22 Nisan 2017 Cumartesi

Yarın çok geç olabilir



Bin bilsen de bir bilene danış.” atasözümüzü duymuşsunuzdur. Bu atasözüyle insan bir şeyi çok iyi bilirse bilsin kendisinden daha iyi bilen bulunabileceğini; onun için, bir işe başlamadan o iş üzerindeki geniş bilgisi herkesçe kabul edilen kimsenin düşüncesinin alınması gerektiği vurgulanmaktadır.

 Kimin söylediğini unuttuğum, yukarıdaki atasözüne benzer bir özdeyiş de var: “Bin bilsen bile bir bileni dinle; zira ihtimali vardır ki bin bildiğin halde o bir bilenin bildiğini bilemezsin.” Buradaki bin sözcüğü sayı ifade etmiyor, sayısız çokluğu bildiriyor. Örneğin bir Fıkıh profesörü çok donanımlı olduğu halde bir bahçıvanın ürün yetiştirme konusundaki bir bildiğini bilemeyebilir. Bahçıvan bir tarafa, bir öğrencisinin bildiği bir konuyu da bilemeyebilir. Bilemedi diye profesörü hiç kimse yadırgamaz / yadırgayamaz. İmâm-ı Â’zam Ebû Hanîfe  “Bilmediklerimi ayağımın altına alsaydım başım göğe ererdi.” demiyor muydu.

Demek ki konusunun uzmanı olan bir bileni de dinleyeceğiz. Çok şey bilsek bile bilmediğimiz konuda bilenlere danışacağız, araştıracağız.
Gerek danışarak, dinleyerek, gerek okuyarak, gerek inceleyerek, gerekse deney ve gözlem yaparak öğrendiğimiz bilgileri kafamızda işleyeceğiz, değerlendireceğiz. En önemlisi de doğruluğuna, yararlılığına emin olduğumuz bilgimize göre davranışlar geliştireceğiz ve kendimize olduğu kadar bütün topluma yararlı işler yapacağız.
Bilgi edinme, fikir üretme yeri sadece okul mudur? Her ortamda, her zaman, her hâlükârda fikir üretmekten geri kalmayacağız.
Şimdi fikir üretme zamanı, şimdi ürettiğimiz fikirleri paylaşma zamanıdır. Başka deyişle bugün “emr-i bi'l-ma'ruf nehy-i ani'l-münker” yani “İyiliği emretmek, kötülükten alıkoymak” zamanıdır.
Gerçi her zaman, her ortamda ve her halükarda aydınlatma çabalarımız devam ettirilmeli; ama özellikle bugünlerde herkes birbirini aydınlatmaya çalışmalıdır.
Niye özellikle kelimesini vurguluyorum derseniz şunu derim:

Bilindiği üzere yangından mal kaçırır gibi TBMM’den çıkarılan T.C. Anayasası’nın bazı maddelerini değiştirme teklifi OHAL ortamında, vicdanların kabul edemeyeceği biçimde halkoylamasına sunuldu. Yine hukukun, aklın ve vicdanın kabul edemeyeceği biçimde oylandı.
Sonuçta kimlerin, niçin hazırladığı meçhul olan Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini sarsabilecek hükümler taşıyan teklif kabul edildi. Anlaşılan bu şaibeli kabulden sonra her şey bitmedi. Belki de her şey yeniden başlıyor. Korkarım ki, düşmanlarımızın beklediği gibi bir kaosa sürükleniriz.
Korktuğumuzun başımıza gelmemesi için, yani bir karışıklık yaşamamak için herkes elinden geleni yapmalıdır.
Elimden gelse ne yapardım?
15 Temmuz Darbe teşebbüsünün sarsıntıları bile geçmeden dinimizi istismar ederek halkoylamasını etkilemeye çalışan âlim bilinen kişilere ulaşır ve “Bakın sizin telkinleriniz düşündüğünüz gibi olmadı. Şimdilik her şeyi ile meçhul olan bir tek adam rejimine sebep oldunuz. Dinimiz daha fazla zarar görmeden fikirlerinizi yeniden gözden geçirin. Hatadan dönme erdemini gösterin.” derdim.
Yine Anayasa değişikliği teklifini, kasıtlı olarak yüzeysel olarak ele alıp halkı kandıran hukukçulara ve susan hukukçulara ulaşır ve Adaletin mülkün temeli olduğunu hatırlatarak bu temellerin çökertildiğini bile bile göz yummalarının, susmalarının veballerini hatırlatır ve “henüz vakit geçmeden işbaşı yapın.”derdim.
 Ayrıca  Anayasa değişikliği teklifine okuyarak veya okumayarak imza atan milletvekillerine ulaşır ve “Ey TBMM’nin vekilleri, ey millet vekili seçilmekle onurlananlar onurlu davranın ve henüz her şeyin bitmediği bu anda gereğini yerine getirin. Yarın çok geç olabilir.” derdim.
Değerli okurlarım,
Ben ulaşamıyorum. Yaşlıyım, rahatsızım, sosyal ilişkilerim yok, takatim vb. yok. İnşallah siz bu dediğim kişilere ulaşırsınız. Ulaşamazsanız da en azından birbirilerinizi aydınlatın. Tabii, aydınlatırken sözleriniz de, yönteminiz de doğru olsun, güzel ve yumuşak olsun. Allah-u Teâlâ (cc)’ın buyruklarını unutmayın:
Kullarıma söyle: (İnsanlara karşı) en güzel sözü söylesinler. Çünkü şeytan aralarını bozar. Çünkü şeytan insanın apaçık bir düşmanıdır.” Diyanet İşleri, 17/İSRÂ-53
Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınarak son sözlerimizi söyleyelim:
Bin bilenler, bana sen kim oluyorsun da haddini aşıyorsun demeyiniz. Yukarıda söyledik ya binlerce yüzyıldan beri atalarımızdan süzülüp gelen fikirleri unutmayınız. Bin bilseniz bile, bir bilen bu fakirin sözünü yabana atmayınız. Yanlış mı diyorum?
Benim sözlerimi yabana atsanız da gam yemem yeter ki Türkiye Cumhuriyeti’ni uçuruma atmayınız.
Anlayana sivrisinek saz…
Sabahattin Gencal,

Hamidiye-Çekmeköy-İstanbul, 22. 04. 2017

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder