16 Kasım 2016 Çarşamba

Bana üç dakikanızı çok görmeyin


Sabahattin Gencal niçin yazamıyor?


Zor dostum zor” “başlamadan bitirmek.”   “Zor dostum zor” “heveslerin kursakta kalması.” “Zor dostum zor” “derdini anlatamamak...”

Bu yazıya “bin bir çeşit “anlama gelecek söz ve deyimlerle başladım. Her birinizi “ayrı mekâna”,  “ayrı zamana” ışınlamak amacında değilim; ama “olacağa çare yoktur.”

“Yağmurdan kaçarken doluya tutulmak” buna derler işte. Sözde “siyasî yazılara” başlayacaktım.

Tek kelimeyle belirteyim: Beceremedim.  Çok değişik, değişik olduğu kadar düşündüren; kafaları karıştıra karıştıra yoğurttan yağın ayrılması gibi yeni fikir topakları meydana getiren bir yazı döşeneyim dedim; ama, işte görüyorsunuz ya yine beceremedim.  “Zor dostum zor”deyişim ondan; yoksa şarkı sözleri “aklımın ucundan geçmez.” Bir de siyasî yazı yazmayı beceremedim “hevesim kursağımda kaldı” demem ondan.

Yazıya girmenizle başka başka yerlere; ortamlara, zamanlara, anlara gitmeniz bir oldu.

Biliyor musunuz şimdi bir benzetme geçti kafamdan, beynimden, gönlümden:

Tıpkı teneffüslerde okul bahçesine dağılan öğrencilerime benzettim sizi.

Zil çaldı, ders başlıyor.

Sahi “çanlar kimin için çalıyor.” Niçin çalıyor? Görüyorsunuz ben de çağrışımlar çok…

(Bir ara not yazayım mı? Beni gören öğrencim, beni gören öğretmenim, ben tek kelime etmeden derse girerdi. Hatta, adını yazmayayım bazı okullarda ben dershanenin yanına yaklaştığımda hizmetli zili çalardı. Bana duvarda asılı saatten daha fazla güvenen hizmetli kardeşime Allah’tan rahmet diliyorum. “Zaman”a hep beraber değer verdiğimiz öğretmen, öğrenci, memur ve hizmetli kardeşlerimden ölenlere rahmet; sağ olanlara da hayırlı uzun ömürler diliyorum…)

Bu ara notlar yazıyı büsbütün aralar. Neyse “kimse bağlamasın karalar”. Onun için dertlerimi değil neden siyasî yazı yazamayacağımı anlatacağım:

X partisi Genelbaşkan yardımcısı, rahmetle andığım bir akrabam bana “Sen siyasetçi olamazsın.”demişti. Rahmetli sağ olsaydı mutlaka “Sen siyasetle ilgili yazı da yazamazsın.”derdi.

Niçin ve neden, siyasetle ilgili yazı yazamayacağımı düşündüm.

Hâlâ düşünüyorum; ama geçerli, sizleri ikna edici bir cevap bulamıyorum.

Cevap bulsam ne olur, bulmasam ne olur? 

İnsan böyle ne olurla giderse "Yazsan ne olur, konuşsan ne olur?" istasyonlarına gider. En sonunda da “yaşasan ne olur?” son durağına gideriz ki Allah göstermesin.

Ya, biz neyiz? Allah’ın (cc) cüzzi irade verdiği müstesna bir kul değil miyiz? Allah’ın verdiği bu iradedir ki bizi diğer canlılardan ayırır. Öyle değil mi? Öyleyse irademizi meşru sınırlar içinde kullanamayacak mıyız? Çokları “defacto”durumlar yaratırken biz…

Değerli okuyucum, kusura bakmayınız. Bu yazıyla “Kardan helva yaptım; ama bende beğenmedim.”

Dikkat ettiniz mi bu yazıda tırnak işaretini ( “" )yerli yersiz çok kullandım. Hayırlara gitsin.

Birkaç dakikanızı aldım diye kızdınız mı? Kızmayın lütfen. Alanlarda, salonlarda; televizyonlarda, radyolarda; şurada burada bitmek bilmeyen boş konuşmalarıyla bütün zamanlarımızı tüketen bazı zevatı düşünerek bana verdiğiniz üç dakikanızı çok görmeyin.

Hayırlı günler dileğiyle.

Sabahattin Gencal, Çekmeköy-İstanbul


2 yorum:

  1. Merhabalar Sabahattin Hocam.
    Siyaset yazmak ve konuşmak bize göre değil. Biz beceremeyiz. Ancak, yaşadığımız bir olumsuzluk olur da o olumsuzluktan bahsederken belki birazcık işin siyasetine değiniriz. İşte bu kadar olur.
    Selam ve dualarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Recep Bey,
      Söylediğiniz gibi "dar anlamıyla siyaset" bizim işimiz değil.
      İnşallah, gerçek anlamıyla siyasetin ne olup ne olmadığını öğreniriz bir gün.
      Hayırlı günler dileğiyle.

      Sil