29 Ocak 2017 Pazar

Hakkınızı helal ediniz

Sabahattin Gencal'ın her gittiği yerde
kahve içmesinin nedeni ne olabilir?
*****
Blog yazarlığı bir sınıfta ders vermeye benzemiyor. Yıllarca öğretmenlik yapmama rağmen blog yazmaya alışamadım. Bu ikisi arasında birçok açıdan farklılık var; ben sadece birkaçını sayayım:
Öğretmen olarak bir dershaneye giriyorsunuz. Sınıftaki öğrencilerin yaşları aşağı yukarı aynı. Bilgi düzeyleri de hatta merak ve ilgileri de, yine aşağı yukarı diyelim aynı. Onun için ders planını buna göre kolayca yapabiliyorsunuz. Sonuçta plan çerçevesinde ve doğrultusunda dersinizi işliyorsunuz. Bu esnada oldu ki bir öğrenciyi istemeden, bilmeden kırdınızsa bu öğrenciden özür dileme ve helâllik isteme imkânınız var…
Gelelim bloglara. Buradaki yazınızı kimlerin okuduğunu biliyor musunuz? Bildiğiniz bilebileceğiniz sizin yazınızı kaç kişinin tıkladığı ve bu tıklamaların hangi şehirlerden, hangi ülkelerden olduğudur. Daha fazla bir şey, özel araştırma yapmadıktan sonra bilemezsiniz. Onun için kolay olmuyor blog yazarlığı.
İlkokul mezunu da üniversite mezunu da yazınızı okuyabilir. Memuru da amiri de; genci de ihtiyarı da; fakiri de zengini de vb. okuyabilir. Uzatmama gerek yok aklınıza gelmeyecek kişiler yazınızı okuyabilir. Bir tarih istatistik bölümünü inceledim ve gördüm ki yalnız Türkiye’de değil tüm dünyada tıklanıyor yazılarımız. Yalan olmasın, onun için aşağı yukarı diyelim birkaç sene önce yazmaya ara verdiğim Damla’daki yazılarımız 122 dış ülkeden tıklanıyordu. Halen yazmaya çalıştığım Sabahattin Gencal Okuma Odasındaki yazılarımız da 81 dış ülkeden tıklanıyor. Okunup okunmadığını bilemeyiz; en azından şöyle bir göz gezdiriliyor. Neyse konumuz bu değil zaten. Blog yazarlığının ne kadar zor olduğunu belirtmek için yazıyorum bunları. Tabi sorumluluk duyanlar içindir bu zorluk.
Ne kadar hassas davranırsak davranalım illâki birilerini kırma ihtimali olabiliyor. O birilerini bulup özür dilemek helâllik istemek de oldukça zor, adeta imkânsız gibi bir şey; onun içindir ki tüm okurlardan bir kere daha özür diliyorum. Önceki yazılarımda da özür diledim; ama helâllık istemeyi akıl edemedim.
Helâllik istenecek ne durum olabilir ki diye düşünmeyelim. Çok şey olabilir. İnsan, iki kere iki dört eder gibisinden kesin doğruları yazsa bile, bu yazıyı öyle yazar ki okuyucunun zamanını almış olur. En azından bunun için helâllık istemek gerek. Sonra okuyucuya akıl vermeye kalkar ki bu da ayrı bir konu.

Ne derler akıllar pazarda satılığa çıkarıldı da herkes kendi aklını aldı. Bu doğrudur. Allah akıl nimetini hepimize verdi; ama maalesef hepimiz aynı derecede aklımızı işletemiyoruz.
Basit bir benzetmeyle anlatabilir miyim: Arabamızın motoruna akıl diyelim. Bu motoru hiç çalıştırmazsan ne olur? Başka türlü söyleyelim bu motor ne ile çalışır? Benzinle, mazotla vb. Aklın yakıtı da, bence doğru bilgidir. Bilgiye niye mi doğru kelimesini ekledim dersiniz? Yine bir benzetmeyle anlatayım. Bazı istasyonlarda yakıta su katıyorlar, başka başka yağlar katıyorlarmış. Böylesine hileli yakıtlar arabanızı ne hale getirir. Yol alamamanız bir yana kaza yapma, ölme riski de var…
Halkımızın bilgilendirilmesi için birçok kaynak var. En güvenilir kaynaklar her şeye rağmen okullardır. Dosdoğru düşünelim: Televizyonlara güvenebilir miyiz? İnternet kaynaklarına, sosyal medya denilen kaynaklara güvenebilir miyiz?  Gazete diye çıkarılanlara? Tabii istisnalar yok değil. Sözüm bilgileri sulandırmadan, çarpıtmadan, yozlaştırmadan, sümen altı etmeden, yorum katmadan vb. verenlere değil.
Bakın değerli okuyucum, arkadaşım, kardeşim, evladım, yeğenim, torunum… Görüşümü söylüyorum. Yanılmış olabilirim. Yanılmış olmayı da çok isterdim; ama günümüzde yapılmaya çalışılanlar acı, çok acı, hatta utanç verici. Gazetelerin birbirlerini değerlendirmelerine göre söylüyorum ki güvenebileceğimiz bir bilgi kaynağı yok.
Yukarıda okulların nispeten güvenilir olabileceğini söylüyordum ya, yine gazetelerden öğrendiğime göre okulları da bozmaya çalışıyorlar.
Anlayacağımız birçok bilgiyi bizden saklıyorlar. Bize de yalanlarla dolu, algı operasyonundan öte bir kıymeti olmayan bilgiler veriyorlar. Veriyorlar kelimesini yanlış söyledim. Kirlenmiş bilgi bombardımanına uğruyoruz.
Haklarını yemeyelim bazı akademisyenlerimiz bütün bunların yanlış olduğunu söylüyorsalar da bu gürültü de bu kaosta seslerini duyuramıyorlar.
Niye uzatıyorum ki  düşünelim arabamıza hileli benzin koyan istasyonlara tekrar uğrar mıyız? Peki, işleri güçleri bizlere kirli bilgi aktaran istasyonlardan niçin bilgi alma gereğini duyarız.
Niye mi? Çünkü biz, maalesef bilgi üretmesini bilemiyoruz. Böyle gelmiş böyle gider demeyelim. Dünyaya hakim olan kapitalistler geri kalmış ülke halklarını istedikleri gibi sömürebilmeleri için düzeni böyle kurdular. Yavaş yavaş uykudan uyanma belirtileri görülünce bu kez de sistem değişikliğine gidiyorlar. Öyle ya bütün bir ulusla uğraşmaktansa ulusun biat ettiklerini kolayca ikna etme yöntemlerini geliştirebilirler.
Bakın nerden nereye geldik. Bütün bunları zaten biliyorsunuzdur. Ben bir kere daha boşuna zamanınızı almış oldum.
Özetle bilmeyerek, bilerek asla olmaz zamanınızı almışsak, bir cümle ile bir kelime ile de olsa sizi üzdüysek, kırmışsak özür dilerim. Ben hakkımı helâl ettim. Dilerim ki sizler de haklarınızı helâl edersiniz.
Kul hakkına dair bir Hadisi kudside  "Benim huzuruma ne ile gelirseniz gelin affederim ancak kul hakkı ile gelmeyin" buyrulmuştur.(1)
Hakka hukuka riayet etmeye çalışmak dileğiyle…

Sabahattin Gencal, Çekmeköy-İstanbul
_________________

4 yorum:

  1. Merhabalar Sabahattin Hocam.
    Yazılarınızı okuyor ve yorum yazıyorum, ama göremiyorum. Teknik bir sıkıntı mı var?
    Selam ve dualarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba,
      Sayenizde teknik sıkıntıyı gidermiş olduk. Sıkıntısız günler dileğiyle.

      Sil
  2. Merhabalar Sabahattin Hocam.
    Evet, sorun giderilmiş. İnşAllah bir daha böyle bir aksaklık yaşamazsınız.
    Selam ve dualarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Recep Bey Kardeşim,

      Çok teşekkür ederken hayırlı günler dilerim.

      Sil