30 Ekim 2016 Pazar

Gelişigüzel bir yazı



Merhaba,

Nasılsınız?

İnşallah iyisiniz.

İnşallah iyiliğiniz daim olur. İnşallah keyfinizi kaçırmam.

Bilerek, zerrece keyif kaçıracak, zararlı olabilecek bir şeyler yazmayacağıma emin olabilirsiniz.

Benim korkum şundan: Evet, zararlı bir şeyler yazmam; ama faydalı olabilecek düşünce ve duygulara yer veremezsem zamanınızı alırım. Sizin 4-5 dakikanızı alırım. Bütün okuyucuları düşünürsek varın siz hesaplayın. İnanın bu korkudan sebep rahat yazamıyorum.

Eskiden, kimselere okutmadığımız günceler yazardık. Bu güncelerde “atış serbest”ti. Ama ne zamanki yazdıklarımızı paylaşma söz konusu oldu, işte o zaman işler değişti. Bir blogger arkadaş “Madem ki yazıyı paylaşıyorsun, okuyucuyu dikkate almalısınız.” Mealinde bir söz söylemişti ki bence de yerindeydi. Ben de bunun gereği olarak bilgi ve düşünce yüklü yazılar paylaşıyordum. Bu kez de genç bir blogger arkadaşımız da “Bilgiyi internetten de bulabiliriz, siz kendi tecrübelerinizi, duygu ve düşüncelerinizi yazın.”dedi. O da haklı. Şimdi Nasrettin Hoca aklıma geldi. Onun için, aklınızdan ne geçiyor bilmem; ama “Siz de haklısınız.”demek geliyor içimden.

*
Bazen düşünüyorum: Okuyucu benim anılarımı, düşünce ve duygularımı niye okusun ki? Bazen de Montaigne aklıma geliyor. O demişti ki- Bakın sözünü tam hatırlayamıyorum. Eskiden ayaklı kütüphane gibi hatırlardım, şimdi aklımda kalanın mealini söyleyeyim- “Bir insanda insanlığın bütün halleri görülebilir.” O da doğru demiş değil mi? Sözü şuraya getiriyorum. Bende görülen haller, yarın öbür gün sizde de görülebilir. Onun için okumaya devam edebilirsiniz.

Bir itirafla başlayalım söze: Ben, emekli bir Türkçe öğretmeniyim. Yazma kurallarını az çok biliyorum. Amma sizinle böyle samimi konuşurken yazıyı kurallara bağlamak istemem. Girişti, gelişmeydi, sonuçtu, şuydu buydu olmamalı diyorum. Ve serbestçe yazıyorum. Derler ya “Al eline kalemi, yaz aklına geleni.” İşte öyle.

*


Dün Cumhuriyet Bayramıydı. Umarım bayramın coşkusunu, heyacanını tatmışsınızdır. Tahmin ederim ki Cumhuriyetin ne büyük bir nimet olduğunu bir kere daha anlamışsınızdır.

Doğrusunu söylemem gerekirse bende coşku da yoktu heyecan da... Düşünün pencereme Türk Bayrağı da asamadım.

Rahmetli eşim bayram günleri bayrakları asardı. İyiyse, ben bayram törenlerine katılırdım. İyi değilse O’nunla beraber televizyonda bayram törenlerini izler. Bu konuda yapılan programlar üzerinde beraberce konuşurduk.  

Birkaç ay önce ev değiştirdim. Bayraklar hangi bohça içinde bilmiyorum. Yalnız da televizyon seyredemiyorum…

Hava soğuk, keyifsizim de üstelik; onun için yakın okullara da gidemedim.

Okullara sadece ben mi gidemedim? Duyduğuma göre, çocukları etkinliklere katılmayan birçok veli de okula gitmemiş…

Bir ara, çayevine gittim. Diğer günler farklı bir şey göremedim. Eve döndüm ve internete girdim.

*

İnternette ne yaptığımı tahmin edebilir misiniz?

Devlet erkânı denilen zatların bayram mesajlarını kopyalayıp yapıştırdım. Birçok yazarın Cumhuriyetle ilgili yazılarını derledim. Derledim de ne oldu? Keşke derlemeseydim. Nasıl olduğumu anlatamam. Derler ya, buruk acı! İşte öyle.

Anlamıyorum, anlayamıyorum, anlatamıyorum; Cumhuriyetin nimetleri sayesinde bu mevkilere geliyorsunuz; Cumhuriyete övgüler dizerken bile araya bir şeyler sokuyorsunuz. Olacak şey mi bu. Kayanın üzerine bırakılan bir avuç toprak içindeki bir tohum, zamanla kayayı parçalar. Bu gerçek bilinmiyor mu? Yoksa açığa çıkarmadığınız bir Cumhuriyet düşmanlığı mı var?

Şimdi diyeceksiniz ki Cumhuriyet düşmanlığı,  Atatürk düşmanlığı çoktan açığa çıktı bile. Biliyor musunuz ben hâlâ “Yok ya, bunların Cumhuriyetle, Atatürk’le bir dertleri olamaz, olsa olsa Cumhuriyeti ve Atatürkçülüğü istismar edenlerle derdi olabilir falan filân…” diye düşünüyordum.

Uzatmayalım. Günüm iyi geçmiyordu. Rahmetli olan bir okul arkadaşımı sık sık hatırlıyordum. İlköğretmen okulundan mezun olduktan uzun zaman sonra karşılaştığımız da; “Sabahattin biz b. Yedik. Okulda öyle doldurdular ki bizi…”dedi. Dosdoğru söyledi; kişisel rahatsızlıklarımız, dertlerimiz diz boyuyken yurdumun, milletimin durumuna üzülmek, başka türlü nasıl izah edilir. Neyse bu tür izahları geçelim.

*


Derlediğim Cumhuriyetle ilgili yazıları düzenleyip paylaşmaya hazırlanıyordum ki büyük oğlum Fuat geldi. Hoşbeşten sonra mutfağa geçti. Bilenler bilir Fuat bütün yemeklere sevgisini, neşesini katar. Onunla başbaşa yemek günün burukluğunu attı üzerimden

Biraz sonra da küçük oğlum Ahmet ve gelinim geldiler…

Bu sanki bir bayram ziyareti oldu. Kahvelerimizi çikolatayla içtik. Geç vakitte de meyvelerimizi yedik. Şundan bundan konuştuk.

Tavsiye ederim; şundan bundan konuşmak iyi geliyor. Asl olan memleket meselelerini konuşmak; ama bazı arkadaşların yazdığı gibi “Aklıma mukayyet ol Allah’ım.”demek zorunda kalıyor insan.

Çocuklar geç vakitte gittiler. Sağolsunlar, iyi ki geldiler. Güzel bir uyku çektim.

Güzel bir güne merhaba  diyerek kalktım. 

İnternette gazetelere, alışkanlık gereği şöyle bir bakıverdim. 

Bakmasaydım keşke. 

Yıllardır başyazarlık yapan biri 2. Cumhuriyetten bahsetmez mi? Ne olacak bu gafletin sonu?

Allah devletimize, milletimize bir zeval vermesin. 

Çok çok kritik günlerden geçiyoruz. 

Lütfen, aklımızı başımıza alalım. Fitneye, yalakalığa, moral bozmaya, fırsatçılığa, uzatmayalım hiçbir olumsuz harekete alet olmayalım, meydan vermeyelim. Şükrümüzü eda edelim, kardeşliğimizi pekiştirelim. Düşmanın ekmeğine yağ sürmeyelim.

Tekrar ediyorum: En sade vatandaştan en yetkili kişiye kadar herkes, ama herkes çok dikkatli ve akıllı olmak zorundadır. Zerrece art niyeti olanlar, kendilerini yakmak şöyle dursun büyük tehlikelere sebep olabilirler. Onun için dikkat dikkat dikkat!


Sabahattin Gencal, Çekmeköy-İstanbul
************************************************

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder