3 Ocak 2017 Salı

Rüyâları hayra yormak gerekir

Umuyorum ki bu yazım kalbinizin ve dimağınızın kapsama alanına ulaşabilir. Yine umuyorum ki bu yazım kapsama alanının ilerisine düşmez.

Bu yazım kapsama alanınızda mı? Güzel. Şimdi sizinle hasbihâl edebiliriz: Tabii, bir blogda nasıl hasbihâl olabilirse öyle. Yoksa…

Bu yazımı alanda yazmadım. Açık deyişle belediye otobüsüne, minibüse binmedim. Çarşıya pazara çıkmadım. Sağlık ocağına, hastaneye gitmedim; bakkala, manava, markete de gitmedim. Uzatmayayım çileli insanları yakından gözlemedim.

Bu yazıyı masamda da yazmadım. Düşünebiliyor musunuz, Sabahattin Hoca sol elini çenesinin altına koymuş, arada bir pencereden dışarıya  bakmada, boğazda gördüğü motor gibi sallanmakta; arada bir tavana baktıktan sonra dolma kalemi kâğıtla temas etmekte. Kısa bir müddet sonra nur topu gibi paragraflar oluşmakta… Valla, böyle bir imkâna hiç sahip olamadım.

Bu yazıyı klavyede yazıyorum. Klavye çıkalı kalemin papucu dama atıldı. Derin derin düşünmenin de…  Doğrusu ben klavyede yazarken harflere bakmaktan başka bir şey düşünemiyorum. 

Bu yazının düşünce dönemi yatakta oluştu:

Dün akşam bir türlü uyuyamadım. Uykusuz geçen saatlerim zayolmasın, hiç olmazsa bir yazı yazalım dedik. Ne bir yazı, ne üç beş yazı; koskocaman bir roman olurdu aklımdan geçenleri yazabilsem. 

Bir Alayısa’ya çıkıyorum, bir ahirete gidiyorum. Suriye’deki Mehmetçiklerin yanına gidiyorum. Emniyet güçlerini kontrol ediyorum. Bakanlıklara uğruyorum… Uğramadığım, gezmediğim görmediğim yer kalmadı.

Sonra duaya başlıyorum. Ölülere dirilere hepsine ayrı ayrı.  Allah ölülerimize rahmet etsin. Tüm çalışanlarımıza da kolaylık versin. 

Kolay mı? Çok çok zor bir iş bir yeri yönetmek, hele devleti yönetebilmek.  Allah devlete millete zeval vermesin. 

Yatakta yoruldum, kan ter içinde kaldım. Ben böyle olunca hesap edin artık. Onun için bazı yöneticilerimiz dinlenmeyi hak ettiler. Onları dinlendirelim. Biliyorum bunlar o kadar vatansever ki  “Biz gidersek her şey bozulur, altüst olur, kaos olur.”diyeceklerdir.  Tahminimde yanılır mıyım dersiniz? Bir tarih seçimlerde bazı milletvekilleri  “Bizden başkası gelirse çok kişi maaş bile alamaz.” gibi laflar ediyorlardı. Dedikleri doğruysa tam bir fecaat. Doğru değildi ise tam bir şantaj…

Bir an için gözlerim kapanır gibi oluyor. Elimde Milli Eğitim Bakanlığının arabasının direksiyonu.  Az kıpırdandım, hop direksiyon elimde kaldı. Ama araba gidiyor yine. Yanı rüyâmızda bile bakan olamadık. Dakika bir gol bir; direksiyon elimizde kaldı. 23 Nisan çocukları bile… 

Neyse gır gır bize yakışmaz. Rüyâyı da hayra yormak gerekir. Yoksa koskoca bakanlarımızın isteği dışında milli eğitimi yönlendiren olamaz. Ama bir ihtimal olabilir mi?

Birkaç gün önce gazetelerde bir haber okudum. Bunun için rüyâ görmüş olabilirim:

“Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarı Yusuf Kenan Tekin’in Trabzon’da önceki gün katıldığı bir paneldeki açıklamaları Ankara’da büyük yankı uyandırdı. Tekin, panelde özetle şöyle dedi:

“2013 yılı ocak ayından itibaren şahsım, çalışma arkadaşlarım, ailem, çocuklarım üzerinden inanılmaz bir karalama kampanyası ile karşı karşıya kaldım ve çok açık bir biçimde çok üst düzey bir kişi, bir bakan tarafından, 2013 yılında ‘Fetullah Hoca’nın selamı var. Tayyip Bey seni Milli Eğitim Bakanlığı’na müsteşar olarak alacak, seni uyarıyoruz. Gidersen, kabul edersen seni rezil edeceğiz, insan içine çıkamaz hale getireceğiz.’ Bunu arkadaşlar bakın, bir Bakan söyledi.” (1)

Benim rüyâmı bir tarafa bırakın, hasta rüyâsı deyin,  şeytanı rüya deyin ne derseniz deyin ama Sayın Müsteşarımızın sözünü irdeleyin:

Olmaya başkaları da tehdit almış olsun. Demek ki her şey, a’dan z’ye her şey bunun için bozulmuş. Olamaz mı? Ne demek müsteşarı tehdit, bir memur bile tehdit edilse tehdit edenlere derhal  gereği yapılmalıdır. Biz kabile devleti miyiz…

Bu anda, herhalde rüyâda değilim; ama rüyadaymış gibi kâbus görüyor gibi bir halim var. Ggipten olabilir mi bu hal. Kiminle konuşmuşsam gripten yakınıyor. İnşallah gribal durumlar geçer.

Günceli yazmayı beceremiyorum. Hem, çocuklarıma da gençlere de güncel olaylara takılmayın, kişi adları kullanmayın gibi öğütler veriyordum; ancak önceki yazımda söz verdim ya onun için güncele takıldım.

Siz, yine de fazla takılmayın, Allah korusun düşersiniz.

Sabahattin Gencal, Çekmeköy- İstanbul
_____________ 



2 yorum:

  1. Sayın hocam çok güzel bir yazı kaleme almışsınız.Zevkle okuyorum.Kalemineze kuvvet. Selam ve sevgiler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba,
      Goethe’nin; “ Bir işi vaktinde yapmazsan eğer/Azalır taşımış olduğu değer.” sözünü ilke gibi kabul eden birisi olarak her şeyi zamanında yapmaya çalışırım. Bu arada lütfedip zahmet ederek yorum yazanlara de hemen cevap vermeye çalışırdım. Çok basit bir teknik hata nedeniyle yorumları göremedim, tabiidir ki cevap da veremedim. Üstelik 10 gün kadar da internete giremedim. Mazeretlerimi hoş görerek kusura bakmayınız.
      Sağ olsun, yorumları nasıl göreceğimi bloger arkadaşımız Sayın Recep Altun Bey hatırlatıverdi. İyi ki hatırlattı. Yorum, en az yazı kadar önemlidir. Üstelik içtenliğin belirtisi ve belgesidir. Bunları bilmeme rağmen yorum yazamıyorum. Ama inşallah birkaç hafta sonra yorum yazmaya başlayacağım.
      Bu genel anlatımdan sonra ne diyeyim:
      Tekrar teşekkür ederim.Hayırlı günler dileğiyle.

      Sil