerle dolu insanlarımızı öyle yanyana getireceksiniz ki kafalar aydınlansın.
Aydınlık yarınlar dileğiyle…
Sabahattin Gencal,
Hamidiye-Çekmeköy- İstanbul, 07. 07. 2017
***************************************************


Yoğurup hamur yapmanız  ve pişirerek ikram etmeniz dileğiyle, sevinçle hüznümün birleştiği bir akşamda internetten topladığım verilerden alıntılar sunuyorum:

"Düşünüp ibret alırsınız diye her şeyden çiftler yarattık." (Zariyat, 51/49)
Müfessirler “her şeyden çift çift yaratma”nın anlamını açıklarken daha çok “gece-gündüz, erkek-dişi, yer-gök, insan-cin, iman-küfür, ay-güneş” gibi karşıtlık örnekleri üzerinde durmuşlardır.
Taberî bunu “Cenâb-ı Allah’ın her yarattığının yanı sıra amaç ve işlevi itibariyle ondan farklı bir ikincisini yaratması” şeklinde anlamanın uygun olacağı kanaatindedir.
Yine Taberî’nin izahına göre burada esas amaç Yüce Allah’ın yaratma sıfatına dikkat çekmektir. O’nun yaratmasını -meselâ ateşin yakma özelliği gibi- tek sonuçlu olarak algılamamak gerekir, O dilediği her şeyi dilediği biçimde yaratma gücüne sahiptir (Taberi, XXVII/8-9).
*
Doğada, toplumda ve bilinçte tüm nesneler, olaylar ve süreçler içlerinde bir karşıtlık (eş deyişle eytişimsel iç çelişki) taşırlar, bu karşıtlık tüm devim ve gelişmenin kaynağıdır. Bu karşıtlıklar hem bir ‘birlik’ (biri olmadan öbürü de olmaz) hem de bir ‘savaşım’ (biri öbürünü sürekli olarak dıştalar) içindedirler, birbirlerine geçişirler (biri öbürünü sürekli olarak alt etme, onun yerine geçme eğilimindedir). Doğa, toplum ve bilinç bu evrensel yasayla işler ve gelişir. http://www.felsefe.gen.tr/felsefe_sozlugu/k/karsitlarin_birligi_ve_savasimi_yasasi_nedir_ne_demektir.asp
*
Diyalektikçi, karşıtları hiçbir zaman ayırmaz, onları çözülmez birlikleri içine koyar.
"Yaşam olmaksızın ölüm olmaz; ölümsüz de yaşam olmaz. 'Üst' olmadan 'alt' olmaz, 'alt' olmadan 'üst' olmaz. Talihsizlik olmazsa talihlilik olur mu? Talihlilik olmazsa talihsizlik olur mu? Kolaylık olmaksızın zorluk olmaz; zorluk olmaksızın kolaylık olmaz. Ağa olmazsa yarıcı olmaz; yarıcı olmazsa ağa olmaz. Burjuvazisiz proletarya olmaz; proletaryasız burjuvazi olmaz. Ulusların emperyalistler tarafından sömürülmesi olmasa, sömürge ve yan-sömürgeler olmaz; sömürgeler ve yarı-sömürgeler olmasa, ulusların emperyalistler tarafından sömürülmesi olmaz.
Bütün çelişik yönler, belirli koşullar nedeniyle özdeş değil diye nitelendirilir ve bunların çelişik olduğu söylenir. Ama, bunlar, aynı zamanda özdeşlikleriyle de nitelendirilir ve birbirlerine bağlıdırlar."
*
Doğa çiftler halinde iş görüyor gibi görünmektedir. Atomaltı düzeyde “güçlü” ve “zayıf” kuvvetler görüyoruz; çekme ve itme; manyetizmada kuzey ve güney; elektrikte pozitif ve negatif; madde ve anti-madde; biyolojide erkek ve dişi, matematikte çift ve tek; hatta atomaltı parçacıkların spinine ilişkin olarak “sağ el ve sol el” kuralı. Çelişkili eğilimlerin, Feynman’ın deyişiyle “birbirlerini dengelediği,” ya da Herakleitos’un daha şiirsel ifadesini kullanmak gerekirse, “bir müzik aletinin telleri ve yayının karşıt gerilimleri gibi, farklılaşarak birbiriyle uzlaştığı” belirli bir simetri vardır.
Pozitif ve negatif olarak adlandırılabilecek iki tür madde vardır. Benzer olanlar iter, benzer olmayanlar çeker.
*
Karşıtların savaşı, oluşun zorunlu ve tek şartıdır. Herakleitos şöyle der; eğer karşıtlıklar arasındaki savaş olmasaydı hiçbir şey olmazdı. Kozmos karşıtlıkların savaşının meydana getirdiği bir uyumdur:
“Karşıt olan şeyler bir araya gelir ve uzlaşmaz olanlardan en güzel uyum doğar. Her şey çatışma sonucunda meydana gelir.”
Varlıkların meydana gelişi ancak birbirlerine zıt olan ve bundan ötürü birbirlerini devam ettiren zıtların çatışmasına bağlıdır.
*
Zıtlıkların yanı sıra, zıt olan unsurlar bir birlerini tamamlamaktadır. En başta, bir erkek ve bir kadın olmak üzere dünyaya gönderilen Hz. Adem ve Havva en başta birbirlerini tamamlayan iki insandır. Sonrasında ise, Habil ve Kabil, iyilik ve kötülüğü sembolize eder. Karanlık ve aydınlık, gündüz ve gece, ak ve kara gibi pek çok zıt kavramlar, kendi aralarında zıt ve bir birlerini tamamlarlar. Bu durum, Kur’an-ı Kerimde “Biz her şeyi çift yarattık” ayeti ve “Her şey zıddıyla bilinir” gerçeği ile ifade edilmektedir. Bu durumu 5.000 yıl önce Çin’de bir felsefe olarak ele alınan Yin Yang ile açıklanmış ve belli prensipler ortaya koyulmuştur.
Sonuç olarak;
Her sistem zıddını otomatik olarak meydana getirdiği için, özellikle sosyal olaylarda ötekileştirecek hareketlerden kaçınmak gerekir. Herkes, özellikle yöneticiler ve toplumun önünde yer alan kimseler, ülkede yer alan, toplumları ötekileştirmemeye, ötekiliği çağrıştıran kelime ve cümleler kullanmamaya özen göstermek gerekmektedir. Yoksa, bir müddet sonra, ötekileştirenlerin ötekileştiğini görmek mümkün olacağı açıktır.
Haziran 2013, Kayseri________________________________________
[1] Yin ile Yang, http://tr.wikipedia.org/wiki/Yin_ile_Yang
*
İşte bu zıtlıklar dünyasında, Tanrının özene bezene yarattığı insanoğlu da zıtlıkları bünyesinde toplayarak yeryüzünü şereflendirmiştir.
Yüce Allah Kur'anı Kerimin MEARİC Suresinin 19 uncu ayetinde :
“İşin gerçeği şu ki insan; aceleci, sabırsız, tahammülsüz yaratılmıştır."
20 inci ayetinde : "Kendisine kötülük - hoşnutsuzluk dokununca, basar bağırır." 21 inci ayetinde ise : "Kendisine hayır ve nimet ulaşınca ondan başkalarının yararlanmasına engel olur."
Demekte ve yaratmış olduğu insanoğlunun bazı zaaflarını böylece ona duyurmaktadır.
Yukarıda belirtmiş olduğumuz gibi Tanrı yarattığı her şeyde zıtlıklara yer vermiştir İnsanoğlunun ruhu da zıtlıkları ve yukarıda söylediğimiz ve bizzat Tanrının Kur’an’ı Kerimde bildirdiği zaafları bünyesinde taşımakta, insan kalıbı içerisinde bu zıtlıklar ve zaaflar ile beraber hayatını idame ettirmektedir.
İşte ruhumuzdaki en büyük zıtlık iyilik ve kötülük kavramlarında kendisini göstermekte olup daha sonra insanoğlu, günah ve sevap kavramları ile tanışmaktadır.
Gene burada bir sual akla gelebilir. Tanrı hep iyi yaratamaz mı idi. Pek tabii ki, yaratabilir ve her şey iyi olurdu belki. Ancak Tanrı insandaki iyi ve kötü, güzel ve çirkin zıtlıklarını onun ruhunda oluştururken, Ona bir taraftan da sesleniyor:
Ey kulum ben sana akıl verdim diyor.
İşte yeryüzündeki insanoğlu o mükemmel varlık, iyiyi, güzeli, kötü ve çirkinden ayıracak ve kendisi doğruyu bulacaktır.
Pek tabidir ki doğru aranırken yol göstericilere de ihtiyaç vardır. Ancak yol doğru, yol gösterici uygun olmalıdır. İşte Hazreti Mevlana bu yol göstericiler içerisinde bütün dünya için çok önemli bir kilometre taşıdır.
Şimdi gene bu yol göstericiye dönelim :
İnsana ilk yapması gereken iş olarak kendini tanımasını öneriyor.
"Bir can var canında o canı ara!
Beden dağındaki gizli mücevheri ara!
Ey yürüyüp giden dost bütün gücünle ara!
Ama dışarıda değil, aradığını kendi içinde ara!"
Demek ki insana ancak kendisi yardım edebilecektir doğruları bulmakta.
         *
Hayatı Anlamlı Kılan Zıtlıklar Üzerine
Zıtlıklarla dolu olan bu dünyada sanırım bize düşen bu zıtlıkların olduğunu ve hep olacağını unutmamaktır. Olumsuz şeyler olduğunda yani hayatın siyah yüzü ile karşılaştığımızda hayata karşı dik durabilmeyi bilmeli, yere sağlam basabilmeli ve hayatın siyah yüzünden sonra beyaz yüzünün de muhakkak geleceğini unutmamalıyız. Değil mi ki karanlığın en yoğun olduğu an, aydınlığa en yakın olunan andır. Aydınlık günlere…
Yazar Muammer Karabıçak • 21 ekim 2013
http://otekiyuz.com/hayati-anlamli-kilan-zitliklar-uzerine/
*
Zıtlar aleminde zıtları ortadan kaldırmak ahengi bozacaktır. Aksine zıtlıkları anlayışla karşılamak, işleri kolaylaştırmak, sevdirmek çıkar yoldur.
Bu koruma ve kurtarmayı yaparken baskıcı, zorlayıcı değil tebliğ ve teklif yolunu seçmek doğrudur.
Hiç  kimseyi dinî  inanışlarından dolayı yargılamak kimsenin haddi değildir. Hristiyan, Yahudi, Müslüman, Budist, Ateist ne olursa olsun hepimiz uyum içerisinde yaşamak zorundayız. Ahengi zorla bozmaya çalışırsak çıkan huzursuzluktan payımıza düşeni alırız.
*
Doğu veya İslam dünyası, bu çerçevede şey ve kavramlara “hayır” ve “şer” cephelerinden bakmıştır. Bu itibarla Câhız, başlangıcından beri dünya düzenini hayırla şerrin, faydalı ile zararlının imtizacına (uyuşma) bağlar.
Câhız’a göre eğer dünyada sadece şer bulunsaydı bütün varlıklar helak olurdu. Aksine eğer sırf hayır bulunsaydı o zaman da yükümlülükler (imtihan, külfet) düzeninden söz edilemezdi. Ayrıca şerden kurtulup hayrı gerçekleştirmek için düşünmenin sebepleri ortadan kalkardı; düşünmenin kalkmasıyla da hikmet yok olurdu (Çağrıcı 1998: 45).
Tek tek ele alınıp değerlendirildiğinde olumsuz değerlerin, yıkıcılığı ve düzensizliği ön plana çıkarken, bir bütün olarak değerlendirildiğinde “küllî” yapı içerisinde bu olumsuzluklar, bir düzenin parçası olarak karşımıza çıkmaktadır. Nitekim canlı tabiattaki başlıca şer (olumsuzluk) çeşitlerinden olan elemler, görünüşte şer gibiyse de canlıların varlıklarını sürdürmelerine katkıda bulunması bakımından hayır sayılmalıdır.
İbn Teymiyye ise şerri, sırf yokluk ve kısmî yokluk şeklinde ikiye ayırarak var olan bir şeyin sırf şer olamayacağını ifade eder. Çünkü var olan her şeyde mutlaka bir yarar, bir hayır bulunması gerekir. Zira Allah hiçbir şeyi hikmetsiz yaratmamıştır (Çağrıcı 1998: 45).
Bilindiği gibi bu dünyanın, top yekun üst âlemin bir sembolü olduğu veya bu dünyadaki her şeyin tek tek üst âlemdekileri sembolize ettiği düşüncesi yaygındır. Bu noktada ideal sembollerden birisi de gül dalıdır. İnsanın mizacı, gülün dalındaki dikenlerin olmaması taraftarıdır; zira böylesi çok daha hoş olacaktır. Ancak unutulan şu ki, gül dalında gülü anlamlı kılan dikenin oradaki varlığıdır. Eğer şeytan olmasaydı, insan insaniyetinin farkına varamayacaktı. Eğer insanda nefis (emreden) olmasaydı, insanın mücahede ve gayretine gerek kalmayacaktı. Eğer rakip (kıskançlık, gayret) olmasaydı, âşık bi-hakkın âşık olamayacaktı. Eğer zahit 3 olmasaydı, rint ve rintlik bilinmeyecekti. Eğer “esfel-i sâfilîn” olmasaydı, “eşref-i mahlukât” olmayacaktı.
http://turkoloji.cu.edu.tr/ESKI%20TURK%20%20EDEBIYATI/ali_yildirim_antakyali_munif.pdf

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder