9 Mayıs 2017 Salı

“Bana cümleni söyle sana ruh halini söyleyeyim.”


“Bana arkadaşını söyle nasıl biri olduğunu söyleyeyim.” yaygın sözünü çok duydum; ama “Bana cümleni söyle sana ruh halini söyleyeyim.” Cümlesini ilk kez duyuyorum.  Sayın Sebahattin Yaşar Bey’in 03 Mayıs 2017 tarihli Yeni Asya Gazetesi’ndeki köşe yazısının başlığı düşündüren çok ilginç bir başlık.

Bu başlığı okuyunca, yazıyı da hemen okumaya mı başladım dersiniz? Hayır, ilk ve orta öğretim kitaplarını hatırlayacaksınız; konuya girmeden önce hazırlık çalışmaları yapılır. Ben de az da olsa bu yöntemi kullanırım. İlginç ve önemli bulduğum başlıkları okuyunca duraklar ve hazırlık çalışmalarına başlarım.

 Ben, defalarca söylediğim gibi 35-40 sene kadar Kendimi Görme Denemesi adlı bir kitap yazmaya başlamıştım. Hâlâ deneme safhasındayım, başka deyişle kendimi hâlâ göremedim. Bu konuda bunca eser okudum. Anladığım şudur: “İnsan, birçok bulgulara rağmen hâlâ meçhuldür.” Durum böyleyken bir cümleyle insan ruh hali nasıl meydan çıkabilir diye merak ettim. Sözü edilen köşe yazısını okumayı, hazırlık yapmak üzere erteledim.

Böyle hazırlık çalışmaları sadece okullarda yapılmıyor. Birkaç ay önce Sayın İstanbul Milletvekili İlhan Kesici Bey’in bir konuşmasını televizyondan izledim. O da, öyle yaptığını söyledi. Okurken bir an duruyor, geri kalan bölümler hakkında düşünüyor. Bunun yararlı olduğunu söylüyor. Ben de bu yöntemin yararlı olduğunu tespit ettim; ama “Meşhur birinin sözüne daha çok itibar edilir.” düşüncesiyle Sayın Kesici Bey’den örnek verdim.

Biraz önce Yaşar Bey’in “Bana arkadaşını söyle nasıl biri olduğunu söyleyeyim.” başlıklı yazısını okudum. Doktorların tahlil ve incelemelerden hareketle hastalığı teşhisinden örnekler veriyor ve kelimelerin de tahlil edilebileceğini belirtmek istiyor. Tabii kelime ve cümle vurgusuna tonlamaya da dikkat çekiyor.

Yaşar, Bediüzzaman Hazretleri’nin Münâzarât adlı eserinden de söz ederek uzman olmak gerektiğine vurgu yapıyor. Hangi kelimelerin, nasıl bir vurgu ile söylenirse duygu değerlerinin ne olacağını kestirmek için tecrübe gerekir.

Şimdi, siz de bir an için, bu yazıya ara vererek, bu konudaki duygu ve düşüncelerinizi gözden geçirin lütfen.

*
Günümüz Türkiye’sindeki siyasetçilerin konuşmalarını hatırlayıverin. Tabii hepsini hatırlayamazsınız. Ünlüleri hatırlayın yeter. Yeter derken ne kast ediyoruz? Ne kast edeceğiz, siyasetin ne hallere düşürüldüğünü anlamak için ünlülerin üslupları ipucu olmaya yeterlidir. Siyaset, aslında yurdumuza, ulusumuza ve insanlığa bir hizmet aracı iken nasıl bir menfaat aracı olduğunu, nasıl bir egoları tatmin aracı olduğunu, siyasetçilerin konuşmalarından anlayabiliriz.

 Anlayabiliriz derken sizleri yanıltmayalım. Herkes de anlayamaz. Bilemediğimiz merkezlerden yöneltildiği söylenen algı operasyonlarıyla halkımızın bilinçaltı bombardımana uğratılıyor. Bu bombardımandan sağ çıkabilen beyinler de etkili olamıyor.

İnsan kendinden de şüphe ediyor. Bu bombardımanların radyasyon tesirine maruz kaldım mı kalmadım mı?

Sebahattin Yaşar Bey “Bana cümleni söyle sana ruh halini söyleyeyim.” diyor; ama ben, sizlere kolaylık olsun diye çok cümle yazdım. Öyle de olması gerekli; çünkü söylerken tonlama ve vurgular var; ama yazarken…

Bu anda ne hatırladığımı tahmin edebilir misiniz? Hani, ismini bu an hatırlayamadığımız bir yazar ve şairimiz; “Üslubu beyan aynıyla insan” diyordu. Sözünü ettiğim yazı acaba buradan hareketle mi kaleme alındı? Nereden hareket edilirse edilsin, yeter ki güzel ve yararlı bir sonuca ulaşılabilsin.

Bütün sözlerimizin ve yazılarımızın doğru, güzel ve yararlı olması dileğiyle…

Sabahattin Gencal,
Hamidiye-Çekmeköy- İstanbul, 09. 05. 2017



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder