10 Ocak 2017 Salı

Mektup, artık antika olmuştur (Sabahattin Gencal)

            Elimizde bulunan bir kaç antikayı paylaşalım. 
Bu paylaşımlar 
umarım ki sadece oğlum Ahmet'i değil herkesi düşündürür...
             Düşünüyorum o halde düşünüyorum...
             Sabahattin Gencal





Sevgili Yavrum,

           Bu mektubumu sana öğüt vermek için yazmıyorum. Sadece, zaten bilinen birkaç hususu hatırlatacağım. Aslında sana hatırlatmama gerek de yok; ama babalık duygusuyla, güdüsüyle yazıyorum.

          Altın çağındasın. “Altın Kalem” sahibisin. Altın Kalem Yayınlarında eserin basılmak üzere...

          Eserinin önsözü 14. 07. 2015 tarihinde yazıldı.
                                     14 Temmuz doğum yıldönümün.
                                     14 Temmuz evlenme yıldönümün.
                                     14 Temmuz ilk eserinin düzenlenmesi ve okuyucularla buluşmaya hazırlanmasının yıldönümü de olur inşallah.

          Okuma oranının çok düşük olduğu ülkemizde Temmuzda okuma oranı daha da düşmektedir. Bunu bile bile yazıyor olman, bunu bile bile eserini sunman çok anlamlıdır. Bu anlamları çıkarabilenlere sivri sinek saz...

       Sevgili Yavrum,

      Hiç bir yazar, para pul kazanamadı, hiç bir yazar şan şöhret kazanamadı, hiç bir yazar mutlu olamadı. Yazarlığın ticaretini yapanları, çeşitli amaçlarla desteklenenleri, okuyucuyu istismar edenleri gerçek yazar olarak kabul etmediğimiz için, gerçek yazarlar sağlıklarında çalışmalarının mürüvvetini göremedikleri yargısına varıyoruz. Bu tespitimizi sana da hatırlatıyorum: Para için, şan için yazmayı düşünürsen hayal kırıklığına uğrarsın.

      Bu kırılkan, bu çivisi çıkmış dünyada hemen hemen tüm yazarlar çile çekmişlerdir. Bilinçaltlarındaki düşünce ve duygu patlamaları yetmezmiş gibi çevresindekilerin olumsuz duruşları, hükmedenlerin kısıtlamalarıyla uğraşmışlardır. Eserlerin daha basılmadan yasaklandığını, basılan eserlerin toplatıldığını, yakıldığını basından öğreniyoruz. Sakıncalı sayılan eserlerin bazıları biliçaltını olduğu gibi sergileyen eserlerdir. Ama senin yazıların öyle mi. Bilinçaltından süzüle süzüle gün ışığına çıkan “çaykara”lar gibidir eserlerin, onun için senin eserlerine inşallah bir zeval gelmeyecektir. Ancak “pet şişelerden” su içmeye alışmış olanların, çaykara suyu içmeyenlerin senin eserlerini anlamayacakları da ortadadır. Onun için hiç kimseyi de kınayamayız.

      Lâfı dolandırdım galiba. Açıkça yazalım:

      Eserlerinin satılma ihtimalı yok gibi; onun için moralın bozulmasın, çalışma tempon azalmasın. Tek bir eser satılmasa bile yazmaya devam... Zaten diğer yazarlar da öyle yapmıyor mu. İkinci eserle, üçüncü eserle birlikte standlarda yer alabilir ilk eser de...  

      Eşe dosta, kitap okumayanlara, anlamayacak durumda olanlara kitabından hiç söz etme bile. İsteyen kitapçıya kadar gidiversin, ister alsın ister almasın. Bazıları bedava kitapları, ucuz kitapları okumaz veya birkaç paragraf okuduktan sonra akla gelmeyecek eleştiriler yapar.

     Yapıcı eleştirilere daima açık olacaksın. Eleştiri yapabilen okuyucu eserin içine girmiş demektir. O eserin yazarının konuğu demektir ki konuklara saygımız var.

      Söz eleştiriden açılmışken ekleyeyim:

      Hayatım Çaykara için ilk eleştiriyi ben yazdım. Hem de açık olarak, hem de arka kapakta. Ne yazdım, niçin yazdım?

      “Ahmet Gencal’ın acayıp metaforlarla döşenmiş yollarında/yazılarında trafik ışıkları ve levhaları yoktur. Trafik kuralları bir yana hiçbir kural yoktur.

        Ahmet Gencal bir sayfaya sayısız konu sığdırıyor. Bu konulara “ Uygun adım yerinde say!”diyerek okuyucuları şaşırtıyor...

       İşte böyle Gencal’ın yazıları; onun için ister al, ister alma. Almış mı bulundun. İster oku, ister okuma...

       Niye böyle yazıyorum dersiniz? Aslında herkes kendini okurmuş kitaplarda. Eğer kendinizi okuyabiliyorsanız kitap almanıza gerek yok. Ama kendinizi okuyamıyorsanız işte o zaman psikolojik denemeler ustası Ahmet Gencal’ın yazıları bilinçaltınızdaki ‘çapa’ları TE-TİK-LE-YE-Bİ-LİR..

      Sa-Gen”

       Ahmet Gencal’ın metaforlarının acayip olduğunu yazdım. 

       Nedir acayip? 

      Acayip olağana aykırı, garip, tuhaf, yadırganan, yabansı...vb. Burada gerçek sanatçının “aykırı”, “farklı” olduğunu vurgulamış oluyoruz.

         Ahmet Gencal’ın yazılarında kural olmadığını da yazdım. Bunu çok az kişi anlayabilir, vurgulanmak istenen şu. Modern yazarların kuralcı olmalarına karşılık postmodern yazarların kural tanımamasıdır. İnşallah postmodern bir yazar olduğunu diğer eserlerinle de ispatlayacaksın.

      “Uygun adım yerinde say!.” benzetmem de boşuna değil. Bazı yazarlar konuları sıralamaktan öteye gidemezler; ancak Hayatın Çaykara’da konular daima hareket halinde. Her kelimenin kapısı açılabilir...

      “İster al, ister alma” deyişimiz de boşuna değil. Okuyucu,  kelimelerin kapılarını açabileceğine gözü, gücü yetiyorsa kitabı alıversin.

       TE+TİK+LE+YE+Bİ+LİR vurgulaması da önemli. Gerçek yazar okuyucunun da üretime katılmasını ister. Ticari amaçlı yazarların eserleri Tv dizileri gibidir. Her şeyi hazır olarak sunar okuyuculara. Okuyucular da bir güzel uyurlar...

     Sevgili Yavrum,

     Biliyorum çok çok uzun yazdım. Günümüzde 140 karaktere kadar olan yazılar okunabiliyor artık.

      Ben 140 karakterle düşünce ve duygularımı nasıl ifade edebilirim:

      Eserlerini anlamazların eline diline düşürme.

      Eserlerinden hemen verim bekleme. Hele bir büyüsün onlar...

      Çalışmalarını aksatma. Farklılığını, tarzını koru.
      ...

      Devamlı başarılar dileğiyle gözlerinden öperim.

      Sa-Gen, Başiskele-Kocaeli, 15. 10. 2015
Hayatım Çaykara
?????????????????????????????????????????????????????

Baba - Oğul
Emekli Türkçe Öğretmeni Sabahattin Gencal 
ve 
İngilizce Öğretmeni Ahmet Gencal
***********************************************************

Emekli Öğretmenin öğretmen oğluna mektubu 1


   

?????????????????????????????????????????
?????????????????????????????????????????

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder