5 Şubat 2017 Pazar

Sessizlik neye alamettir?


Sabahattin Gencal, İzmit Fevziye Camii'nin önünde

                  Dün, İzmit’e gidip geldim. İzmit izlenimlerimi yazmadan önce kısa bir açıklama yapmak istiyorum:

Bana göre, duygu yüklü insan düşüncelerini berrak, açık ve seçik olarak anlatamaz.
İzmit’e duygu yüklü olarak gittim. Orada kaldığım kısa süre içinde yüküm arttı.
Neden duygulandığımı da kısaca belirteyim. Rahmetli eşimle, 52 yıllık mutlu evliliğimizin 30 yılını İzmit'te yaşadık. Onun için İzmit benim için mutlu anılar kentidir. Eşimin vefatı ile bu mutlu anılar buruklaştı. Rıza göstermeme, çok sabırlı olmama rağmen ister istemez buruk bir acı hissediyorum. O kadar ki kaldığımız eve, şöyle uzaktan olsun bakamadım…
Amacım duygularımı canlandırmak değil. Bu duygular altında düşüncelerimi anlatmakta zorluk çektiğimi belirtmektir.


İzmit’e bir özel iş için gitmiştim. İzmit’e iner inmez işimi hallettim.

İşimi bitirdikten sonra akrabam Kâzim Gencal’a gitmeye koyuldum. Yolda gördüm kendisini. Sağ olsun, eve gitmeyi teklif etti; ama “daha uğrayacak yerlerim var” diyerek hemen oracıkta bulunan bir çay ocağında oturduk.

83 yaşında olan Kâzim ağabeyi gayet iyi gördüm.  O da özlem içinde. Rahmetli olan arkadaşlarını, özellikle çocuklukları beraber geçen dayısının çocuklarını çok özlediğini ve zaman zaman ağladığını belirtti. Şimdilerde gidip gelmelerin seyrekleştiğini, muhabbetlerin eskisi gibi olmadığını da ekledi.

Her görüşmeden dersler çıkarmak gerek. Bu görüşmeden çıkardığım dersi bilmem yazmaya gerek var mı? Sağken ardaşlarımızla, dostlarımızla, yakınlarımızla görüşmeyi ihmal etmeyelim.


Yusuf Çakmak (Birey Özel Öğretim Kursu Müdürü)
ve
Sabahattin Gencal (Emekli Öğretmen

           Kâzim Ağabey’den ayrıldıktan sonra bir özel eğitim kursuna uğradım. Sağolsunlar kurs müdürü Yusuf Çakmak Bey  çok iyi karşıladı beni. Yemeğe davetlerini tok olduğumdan kabul etmedim; ama Türk kahvesi ikramlarını kabul ettim. Belki dikkatleri çekmiştir. Gittiğim yerlerde genellikle kahve içiyorum. Kahveyi daha çok sevdiğimden değil kahvenin 40 yıllık hatırı olduğundan…  Bazen de kahve içerken de fotoğraf çektiriyoruz. Burada da çektirdik. Fotoğraf çektirmek için ayağa kalkıp kendime çekidüzen vermek istedimse de rahatsız olmamam için Müdür Bey yanı başıma geldi. Yani olduğum gibi görünüyorum. Zaten “Olduğun gibi görün, göründüğün gibi ol.” Sözünü ilke ettik.

Genç müdür arkadaşla eğitim meseleleri üzerinde durduk. En sonunda, bütün bu konuştuklarımızı özetleyen bir cümle yazmasını istedim, sağ olsun kırmadı beni ve şunu yazdı: Eğitim toplumda “birey”le başlar. (Yusuf Çakmak)

Kurs binasından çıktıktan sonra Türk Eğitim Sen’e uğradım. Orada gördüklerimi tek kelimeyle ifade edeyim: Maşallah. Çay sohbetlerinde üst düzeyde fikri konuları ele alıyorlar. Memnuniyetimi onlara da söyleyince “Biz hep böyleyiz.”dediler. Demek ki burası bir fikir kulübü gibi. İnşallah bütün derneklerimiz de böyle olur.

İstanbul’a dönme vakti geldi. Bilet aldım. Otobüsün kalkmasına daha 45 dakika varken ne yapsaydım? Sabahtan beri çay ocağında, çay bahçesinde, lokantada, şurada burada yaptığım gözlemleri bir kere daha test edeyim diyerek sokağı gözledim, esnafı gözledim. Edindiğim izlenimi kısaca yazayım mı?

İzmit’i çok sessiz buldum. Gençler ya cep telefonlarıyla meşgul veya sigara içmektedirler. Sigara içme göze batacak biçimde arttı. Yaşlılar konuşmaksızın banklarda oturuyorlar. Konuşanlara da rastlıyorum; ama bu konuşmalar ne siyasetle ilgili, ne referandumla ve de sporla

Bir an için bu sessizliği fırtına öncesi sessizliğe benzettim. Bilindiği üzere 1999’da 7.3’lük bir deprem olmuştu. Allah ne fiziki ve ne de siyasi deprem göstersin.

Doğrusu siyasetle ilgili çoğu boş olan konuşmaları sevmem. Ama nedense şimdi vatandaşın böyle tamamen sessiz kalmasını da istemiyorum. Enerji birikmesin, yavaş yavaş boşalsın ki sonunda deprem olmasın.

“Bir gezinin ardından neler çıkarıyor.” diyerek kınamayın beni.

Keşke İstanbul’a göre İzmit’i sessiz bulduğumu söyleyebilsem.

Keşke duygu yüklü olduğum için İzmit’i değişik gördüğümü söyleyebilsem.

Güzel anılarımın geçtiği bu kentin böyle sisli olması üzdü beni doğrusu.

İstanbul’a dönerken yanımda üç sene İzmit’te oturan delikanlıya, gözlemlerimden söz etmeden İzmit’te bir değişiklik olup olmadığını sordum. Ona göre bir değişiklik yokmuş. İnşallah öyledir. İnanın yanılmayı bu kadar istememiştim.

Sabahattin Gencal, Çekmeköy-İstanbul



2 yorum:

  1. Değerli Ağabey..Hayat böyle ..Tıpkı kasırga gibi..İnsanı öyle savuruyorki,sonunda ayakta kalabilene maşallah..Tıpkı senin gibi..Duygularınla maşallah.Nice sağlıklı ibadetli dualı seneler diliyorum.Ellerinden öpüyorum.İnşallah bir gün seninle oturur,sohbet ederiz.Amin...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba,
      Goethe’nin; “ Bir işi vaktinde yapmazsan eğer/Azalır taşımış olduğu değer.” sözünü ilke gibi kabul eden birisi olarak her şeyi zamanında yapmaya çalışırım. Bu arada lütfedip zahmet ederek yorum yazanlara de hemen cevap vermeye çalışırdım. Çok basit bir teknik hata nedeniyle yorumları göremedim, tabiidir ki cevap da veremedim. Üstelik 10 gün kadar da internete giremedim. Mazeretlerimi hoş görerek kusura bakmayınız.
      Sağ olsun, yorumları nasıl göreceğimi bloger arkadaşımız Sayın Recep Altun Bey hatırlatıverdi. İyi ki hatırlattı. Yorum, en az yazı kadar önemlidir. Üstelik içtenliğin belirtisi ve belgesidir. Bunları bilmeme rağmen yorum yazamıyorum. Ama inşallah birkaç hafta sonra yorum yazmaya başlayacağım.
      Bu genel anlatımdan sonra ne diyeyim:
      Hayati Bey kardeşim tekrar teşekkür ederim.
      Özlü yorumunuz beni çok memnun ettiği gibi düşündürdü de. Demek ki bloger arkadaşlığı dostluğa dönüşebiliyor. Sizler gibi dostlarla kim görüşmek istemez. Yakında yeni daireme taşınacağım. Yolunuz İstanbul'a düşerse misafirim olursanız bol bol sohbet edebiliriz. Hayırlı günler dileğiyle.

      Sil