18 Ekim 2016 Salı

Çift şekerli çay

Öğrencilerimin ikram ettiği çay çift şekerli: Sevgi+saygı
Hasan Doğan, Sabahattin Gencal, Halil Meteer


Aralıklı olarak, 52 yıllık arkadaşım rahmetli eşimle birlikte 31 yıl kaldığım İzmit’ten, eşimin vefatı nedeniyle istemeye istemeye ayrılmıştım.

Bütün ayrılıklar zordur. Bütün ayrılıklar birbirlerinden farklı hüzünler bırakır. Hüzünleri anlatmak için şair olmak gerekir. Şair yanım hep gizli kaldı. Hüzünler yumağım içimde karıştı.

İçim karışık, kafam karışıkken sabah sabah Çekmeköy’den, İzmit’e gitmek üzere yola düştüm.

Hava soğuk ve yağmurlu.

Belediye otobüsünü tasvir etmeme bilmem gerek var mı?

Gözlem yapıyorum. Uyuklayanlar, bir şeyler atıştırmaya çalışanlar, dertleşenler, düştü düşecek gibi olanlar…şunlar bunlar. Bu her yaştan insanlar, bu ekmek kavgası mücadelesi veren insanlara bakıyorum. Şu şöyle bir roman olur, bu böyle bir roman olur…vb. Uzatmayalım sonuç “Bir otobüs Dolusu Roman”

Roman yazmak için başlamadım bu yazıya.

Bu bir otobüs dolusu insan, sabah sabah, belki de ilk kez gördükleri bu aksakallı, garip yaşlı için ne düşünmüşlerdir acaba? Rahmetli eşimden başka hiç kimse okuyamamıştır beni. Aslını ararsanız ben de kendi kendimi okuyamıyorum. Onun için kendimden değil yolculuğumdan söz edeceğim:

Sancaktepe otogarından Otobüse bindim.

İzmit’e doğru yol alırken güneş doğdu. Yavaş yavaş içim ısındı. Kendimi iyi hissetmeye başladım.

Bir iki gündür, hafif gribal durumum nedeniyle antibiyotik kullanıyorum. İyiliğim antibiyotikten mi? İzmit’e gidiyor olmamdan mı? Yoksa her ikisinden mi?

İzmit’te Fevziye Camisinin önündeki çay evinden hem içerdeki, hem dışardaki insanları gözlüyorum. İzmit’te akrabalarım, dostlarım, arkadaşlarım, öğrencilerim ve tanıdıklarım var. Ama bu anda gördüklerimin hiç biri tanıdık değil. Ama durun biraz, sanki hepsi tanıdık gibi. Hepsi cana yakın, güler yüzlü, samimi… Buna da mı psikolojik durum diyeceksiniz.  Peki, çevredeki manzaraya ne demeli?

Selfi çekeyim, fotoğraflar çekeyim, bu güzel manzaraları kalıcı eyleyeyim derken vaz geçtim. Düşündüm ki bu güzel manzaraları hiçbir profesyonel fotoğraf makinesi çekemez. İyisi mi hafızamda kalsın bu güzellikler. Evet, 31 yıllık güzellikler gibi…

Postaneye uğradım, bankalardan, İzgazdan ilişiği kestim. Daha sonra Serdar Mahalle’sindeki Yuvamıza gittim. Pencerelerde satılık ilânları… Evi açtım. Ev sanki bomboş değil, anılar öyle yoğunlaşmış ki. Boğuluyor gibi hissettim kendimi. Sağolsun komşular. Eski komşular, eskimeyecek komşular…

Evden nasıl ayrıldım anlatamam.

Başiskele’deki öğrencilerimin emlak bürosuna (Pekin Emlak Bürosuna) uğradım.

Okuldaki günlerden söz ettik. 1975- 1986 yılları arasında Bahçecik ortaokulunda okul müdürü ve öğretmen olarak çalışmıştım. Demek ki 40 küsur yıl önceki günleri yâd ettik.

Ben, öğrencilere kendileriyle ilgili anılarımı, izlenimlerimi anlatırken bir taraftan da velilerini hatırlıyordum.

Bakın, kimileri seçici hafıza diyorsa da çok doktor da benim durumumu çözememiştir. Hele bu son günler unutkan oldum. Dün ne yediğimi sorsalar bilemem; ama okul mevzubahis olunca, öğrencim, öğretmen arkadaşım, velim, çalışanım mevzubahis olunca hiç unutmuyorum. Hiç unutmuyorum derken abartmayayım, ana hatları hiç unutmuyorum. Unuttuğum yanlar tıklanınca açılıyor, açıldıkça açılıyor. Tabii güzellikler de açılıyor.

Bahtiyarım ki öğrencilerim hep iyi olmuşlardır. Bir ilkokul öğretmeni gibi, bir veli gibi birebir gelişmelerini takip ettiğim öğrencilerimi hep sevdim. Sağ olsunlar onlar da beni sevdi. Tabi bazıları bu sevgilerini, başka okullara gidince, hayata atılınca açığa çıkardı.

Pekin Emlak’a, yolum düşünce uğrarım. Çaylarını kahvelerini içerim. Çaya da kahveye de şeker yerine saygı ve sevgi atarlar. Yani çift şekerli çay içerim hep: Saygı ve sevgi.

Bu çift şekerli ikram garipliğime de, hüznüme de, yol yorgunluğuma da iyi geldi.

Sabahattin Gencal, Çekmeköy-İstanbul

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder