6 Mayıs 2017 Cumartesi

İşte çalışma ortamım


Çalışma odamdayım.

Pencerenin kenarındaki çalışma yerime geçiyorum.

Döner sandalyeme oturdum.

Çalışma masama doğru döndüm.

Arkamda kütüphanem.

Karşımda özel olarak yaptırdığım aynam.

35 yıl öğretmenlik ve okul yöneticiliği yapmış bir emekli öğretmen olarak aynaya bakıyorum:

Karşımda ne öğrencilerim, ne öğretmen ve memurlarım, ne de velilerim var; fakat hepsinden izler taşıyan ben varım.

Karşımda ne rahmetli olan büyüklerim, ne rahmetli olan eşim, ne de uzakta olan aile bireylerim var; fakat hepsini yüreğinde taşıyan ben varım.

Karşımda ne çarşı pazardakiler, ne sokaktakiler, ne de saraydakiler var; ama hepsinin derdiyle dertlenen ben varım.

Aynanın üzerine bir yazı yazdırdım:

ÖNCE
KENDİNİ GÖR
SABAHATTİN GENCAL
==============
İnşallah, bütün çalışmalarımda, davranışlarımda ve işlerimde “Önce kendini gör” sözüme, ilkeme sadık kalmaya çalışacağım.

*

Şimdi masamın üzerindekilere bakıyorum:

Okumakta olduğum Kur’an-ı Kerim tefsir kitapları… İnşallah öğrendiklerimi paylaşabilirim.

Kâğıt dosyası, defter ve kalemlik… Bir sözü hatırlayıverdim: “Kitap, kalem ve defter bunlar bizi adam eder.” Dualarımda “Ya Rabbim, yaratılış amacıma uygun bir kişi olmamı nasip et.” diye niyaz ederim.

Akıllı ve akılsız telefonlarımda masa üstünde… Dostlarla görüşmek güzel.

Bir eski saat var. Her gün iki defa kurmasam durur. Bazılarımızı da böyle kurmak mı gerek diyen bu saati atamıyorum.

Arada bir hüzünlü şarkılar dinlediğim kasetli bir radyom da var.

Bir de masa lâmbası var, geceleri masamı aydınlatan.

*

Sağa dönerek penceremden bakıyorum:

Solda bir meslek lisesi ve liseye ait bir kapalı spor salonu, tam karşımda camimiz. Onların arkasında park ve villalar, apartmanlar…

Allah’ın(cc)  bir lütfu ezan sesini de duyuyorum, okul zil seslerini de. Öğrenci çığlıkları çığlıkların en güzeli. Cami açtığımda anonsları da duyabiliyorum:

 “Sevgili öğrenciler şimdi ders zamanı. Bir iki dakika sonra sevgili öğretmenler iyi dersler…” 

Bir ara ben de bu anonslara göre mi çalışsam diyordum; ancak ayak uyduramam artık…

Bir ara not yazayım: Allah kendilerinden razı olsun oğullarım, gelinlerim ve torunlarım benim istediğim gibi bir daire bulmak için çok gezdiler, çok çabaladılar ve nihayet böyle havası temiz, sakin; parklara, duraklara yakın; çarşı pazara da uzak olmayan bir yer buldular bana.

*

Şimdi çalışma masamın hemen sağında bilgisayar masasına bakıyorum:

Hemen solda Kocaeli Valiliğinin bir yazı yarışması sonunda verdiği bir vazoda güller. Peygamberimizi (s.a.v) hatırlatan, gözü ve hafızayı beslediği söylenen güller.

Bilgisayar ekranı… Ekranda yalnız benim seçtiklerim görünür.

İki küçük biblo da var. Masanın üzerindeki bibloyu yazmayı unutmuştum. Biblolar çok ucuz. Sadeliği hatırlatmaları yeter.

Küçük çantam da göreve hazır olarak bekliyor.

Fare de üste. Klavye ve diğerleri alt kısımda her şey yerli yerinde.

Her şeyin yerli yerinde olması kolaylığın ötesinde bir estetik duygusu kazandırmaz mı?

*
Arkama dönüyorum. Ters düz oluyorum yani. Ayna arkamda kaldı. Önümde kitap dolu üç dolap. Hepsi kapalı. Kapakları sonradan yaptırdım. Kitaplar görünse belki daha iyi olurdu. Her neyse, burada üzülerek şunu ifade edeyim. Pek çoğunu unuttum okuduklarımın. Öyle ki kitapları sanki yeni almış gibiyim. Kitapları yeniden okumam nasip olur mu Allah bilir. Ama en azından bazılarını açar ve göz gezdiririm. Kitaplar gıdam benim.

*

Dönmeye devam:

Karşımda bir oturma grubu. Eşim vefat ettikten sonra gelenim gidenim yok gibi; ancak çocuklarım, torunlarım sağ olsunlar şenlendiriyorlar odayı da, beni de

Bu arada torunumun yanımda kaldığını, Allah razı olsun bana hizmet ettiğini de yazayım.

Bir ara not daha yazayım: rahmetli eşim okur temsilcimdi. Yazılarımı önce ona okurdum. Tavsiyeleri doğrultusunda düzelterek paylaşırdım. Şimdi ise? Bazen torunum olur okur temsilcim, çok nadir olarak da oğullarım.

*

Ve tam karşımda, Pencerenin karşısındaki köşede asılı duran bir çerçeve. Boş çerçeve.

Rahmetli eşimle benim fotoğrafımı asmıştım, bu eve gelmeden önce oturduğum evde. 

"İyi değil" dediler. “Bana yüklediği duyguları çekerim” diyordum; ama “Ölüye de azap olur." dediler. Zerre bir ağırlık vermek istemem. Fotoğrafı kaldırdım. Ne oluyor biliyor musunuz? Bu boş çerçevede eşimin bir değil bin bir fotoğrafını görüyorum. Bu da mı sakıncalı?

Sakıncalı denirse boş çerçeveye şu duamı yazacağım:



Düşünüyorum da, çalışma odam, masam, aynam, penceremden gördüklerim vb. hep güzel sembollerle dolu. Bana bu semboller üzerinde düşünerek fikir üretmek düşüyor.

Yüce Rabbimden karınca kadarınca güzel fikirler üretmem ve  paylaşabilmem için kolaylıklar niyaz ediyorum.

Allah (cc) Hepimizin yardımcısı olsun.

Sabahattin Gencal,

Hamidiye- Çekmeköy- İstanbul



2 yorum:

  1. Yeni evinizde güle güle oturun Sabahattin Bey. Evinizin konumu çok iyi seçilmiş. Bu çok önemli. Allah çocuklarınızdan razı olsun. İyi günler dilerim...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba,
      Yorumunuz ve iyi dilekleriniz için çok teşekkür ederim.
      Hayırlı günler dileğiyle...

      Sil