31 Aralık 2016 Cumartesi

HAYATIM ÇAYKARA bile çok az okunuyor


hayatım çaykara ile ilgili görsel sonucu
Yakın Doğu Üniversitesi Deneysel Sağlık Bilimleri Araştırma Merkezi (DESAM) raporuna göre, 
Türk halkı olarak kitap okunmuyor. 
Türkiye'de okuma alışkanlığı yok denecek kadar az. 
AB ülkelerinde yüzde 21 olan kitap okuma oranı, 
Türkiye'de sadece yüzde 0,01.
*****
“Oku” Emrini Yabana Atmayın

Müslüman bir memlekette yaşıyoruz ve Kur’an-ı Kerim’in ilk ayetinin “oku” olduğunu hepimiz biliyoruz. Neyi okuyacağız derseniz bu emirle kastedilenin üç şey olduğunu söyleyebilirim:  Kur’an’ı oku / Kendini oku / Kainatı oku. Bu emri bildiğimiz halde neden uygulamıyoruz? Bunu herkesin samimi bir şekilde kendine sorması gerekiyor.
Bu kadar şey söyledim ama eskiye oranla daha çok okuduğumuzu, özellikle gençlerin bu anlamda iyi olduğunu söylemem lazım. Kitapçılara girdiğimde gençlerin sayısının fazla olması, beni ümitvar kılıyor.
http://www.suatsaygin.net/neden-kitap-okumayi-sevmiyoruz/
*****
Türkiye'mizde istenildiği ölçüde kitap okunmuyor. Tamam. Okunan kitapların eleştirisi okuyucular tarafından yapılıyor mu? Eh, nadir de olsa yapılıyor.  Kinahaşi Namin, otobüste okuduğu Hayatım Çaykara adlı deneme eserinin eleştirisini yazdı. Bir eleştirmen gibi yazdığı, aşağıda bulacağınız yazı okunmaya değer. 
-Ya Hayatım Çaykara okunmaya değer mi?
-Bilemem, ona okuyucu karar verecek, daha doğrusu vermelidir.

Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, oturan insanlar ve açık hava





  • Türkiye’de 1 kişinin kitap okumaya ayırdığı zamanın; bir Norveçli 300, Amerikalı 210, İngiliz ve Japon 87 katını ayırıyor dünya. Ortalaması da Türklerin ayırdığı zamandan 3 kat fazla.



    • Görüntünün olası içeriği: 2 kişi




    • Maalesef Türkiye’de ihtiyaç malzemeleri sıralamasında kitaplar 235. Sırada yer almaktadır.





      • Hayatım Çaykara ve  Yorumu

                   Bu gün bloglarda dolaşırken Hayatım Çaykara bloğunda Ahmet Gencal'ın blogla aynı isimli kitabının tanıtım videosuna rast geldim.
                   ...Videonun bana göre aşırı abartılı şarkısına rağmen (ki Ahmet Gencal vurgulu ve baskın müzikleri kullanmayı seviyor muhtemelen. Öğrencileri için açtığı İngilizce testler ve oyunlar sitesinden tanıyorum) videodaki dikkatimi çeken şey Gondol- Bir bağımsızlık denemesi' n de yazdığım kahramanın ağzından çıkan bir ifadesinin benzerini görmemdi.
                  "Keşke piyano tuşları gibi harflerinde tuşları olsaydı. O zaman tuşlara bastıkça yazdığım şeyler piyano çalan sanat eserleri gibi görünürdü. Ama ben beste yerine söz çalardım, böylece para kazanabilirdim" Olarak hikâyemde yer alan ifade, Onun videosunda " Bir müzik aleti çalar gibi sesler gelmeli klavyemden" e dönüşüyor. Bu ifadeye bakarak kitabını okumak için bir şans veriyorum.
                   Benzer şeyleri eş zamanlı olarak görmeyi severim, önce söyleyebilmiş olmayı ise daha çok. Gerçi ne var ki bizden önce söylenmemiş olsun. Bir düşünür okuyorsunuz şimdiki insanların aslında onu referans aldığını görüyorsunuz. Faal akıl hepimize eşit dağılıyor, önemli sır ise onu kullanmakta yatıyor.


        Ek: Yorum ve Notlar
        Kitabı alıp otobüste okumaya başladım.
        Başlarda sıradan ve kimseyi rahatsız etmeyecek şekilde başladığım okumam, sayfalar ilerledikçe otobüsün boşluğundan faydalanarak bağdaş kurmaya dönüştü.
        Kitaba hakkını vererek yerinde okuyabilmek için ön tekerlerin oradaki üçlü koltuğa yayılarak kitabı okudum.
         Evet, okumam böyle başladı ancak hayatımda fazlaca oturup deneme okumuşluğum olmamıştı.
        Montaigne'nin Denemeler'ini, Walter Benjamin'in Pasajlar'ını, Bülent Akyürek'in Oha deyin'i ve sayılırsa Ahmet Taner Kışlalı'nın gazete yazılarından derlediği Ben demokrat değilim'den başka bir deneme okuduğumu hatırlamıyorum. Kaldı ki deneme okumaktan fazlaca hoşlanmam taa ilkokulda Nurullah Ataç'ı okuduğumdan beri. Bu yazım türüne karşı soğuttu beni bu nalet adam.
        Hal böyle olunca öyle ahım şahım beğeni sözcüklerim olmayacak. Ancak hani düşündüren öyküler olurdu ya buna da düşündüren ve sorgulatan derlemeler diyebiliriz. İlkokul öğretmeni olmanın verdiği görev, yazıları en küçük yaştaki çocuk bile anlamalı bilinciyle kitapta kendisini hissettirmiş.
        Ruh daralmaları, kendinden taşmalar ve bu taşmalarda yine kendi tarafından taşlanmak Ahmet Gencal'ın yazılarında ön planda.
        Gündelik hayata dair basit sorunlar kendi çabalarıyla irdelenmeye çalışılmış, bu çalışmalarda gelenekten gelen öğretiler, yine bu çıkmazların kaynağı haline gelip, yine bu kaynağın kanal yolu kullanılarak bir çıkış aranmış.
        Peki, bu bugün yeterli mi? İnsanlar ve hayatlar değişirken tekrar aynı yöntemleri kullanarak aynı sorunları yenmeye çalışmak. İşte bu konuda katılmıyorum, bunu da yazar ile aramızdaki kuşak farklılığına bağlıyorum.
        Bitirme tezimi yazarken yeni eğitim sistemi içinde dededen toruna aktarılan bilgi sisteminin neden artık işlemediğine yer vermiştim. Çünkü geçmiş zamanın sorunlu ve itaatsiz çocukları bu günün dedeleri ve nineleri olmuştu.
        Roger Pol Droit'in Gündelik hayatta 101 felsefe deneyimi kitabı gibi günlük hayata dair arayışların içe dönük soruları olabilirdi. Bazen kitabı satan ismidir.
        Kitap Okumayı Sevmek İçin Yapılması Gerekenler 07
        Eleştiriler:
        1) Geçen yaz dinlenen şarkının daha bu yazda eskimesi gibi bu kitaptaki yazılarda bana eski geldi. Tam eski olsa idi yine değerli olabilirdi ancak ara eskiler ne yazık ki acımasızca değerlendiriliyorlar. Bana bunu düşündürten yerler s.20'deki kimsenin kimseden haberi yok, komşunun komşudan haberi yok paragrafı Artık internetin yanında tv'nin esamisi bile okunmadığı halde tv eleştirisi yazısı
        2) s.45 Milletçe adım atmak için bekletiliyoruz paragrafından sonuna kadar. Yani genel klişe laflar kullanılmış. Neden bunun geçerli olmadığına dair genel teorimi söyleyeyim. Türkiye gittikçe Avrupa milletlerine yaklaşıyor. Erasmus projesinin nedeni olan kültürleri birleştirmek fikri yavaş yavaş işe yarıyor. Bu sebeple yeni kuşak gençler için tıpkı Avrupalı gençlerde olduğu gibi Milliyetçilik ve Müslümanlık kavramları fazla bir şey ifade etmiyor. Çünkü öğretilen ve yerleştirilen yeni algı bir dünya milleti olma yolunda ilerletiliyor. Artık kişiler doğdukları milletlerden sıyrılarak bir dünya milleti olmak için çalışıyor. Bu şekilde savaşların önüne geçilmesi amacı güdülüyor. Tıpkı karşımıza gelen kişiye Fransalı veya İspanyalı demek yerine Avrupalı diye adlandırmamız gibi.
        3) s.47 Sosyologların ne yazık ki işleri toplumsal düzenlemek veya onları takip etmek değildir. Keşke öyle olsa. Onlar sadece istatistikleri üzerinden işlerini görüyor ve bunu gereken yerlere sunuyorlar.
        4) s.62 "...birazcık korkaklık ve pısırık genleri taşıyorsanız, beddua etmektir, Allah'a havale etmektir." Bu cümleye kesinlikle katılmıyorum şöyle ki bir insanın işini kendi gücü yettiği halde Allah' a havale etmesi o kişinin aradan çekilerek kulu Allah'ın insafına bırakmaktır. Ben bir birey olarak canımı sıkan kişiye ceza almamak için çok az miktarda hasar verebilirim. Belki ağzını burnunu kırarım ama olurda bunu bizi yaradana havale edersek (beddua demiyorum) daha büyük bir hesaplaşma onu bekliyor demektir.
        5) Ne dediler 1'de sürekli Gencal lafının kullanılması yazıyı okumayı imkânsız kılıyor. Yol üzerinde sürekli çıkan kasisler yolun keyifli geçmesini engelliyor. Okurken sürekli fren yaparak yavaşlamak zorunda kaldım ve bu aşırı isim kullanımı okuma ahengini baltalamış geldi bana. İsim bu kadar sık ve göze sokulurcasına kullanılmamalıydı. O uyum beni bir ara okumaktan vazgeçirecekti. Ama bu yazının muhtemelen kitabı bitirmenin hemen ardından heyecanla kaleme alınmasının sonu olduğunu sanıyorum.
        Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, açık hava

        Dikkat çeken yerler
        s.17 " Okuyucuya kapı açıp kapıdan girmek kalıyor" Burada bir kapı metaforu var, hatta bir sonraki sayfada ben bu metaforun her tarafı aynalı odaya girmek derken hem dış kabuğun hem de beynin katmanlardan odaya girmek olarak okudum.
        s.20 Ayakkabı değişimler paragrafı İngilizce deyim olan ben senin yerinde olsaydım ifadesinin ben senin ayakkabılarını giyiyor olsaydım olarak anlatılmasına benzettim ve ardından dost başa, düşman ayağa bakar atasözü. Acaba hangisiyle beynimizi kandırdık.
        s.25 Beden aurasını mıknatıs enerjisiyle tedavi edenler gibi bunun manyetik eksikliğini hissetme durumunda ne yapılmasının gerekliliği
        s.42 öğretmenlerin hayata hazırlamaması hakkında yazısı
        Çarpı sıfır etkisi yazısı ile Düello yazısı özellikte semadaki beddua düellosu savaşı beğendiğim yazılar arasında
        Başlangıçta Bezirgan kelimesinin anlamını 39 yaşında öğrendiği ile ilgili bir hayal kırıklığı belirtmiş yazar. Sayın Hoca, artık bezirgân oyununu bilen çocuk kaldı mı? Hala bu oyunu oynayıp, dur bunun birde ismine bakayım diyen oldu mu? Bazen kişisel çabalardır bu ara dolanım ve çıkmazlardan çıkmayı sağlayan, bazen yardımcı yön okları bizleri başka kitaplara, kişilere veya levhalara yönlendirir. Bazen cevabını çok iyi bildiğimiz soru önümüze farklı şekilde sorulduğu için cevabını bilmediğimiz hissine kapılırız, sınavlarda tökezleyen öğrenciler gibi..
        Ne Newyork Times çok satanlar övgüsü hazırlayanım ne de çok satılsın diye the Times pohpohlaması yapamayacak kadar bu türün şahları sayılan iki eseri okumuşum o yüzden bireysel ve eşit bir değerlendirme yapabilmek benim için zor.
        Yine de bu basit tartışmalardan habersiz biri için güzel bir başlangıç olacak.
        Daha önce dediğim gibi Faal Akıl herkese eşit dağılır, önemli olan onu kullanma sırrını bulmaktır.

        Kinahaşi Namin, 24 Mart 2016 Perşembe




        Hayatım Çaykara'da 
        Gencal'ın hayallerimizi şekillendirirken 
        kendi hayallerini de süzgeç yazılar içerisinde bizlere hissettirebilmesi ne kadar hoşnut edici.

        Fatih Kırbıyık
        Teknik Eleman


        http://sabahattin-gencal.blogspot.com/2011/07/deneme-ozel-says-ve-ahmet-gencal_28.html

        Kitap Okumayı Sevmek İçin Yapılması Gerekenler 06



        Kitabımı satın alabileceğiniz online satış siteleri:




        Kitabımın satışının yapıldığı kitabevi adresleri:

        1- METİN KIRTASİYE:
        Adresini yazmamıza gerek yok sanırım... :) :)

        2- BOĞAZİÇİ KİTABEVİ:

        Adres:Alemdağ Caddesi, Atatürk Mahallesi,
        Mektep Sokak, No:8/A
        Ümraniye / İSTANBUL
        Telefon:(0216) 329 40 22












        Adres

        • Neşet Ömer Sok. Akmar Pasajı No: 11/2
          Kadıköy İstanbul
        • Tel: +90 216 336 55 96







        Bunları Biliyor Musunuz?  »  Bunları biliyor musunuz?
        • Okumak, çocukların kültürel gelişimlerini tamamlamaları ve bilgi çağını yakalamaları için hava gibi, su gibi, yemek gibi günlük hayatlarının bir parçası olmalıdır.
        • Maalesef Türkiye’de ihtiyaç malzemeleri sıralamasında kitaplar 235. Sırada yer almaktadır.
        • Türk çocukları kitap okuma konusunda çoğu Afrika Ülkelerinin gerisinde kalmış durumdadır. Japonya’da toplumun % 14 ü, Amerika’da % 12 si, İngiltere’de ve Fransa’da %21i düzenli kitap okurken Türkiye ‘de yalnız 10.000 kişide 1 kişi düzenli kitap okuyor.
        • Nüfusu 7 milyon olan Azerbaycan’da kitaplar ortalama 100 bin tirajla basılırken,73 milyon nüfuslu Türkiye’de bu rakam 2-3 bin civarında kalıyor.
        • Türkiye’de 1 kişinin kitap okumaya ayırdığı zamanın; bir Norveçli 300, Amerikalı 210, İngiliz ve Japon 87 katını ayırıyor dünya. Ortalaması da Türklerin ayırdığı zamandan 3 kat fazla.
        • Dünya’da ki en iyi 500 üniversite sıralamasında Türkiye ‘de ki üniversiteler yine en son sıralarda yer almaktadır.
        • Kitap için Norveçli 137, Alman 122, Belçika ve Avusturyalı 100 dolar, Güney Koreli 39 dolar ayırıyor. Dünya ortalaması 1,3 dolar iken, Türkiye’de bir kişi kitabı yılda ancak 0,45 dolar harcıyor.
        • ABD ‘ de yılda 72 bin adet konusu farklı kitap basılırken (72 bin farklı model gibi), Rusya’da 58 bin . Japonya’da 27 bin, Türkiye’de ise 7 bin kitap basılıyor.
        • İngiltere’de ortalama bir gazete olan günlük The Sun gazetesi Türkiye’deki gazetelerin toplam tirajı kadar satıyor.
        • Dünyada çocuklara özel günlerde kitap hediye edilmesi sıralamasında Türkiye 180 ülke içerisinde 140. Sırada yer almaktadır.
        • Türkiye’deki kahvehane ve kütüphane sayılarının kıyaslaması şöyledir; Kütüphane sayısı: 1.412-Kahvehane sayısı: 570.000-Buna göre 49.000 kişiye bir kütüphane düşerken, 122 kişiye bir kahvehane düşmektedir.
        • Japonya’nın %14 ü sürekli kitap okumaktadır. Abd nin %12 si , Almanya’nın %11 i, İngiltere’nin %11 i , Türkiye’nin %0.01 i kitap okumaktadır.
        • Türk halkı kitap okumaya yılda yalnızca 6 saat ayırıyor. Türkiye kitap okuma konusunda çoğu Afrika ülkesinin gerisinde kalmış durumda.
        • Dünya kitap okuma ortalaması Türkiye nin kitap okuma ortalamasından 3 kat fazla
        • Türkiye’de 100 kişiden sadece 4 kişi kitap okuyor.
        • Japonya’da yılda 4 milyar 200 milyon kitap basılıyor. Türkiye’de sadece 23 milyon kitap basılıyor.
        • Türkiye, Birleşmiş milletler insani gelişim raporunda Malezya, Libya ve Nijerya gibi ülkelerin bulunduğu 173 ülke arasında 86. Sıradadır.
        • Japonya’da kişi başına düşen kitap sayısı yılda 25, Fransa’da 7, Türkiye’de ise yılda 12 bin 89 kişiye bir kitap düşüyor.
        • Dünyada yetişkinlerin okuma oranının araştırılması yeni bir bilim dalı olarak kabul edilmesi kararlaştırıldı.
        • Dünyada çocukların okuma oranının araştırılması yeni bir bilim dalı olarak kabul edilmesi kararlaştırıldı.
        • Çocuklara kitap hediye edildiği zaman çocukların okuma becerisi gelişir, okumak alışkanlığa dönüşür ve beraberinde alışkanlık sorumluluğu geliştirir bilinç büyümesi başlar. Kapasite gelişimi fiziksel gelişim gibidir. Kapasite farkındalığı yaratır sonra düşünce üretimi başlar. Üretilen her yararlı düşünce topluma doktor, öğretmen, bilim insanı vs.. olarak geri döner.
        http://www.ozetkitap.com/tr/bunlari-biliyor-musunuz/

        Hiç yorum yok:

        Yorum Gönder