29 Mayıs 2017 Pazartesi

Ateş ocağımıza düşmeden gereğini yapmalıyız

Sabahattin Gencal
Çekmeköy'ün Hamidiye Mahallesi'ndeki
Huzur Camii'nin önünde
**


Allah’a (cc) şükürler olsun ki her Ramazanda olduğu gibi 2017 Ramazanında da, yararlı olacağını umduğum etkinlikler yapılmaktadır. Sosyal dayanışma ve kaynaşma adına yapılan etkinliklerin hiçbirine katılamıyorum. Ne iftar çadırlarına gidebiliyorum, ne konserlere, ne sohbetlere, ne de konferanslara. Şikâyetçi değilim. Allah bugünümüzü aratmasın. Evimizin karşısındaki Camiye gidebiliyorum ya… Sağ olsun,  hocamız da aydınlatıcı vaazlar veriyor.
 Gündüzlerim de, gecelerim de genellikle evde geçiyor. Her zamanki gibi okumaya çalışıyorum. Yeni yazı yazmakta zorlanıyorum; onun için önceden yazdıklarımı okuyorum. Gazete, dergi, kitap ne bulabiliyorsam okuyorum. Tabii, okuyorum derken seslendirmekten söz etmiyorum. Anlamaya çalışıyorum; uygulamaya çalışıyorum.
 Her zaman olması gerekir ya çok defa Ramazan aylarında bedenen ve ruhen arınma, muhasebe yapma, ibadetlerle meşgul olma vb. faaliyetlerimiz oluyor.
İnşallah her zaman nefis muhasebesi yapabiliriz:
“Nefis muhasebesi; kişinin kendisiyle yüzleşmesi, kendini kontrol etmesidir. Buna günümüzde otokontrol denmektedir. Nefis muhasebesi yapmak, diğer yaratılanlardan farklı olarak, insana verilmiş olan akıl ve iradenin bir gereğidir. İnsanların kendilerini muhasebe etmesi, Allah’a kulluk görevini hakkıyla yerine getirebilmesi; dünya ve ahiret mutluluğuna kavuşabilmesi için kaçınılmazdır.” [i]
 Bu konuda birkaç yazı yazmıştım. HEEY’de 14 Aralık 2016  günü "Güneş umuttan şimdi doğar" başlığı ile yayınladığım yazımdan birkaç paragraf okuyalım:
İki günü birbirine eşit olan aldanmıştır, zarardadır.” sözünü yaygın olarak kullanmakta fakat maalesef gereğini yapmamaktayız. Kimilerinin uydurma hadis, kimilerinin de zayıf hadis dedikleri bu sözden anladığımız her an ilerlememizin gerektiğidir. Hem dünyamızın, hem ahiretimizin mamur olması için ilerlememiz şarttır.
İlerleme derken hem nicelik hem de nitelik bakımından ilerlemeyi kast ediyoruz. Yine hukukta, eğitimde, ekonomide, yönetimde vb. alanlarda ilerlemeyi kast ediyoruz.
“Halk arasında hayli yaygın olan bu cümle, aslında uzun bir hadisin bir parçasıdır. Hadisin aslı şöyledir: “İki günü birbirine eşit olan aldanmıştır. Bugünü dününden kötü olan lanetlenmiştir.”   
İnşallah lanetlenmiş bir toplum olmayız. İnşallah çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkarız.
Tabii, ilerlemek için “inşallah” “maşallah” yetmez. Çok çok           çalışmamız gerekir. Çalışmamız gerekir derken sadece yöneticilerimizin, memurlarımızın değil hepimizin çalışması gerektiğini kastediyorum. Hepimiz uhdemize düşen görevlerimizi bihakkın yerine getirmeliyiz.
“Toplumların yapısının sağlamlığı, onu oluşturan fertlerin, kendilerini nefis muhasebesine tabi tutan kişilerden oluşmasına bağlıdır. Zira böyle bir toplumun bireyleri, toplumun menfaatlerini, kişisel menfaatlerinden üstün tutup, karşılıklı haklara saygı duyar; oluşacak problemleri ortak kabul ederek, birlikte çözüm yolları arama duyarlılığı gösterirler. Günümüzde bu hasletlerin yerine, toplumların, birbirinin canına, malına kasteden, hak ve hukuk tanımayan; kendi ırkını, dinini, malını, canını, başkasından üstün gören bir yapıya bürünmesi; bu toplumların nefis muhasebesi yerine, “nefsi için yaşayan” insanlardan oluştuğunun açık bir göstergesidir.” [ii]
Sizden biri kendi nefsi için istediği şeyi kardeşi için de istemedikçe (kâmil bir) mü’min olamaz.” [iii]
Şahsımla ilgili muhasebe defterini bile hakkıyla tutamıyorum. Nerde kaldı toplumumuzun içinde bulunduğu durumu tespit edebilme. Hem, toplumun içine giremeyen birinin, bu biri kim olursa olsun muhasebesi sağlıklı olamaz düşüncesiyle bazı âlimlerimizin yazılarını okudum. Bunları aktarmak güç. Ama bir aydınımızın yazısından aktardığım, benim de katıldığım düşüncelere yer vereceğim:  
Gazeteci İpek Özbey’in 28.05.2017’de Hürriyet Gazetesi’nde yayımladığı röportajı okudum.[iv] Türkiye Cumhuriyetinin 16. Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu ile yapılan röportajın her cümlesinden büyük dersler alınabilir. Ben birkaç paragrafı yorum katmadan veriyorum:

Ortadoğu toplumları barut fıçısı gibi. Birbirlerine duydukları öfkeyi mezhep, din duyarlılığı veya öteki üzerinden dile getiriyor, onlar üzerinden kimlikler şekilleniyor. İslam dünyasının bir kısmı, mesela Şia kesimi 13 asırdır böyle bir öfkeyle yoğruldu. Sonra bu öfke kendilerine de zarar verdi. Sünni kesimde de hep ötekileştirme ve öfke var. Böyle giderse ateş ocağımıza düşer ve bizi de parçalar.

Kuran’ı Kerim ile aramız açıldı. Kuran’ı Kerim’in bize verdiği öğütlere kulak tıkadık ve kendi yanlışlarımıza kendimiz fetva verir olduk. Çünkü dini bilgi üretiminde metot kalmadı. Serbest pazar mantığıyla fetva arayan, müşteri memnuniyetine göre fetva verenler kapladı ortalığı. İslam âlimlerinin içinde yaşadığı hayatla ve gerçekliklerle bağı koptu. Üçüncü, beşinci asırda yazılan kitaplardaki bilgileri tekrar ederek insanlara dini anlattığımızı düşünemeyiz.
Her şeyin altüst olduğu, fırsat eşitliğinin olmadığı, işgaller altında umutların tükendiği, siyasal katılımın olmadığı toplumda sadece din anlatarak insanları mutlu edemeyiz. İslam dünyası acilen bilgi, çalışma, üretme, temizlik, sosyal barış, sosyal adalet, insan hakları, kadın hakları, çevre, özgürlükler, ötekinin hakkı gibi temel konularda zihnini durultmak ve bu konularda mesafe almak zorunda. İslamiyette ibadet sadece kıldığımız namaz değildir. İnsanlığa, dünyanın imarına, sulha, barışa hizmet eden her davranış ibadettir.
İslam düşüncesi maalesef bu yüzyılda kapitalizmin ve serbest piyasa ekonomisinin payandası haline geldi. İslam’ın ana kaynaklarının verdiği mesaj sosyal adalet ve hakkâniyet eksenindedir. Ama ne hikmetse İslami düşüncede bu sosyal adalet fikri, fakirin ve mağdurun yanında olma fikri zayıflayıp, giderek güçlünün, zenginin yanında olan bir dini söylem gelişti.
Burada birçok kesimin suçu var ama İslam âlimlerinin de var. Bizim çağdaş ulema, sermaye ve ekonomik ilişkiler konusunda çağın gerektirdiği bütün taleplere uygun fetvalar üretmeye başladı. İslam uleması tıkandığımız ekonomik alanlarda sorunları aşmada son derece mahirler. Ama insan hakları, kadın hakları, ötekinin hakkı ve özgürlüğü, cinsiyet ayırımcılığı, sosyal adalet gibi daha geniş tabanlı konuları gündeme taşımaya pek istekli değiller. Sadaka ve iane kültürüyle ya da retorikle bunları sağlayamayız.
Bazı Müslümanlarda İslam ahlakı eksik olduğu için Kör bağnazlıklar ahlakımızı da buharlaştırıyor. Niyet okumalar, iftiralar da beraberinde geliyor. Bazı Müslümanlar söze din, ahlak, sevgi diye başlıyor, iki satır sonra dili kılıçlaşıyor, “sapık”, “modernist”, “şucu bucu” diye önüne geleni etiketliyor.
Bugün birçok dini cemaat birer ekonomik sektöre dönüştü. Unutmamalı, Türkiye’de dini gruplar kamusal alana sirayet etmeye başladığı, kapalı ve kayıtdışı olup kendilerine göre dini eğitim vermeye başlarsa sorun büyür, FETÖ’deki gibi. Ülke benzeri oluşumlara gebe demektir.
Şimdi televizyon programlarını izleyeceksiniz. Reytingi en yüksek programlar en çok menkıbenin anlatıldığı, en çok gözyaşının döküldüğü programlar. Din artık melankoli ve gözyaşı olarak sunuluyor ve algılanıyor. Böyle bir din anlayışı sizi dünya sahnesinde yukarı çeker mi? Hazreti Muhammed’in hayatını öyle bir anlatıyorlar ki, öyle bir hayatın örnek alınması ve yaşanması mümkün değil. Bugün İslam dinini gizemli, esrarengiz bir din olarak sunanlar, asılsız kutsallıklar üretenler aslında kendi din ticaretleri için müşteri artırımı peşindeler. Bu da beni mahcup ediyor.
Geniş halk kitlesi istiyor diye menkıbe ve hurafe dolu bir din anlatanlar farkında olmadan dinin toplumları uyuşturduğu tezini de desteklemiş oluyor. Anadolu’dan gelip, bunu dini bilgilendirme sananlara, boynu bükük dinleyen garip Anadolu insanımıza üzülüyorum.
Biz Müslümanlığı sadece inanma ve namaz, oruç, hac gibi belli ritüelleri yerine getirme olarak algıladığımız sürece bu mahcup edici durum devam edecektir. Allah, “Dünyaya inanan ve yararlı iş işleyenler egemen olacaktır” diyor.
Bardakoğlu’nun, bir nevi durum tespiti olan yukarıdaki düşüncelerini herkesin iş işten geçmeden değerlendirmesi gerekir. Daha önemlisi atacağımız her adımı bu değerlendirme ışığında atmalıyız. Evet, Bardakoğlu'nun deyişiyle ateş ocağımıza düşmeden gereğini yapmalıyız. Kaybedecek bir dakikamız bile yoktur.
         Sabahattin Gencal,
         Hamidiye-Çekmeköy-İstanbul, 29. 05. 2017




[i] kaynak : Diyanet aylık dergi
http://www.vaazsitesi.net/?pnum=812&pt=Nefis+Muhasebesi
[ii] kaynak : diyanet aylık dergi
http://www.vaazsitesi.net/?pnum=812&pt=Nefis+Muhasebesi
[iii] Müslim, Îmân, 17 (I, 67, 68).
http://www.insanveislam.org/?pnum=510&pt=Nefis%20Muhasebesi-1
[iv] ww.hurriyet.com.tr/kendi-yanlislarimiza-fetva-verir-olduk-40472669

2 yorum:

  1. Merhabalar Sabahattin Hocam.
    2017 yılının Ramazan ayı da geldi geçti. Sayın hocam, bana zaman su gibi akıp gidiyor. Hem de öyle bir geçiyor ki, emin olun hayretler ediyorum. Ramazan ayını çok severim. Ben bayramı Ramazan ayı gelince yaparım, giderken değil. Çünkü Ramazan ayını çok seviyorum ve uğurlarken o kadar üzülüyorum ki, bayram yapmam mümkün değil.

    Sayın hocam, her günümüz birbirine eşit oluyor. Emin olun farklı şeyler yapamıyoruz. Hele de yazınızda bahsettiğiniz nefis olayı ve onun muhasebesi yok mu? Emin olun nefislerimizi dizginleyemiyor ve onun esiri olmaktan kurtulamıyoruz. Gerçekleri konuşmak lazım. ben elimden geleni yaptığımı sanıyorum ama bir dönüyor ve kendime bakıyorum. Diğer insanlardan hiç bir farkımın olmadığını görüyorum. Dürüst olmak, doğru olmak yetmiyor hocam. İlla da nefsimizi yenmemiz ve ona tabi olmamız gerekiyor. Çok güzel bir yazı hazırlamışsınız. kaleminize ve yüreğinize sağlık ve mutluluklar dilerim.

    Geçmişte olsa, Ramazan bayramınızı kutlarım. Allah tekrarını nasip ve müyesser eylesin inşAllah! Sizi iyi gördüm, MaşAllah!

    Selam ve dualarımla birlikte en Güzel'e emanet olun.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Recep Bey Kardeşim,
      Bilmukabele Ramazan Bayramınızı kutlarken ailece sağlıklı, mutlu ve hayırlı uzun ömürler dilerim.
      İnsan, elbette kendini hiç bir zaman yeterli görmeyecek; zira "iki günü birbirine eşit olan aldanmıştır, zarardadır" (Hz. Muhammed (s.a.s))
      Bu konudaki düşüncelerinize katılıyorum.
      Sağlığıma gelince, hamd olsun iyiye doğru gidiyorum. Allah (c.c) bu günlerimizi aratmasın.
      Hayırlı günler dileğiyle selâmlar.

      Sil