27 Ocak 2017 Cuma

Başınıza gelen her musibet kendi yapıp ettikleriniz yüzündendir

kaldı ki Allah birçoğunu da bağışlar”(Şûrâ: 30).

Emekli  öğretmenler
Hasan Epcim ve Sabahattin Gencal

Beykoz'un Çavuşba'şı yöresindeki Fuat Gencal'ın evinin önünde
*****

Okul mezuniyet yıllıkları / albümleri her zaman önemlidir. Özellikle de yıllar sonra okul arkadaşlarımızın, dostlarımızın; öğretmen ve yöneticilerimizin fotoğraflarına bakınca yazılarını okuyunca acı ve tatlı günlerimiz canlanmaz mı? Nerden nereye geldiğimiz veya bir arpa boyu bile ilerleyemediğimiz ortaya çıkmaz mı?
Kısaca yıllıklar her bakımdan yararlıdır. Yıllıklar uzun zaman sonra da okunabileceği için gerek öğrenciler, gerekse öğretmen ve yöneticiler yazılarını daha bir özenle yazmalıdır. Bu yazılar yıllara hitap ederse kalıcı olan yıllıkların, arşivlerde eskimeleri şöyle dursun değerleri artar.
Son paragraflarda bir okul albümünden birkaç sayfa sunacağım. Sayfalar resim halindedir. Onun için birkaç cümleyi yazarak duyurmak istiyorum, vurgulamak istiyorum. Kime veya kimlere duyurmak istiyorum? Tabii herkese, özellikle de aydınlara ve Din görevlilerine.
Şimdi sırası mı demeyesiniz. Ben de biliyorum mezuniyet günlerine daha çok olduğunu. Ama Hazirana kadar beklersek iş işten çoktan geçmiş olur.
Biliyorum hâlâ bu okul albümü meselesine niçin girdiğimi anlatamadık baştan başlayalım:
 Bildiğiniz gibi benim işim gücüm okumaktır. Şu görüş bu görüş demeden birçok yazar okurum. Bazen de bir yazardan alıntı yapma gereğini duyarım. Alıntıdan sonra kişisel kanaatimi yazarım veya yazma gereği duymam. Bugün de Prof. Dr. Hayrettin Karaman’ın bugünkü köşe yazısından alıntı yapacağım:

Sorumluluk ve hatayı kabul kulun ahlakı olmalıdır

“Başınıza gelen her musibet kendi yapıp ettikleriniz yüzündendir; kaldı ki Allah birçoğunu da bağışlar”(Şûrâ: 30).
İnsanın başına bir bela, bir sıkıntı, bir felaket, bir musibet geldiğinde önce durup 'ben nerede hata taptım, bu musibet hangi kusurum, suçum ve günahımın sonucudur' diye düşünmesi gerekir. Bunu yapmayanlar sorumluluktan kaçmak için başka iki yolu tercih ediyorlar: 1. Musibeti sebepsiz yere Allah'tan bilmek. 2. Musibeti imtihan olarak değerlendirip sabrederek ecre nail olmayı beklemek.
Yazının başına aldığım âyet meali birinci ihtimali ortadan kaldırıyor.
İkinci ihtimalin düşünülebilmesi için de önce kulun kendisini, yapıp ettiklerini sorgulaması, sonucu kendi kusurunda araması gerekiyor. Bunu yapmadan “Allah beni/bizi seviyor, bu musibetlerle imtihan ederek derecemizi yükseltmeyi murad ediyor” demek, böyle düşünmek kulluk ahlakına aykırıdır, kendine güvenmektir, kendini kusurdan, günahtan, suçtan uzak (masum) görmektir. (27 Ocak 2017)
*
Şimdi durup düşünmeliyiz:   Başımıza bin bir bela, bin bir sıkıntı, bin bir  felaket, bin bir musibet niçin geldi? Biz nerede hata yaptık? Bu musibetler hangi kusurumuz, suçumuz ve günahımız sonucudur? Böyle düşünmeliyiz değil mi? Peki, yarınlarda keşke bu hatayı yapmasaydım, bu hatayı yapmaktansa elim kırılsaydı vb. pişmanlıklar ileri sürmemek için tedbirli olmamız gerekmez mi?
Bu günler herkes birbirini etkileme çabasındadır. Bir algı bombardımanı var. Allah ile aldatma, din ile kandırma, tarihi şahsiyetlerle kandırma, para ile malla, mevkiyle aldatma da çabası… Allah aşkına, yine kandırıldık, yine aldatıldık dönemleri yaşamayalım.
Bu konularda  uyarıcı ikazlarda bulunmak benim haddim değil kuşkusuz. Onun için Prof. Dr. Hayrettin Karaman’ın bir yazısında yararlanarak Şûrâ Suresi 30. Ayetini tekrar hatırlatıyorum:
Başınıza gelen her musibet kendi yapıp ettikleriniz yüzündendir; kaldı ki Allah birçoğunu da bağışlar.
Başımıza bir musibet gelmesini ister miyiz? İstemeyiz kuşkusuz onun için aldanmayalım, kanmayalım. Kendi aklımızı kullanalım.

*


İster tevafuk deyin ister tesadüf. Ben Karaman’ın yazısı üzerinde düşünürken Karaman’ın öğrencilerinden değerli arkadaşım emekli öğretmen Sayın Hasan Epcim Bey bir okul albümünden üç sayfa attı telefonuma. Üç sayfa da incelenmeye, yorum yapılmaya değer. Ancak çok fazla uzatmamak için Hasan Bey’in kurucusu olduğu Havza İmamhatip Lisesi’nin 1982-1983 Albümündeki yazısından birkaç cümle aktaracağım. Aktarmadan önce de şunu belirteyim imamhatiplerimiz her zaman özellikle bugünler çok daha dikkatli olmalı ve aşağıdaki öğütlerin gereğini yerine getirmelidirler:


Ø Sizler dinimizin emirlerini halkımıza dosdoğru iletecek ve öğretecek dinimizle bağdaşmayan tüm hurafeleri bertaraf etmeye çalışacaksınız. Bu nedenle görev ve mesuliyetiniz son derece zor ve önemlidir.
Ø Şunu hiçbir zaman unutmayınız, bildiğinizi ve söylediğinizi önce kendiniz yaşamadığınız müddetçe karşınızdakilere etki edemezsiniz.

Ø Sizler meslek olarak seçtiğiniz bu görevleri yerine getirirken, halkın nazarında örnek kişiler olduğunuzu unutmayınız. Yapacağınız en küçük bir hata mensup olduğunuz İslâm dininin  yanlış anlaşılmasına neden olabilir. Bu nedenledir ki,
o   bildiğinizi dosdoğru söyleyecek, bilmediğiniz yerde de susacaksınız.
o   Bölücü değil  birleştirici, nefret ettirici değil müjdeleyici,
o   yalancı değil doğru,
o   korkak değil cesur,
o   cahil değil bilgin olacaksınız.
Ø Hayatınız pahasına da olsa adaletten ve adaletli iş yapmaktan ayrılmayacaksınız.


Okul mezuniyet yıllığı/albümü deyip geçmeyelim. Çoklarının yıllıkları olmayabilir. Varsın olmasın. Okul yıllarınızı düşünün. Nasıl saf, nasıl temiz olduğunuzu düşünün.
Evet, derin düşünürsek gerilemeyi değil aksine daha çok ilerlemeyi, çağdaşlaşmayı hak ettiğimizi anlarız.
İnşallah, olup bitenlerin arka planlarını da anlar ve gereğini yaparız.
Sabahattin Gencal, Çekmeköy-İstanbul

**********************************************************


5 yorum:

  1. Merhabalar Sabahattin Hocam. Cenab-ı Hakk'ın selamı, rahmeti, bereketi üzerinize olsun.

    Bu konuda ben de çok düşündüm. Hatta Şura suresinin 30. ve 48. ayetlerini derinlemesine inceleyerek konuya tam hakim olmak istiyorum ama, Kur'an'ı Kerim'i çözmek için başta Arap dili olmak üzere, Arap edebiyatını, Arapça'nın etimolojisini, dil felsefesini, semantiğini, eski terimleri ile sarfı, nahvi, iştikak ilmini, fıkhu'l-lugayı, belagatı, beyanı, bedi'i iyi bilmek gerekiyor. Ya da iyi bir tercümesine dayanarak Kur'an'ı anlamak ve ilim yapmak mümkündür. Ben henüz iyi bir şekilde hazırlanmış Kur'an tercümesine rastlayamadığımı söylemek istiyorum. Bunu bir örnekle açıklamak gerekirse; Vakıa suresinin 75-79 ayetlerinin tercümelerinin incelendiğin de bu ayetlerle ilgili müfessirlerin değişik tercümelerini görmek pekala mümkündür. (Yorum burada çok uzayacağı için, söz konusu tercümelere yer vermedim.)

    Demem o ki, Şura suresinin gerek 30. ve gerekse 48. ayetlerinin yukarıda sayılan ilimlerin ışığında incelendiğinde çok daha değişik bir tercüme ile karşılaşılacağına inanıyorum.

    Konuyla ilgili yaptığınız çalışma ve kaleme aldığınız makale için çok teşekkür ederim. Kaleminize ve yüreğinize sağlık ve mutluluklar dilerim.
    Selam ve dualarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Recep Bey kardeşim,
      Açıklayıcı ve tamamlayıcı yorumunuz için teşekkür ederim. İnşallah, ileride sözü edilen ayetleri tekrar incelemeye çalışacağım. Hatırlattığını için Allah razı olsun. hayırlı günler dileğiyle.

      Sil
  2. Merhabalar Sabahattin Hocam.
    Yazılarınızı okuyup, yorum yazıyorum ama, yorumlarımı göremiyorum, teknik bir sıkıntı mı var, yoksa başka bir durum mu ?
    Selam ve dualarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhabalar Sabahattin Hocam.
      Artık yorumları görebiliyorum. Sorun çözülmüş. Memnu oldum ve sevindim.
      Selam ve dualarımla birlikte en Güzel'e emanet olun.

      Sil
    2. Merhaba Recep Bey Kardeşim,
      Sayenizde bu sorunu çözdük. Çok teşekkür ederim.
      Hayırlı günler dileğiyle selâmlar...

      Sil