27 Aralık 2016 Salı

Başarı reçetesi var mı yok mu?

Ahmet Pekin ve Sabahattin Gencal,
Başiskele, 26. 12. 2016

Öğrencilerinin hayat yolunda başarılarını gören bir öğretmenin mutluluğu, mutlulukların en güzellerinden biridir. Bahtiyarım ki ben de bu mutluluğu, bu zevki tadanlardan biriyim. Zaman zaman bu mutlu anlarımı yazmaya çalışırım; ama haz, zevk, tat vb. kavramlar göreli kavramlardır. Bunları derecelendirmek oldukça güçtür. Ancak okuyucunun anlayışına güvenerek yazıyorum yoksa bu duyguları aksettirmek ne mümkün…

Bugün 26 Aralık 2016. Yıllarca kaldığım, havasını suyunu ille de insanını çok sevmeme rağmen zorunlu olarak ayrıldığım İzmit’e bir iş için gittim. Duygu ve düşüncelerim sarmaşıklanırken ne yazabilirim. “Gittim, gördüm, geldim” diye yazmam da pek yavan kalacağı için biraz da olsa ayrıntılara gireceğim.

Bir iş için öğrencim Halil Bey ile notere gittik. Noter evrakların eksik olduğunu söyledi. Halil Bey, daha önce yaptığı uygulamaları hatırlatarak bu evraka gerek olmadığını belirtmişse de noter kabul etmedi. Eh, ne yapalım, evrakları tamamladık. Bu arada öğrencim Emlakçılar Odası Başkanı  Ahmet Pekin Bey geldi. Halil Bey durumu ona açınca O da ilgili maddeyi açıkladı. İnsiyatifini kullanabilseydi evraka gerek olmayacağını söyledi. Bu sahne beni çok memnun etti. “Bunda memnun olacak ne var?”diye düşünmeyin.  Ben, çalışmıyor olsam da bir avukat olarak bu maddeyi hatırlayamadım. Öğrencimin bu maddeyi hatırlamış olması güzel olmaz mı?

Ahmet Bey ile, epeydir sohbet etmemiştik. Çok kısa bir sohbet imkânımız oldu. Söze şöyle başladı: 

Günümüzde pek çok kimse risk almıyor. Ayaktaysak risk alanların sayesinde ayaktayız. Herkes risk alanların arkasında saklanıyor; ama bir şey olursa risk alanlara arka çıkmıyor…” Sözün burasında bu tespitini yazmama müsaade edip etmeyeceğini sordum. “ Ne demek, Hocamsınız…” Sözünü tamamlattırmadan “Zaten ben de konuşmaları yüzeysel olarak yazdığımı söyledim. Okuyucu dalgıçlığı oranında derinlere inebilir. “dedim. İyi yapmış mıyım? Ahmet Bey’in diyeceğini anladım:

“Pek çok kişinin risk almadığı konusundaki tespitimi kanıtlarla ispat etmem gerek.”diyecekti muhtemelen. Kanıtlarını dinlemiş olsam, böyle bir denemede değil bir makale okuyacaktınız. Ancak, Ahmet Bey’in cenazeye gideceğini bildiğim için onu engellemek istemedim. Ahmet Beyin böyle kanıtlara dayanarak söz söylemesine de ayrıca sevindim. Sevinilmez mi? Böyle desteksiz atışların olduğu Türkiye’miz de böyle değerler de var. Allah (cc) sayılarını artırsın.

Ahmet Bey, bir ara şöyle dedi:

“Zaman zaman arkadaşlara diyorum: Benim bir Hocam, Sabahattin Gencal Hocam, “ Öğretmen masasını göstererek, ne görüyorsunuz? diye sordu sınıfa. “Masa”cevabı tatmin etmedi onu. Bir Sokrat gibi soru sora sora öğrencileri ormana götürdü. Bir tohumdan fide, fideden ağaç yetişti. Ağaç, anlatması çok çok uzun sürecek aşamalardan geçerek masa oldu. Masa da çok işlevler gördü. Tabii, bir fotoğraf makinesi veya kamera gibi görmüyor, her aşamada insan unsurunu da görmeye başlamıştık…  Kısaca durumu, olayları, hayatı geniş açıdan derinine  görmek gerekiyor. Ortaokul öğrencileri olarak, farkında olmaksızın, eğlenerek bir nevi tefekkürü öğreniyorduk.”

Şimdi sorun bana Ahmet Bey bunları söyleyince sen ne hissettin.  Çok şeyler hissettim, bu arada Ahmet Bey ile bir kere daha gurur duydum.

Bir ara geçmişe daldık. Babaları, samimi arkadaşım, benden 3-5 yaş büyük rahmetli Mehmet Bey’den söz ettik. Ahmet Bey babası ile ilgili anılardan söz etti ve sözü şöyle bağladı: “Rahmetli babam, bir insana sağken sevgi ve saygı duyacaksınız, sağken değer vereceksiniz.” derdi. Ne güzel söz değil mi? Oysa bizler, bir insanının kıymetini onu kaybettikten sonra anlıyoruz. Bazen hiç anlamıyoruz…

Kısa zamana çok şeyler sığdırdık değil mi? Özetleyelim isterseniz:
·         İnsanları seveceğiz, sayacağız.
·         Hayata geniş açıdan bakacak ve derin derin düşüneceğiz.
·         Delili, dayanağı olmayan iddia ve sözlerden kaçınacağız.
·         Kurallara uyacak; ilkeli ve ölçülü olacağız.
·         Risk almaktan korkmayacağız. Risk alabilenlerin de arkasında olacağız.

Bütün bu saydıklarımız başar reçetesi olarak verilebilir mi? Çokları diyecek ki “Başarının reçetesi olmaz.” Olur olur, bal gibi olur. Yeter ki gönülleri ve beyinleri öyle süsleyin ki kişiler başarı reçetelerini kendileri yazabilsinler…

Başarılar dileğiyle.

Sabahattin Gencal, Çekmeköy-İstanbul





2 yorum:

  1. Merhabalar Sabahattin Hocam.
    Öğrenciniz Ahmet Pekin'in de söylediği gibi artık pek eskisi gibi kimse risk almak istemiyor, risk almaktan kaçındığı gibi, risk alanın da arkasında durmuyorlar. Bir öğretmeni saadete gark eden en güzel olay, hayat yolunda gördüğü ve karşılaştığı başarılı öğrencisidir. Evet insana hayatta iken değer vereceksin, sevgini de saygını da hayatta iken gösterip vereceksin. Öldükten sonra ona hiç bir şeyi duyuramazsın. Başarının elbette reçetesi olur, hele de bu reçeteyi başarı sahibi kendi yazmışsa...
    Kaleminize ve yüreğinize sağlık ve mutluluklar dilerim. Selam ve dualarımla birlikte en Güzel'e emanet olun efendim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Recep Bey kardeşim, yorumunuz için teşekkür ederim.
      Ne güzel demişsiniz "Bir öğretmeni saadete gark eden en güzel olay, hayat yolunda gördüğü ve karşılaştığı başarılı öğrencisidir." Herkesin başarılı olması dileğiyle.

      Sil