26 Ekim 2016 Çarşamba

Amerika'yı yeniden keşfediyorum


Laboratuvar çalışmalarımdan henüz bir sonuç alamadım. Açık deyişle bir yemek icat edemedim, amma yaptığım yemeklerin, en azından görünüşü bir tablo gibidir diyebilir miyim? 




Öğrencilerime; “Ne iş yaparsak yapalım, o işin en iyisi olmaya çalışalım.”derdim. Şimdi de kendime aynı telkini yapıyorum: “Ne yaparsan yap; ama en iyisini yapmaya çalış.” 
Laboratuvar dediğim mutfağımdaki çalışmalarım, deneylerim vesilesiyle yukarıda sözünü ettiğim ilkeyi bir kere daha hatırlıyor ve okuyucularımla paylaşıyorum:


“İşini iyi yapan kendi  yaşam mücadelesine saygı duyandır . Martin Luther King  ‘’Eğer sizden sokakları süpürmeniz istenirse, Michelangelo'nun resim yaptığı, Beethoven'in beste yaptığı veya Shakespeare'in şiir yazdığı gibi süpürün. O kadar güzel süpürün ki gökteki ve yerdeki herkes durup, 'Burada işini çok iyi yapan dünyanın en iyi çöpçüsü yaşıyormuş desin’’   diyerek mükemmel yapılan işlerin her zaman takdirle karşılanacağını söylemiştir.  Baştan savma , saatini  doldurma  yada laf olsun   diye yapılan işler ne kişiye huzur verir  ne karşısındakine. Üstelik   işlerini kalitesiz ve baştan savma yaparak  kötü örnek olanlar, başkalarının hukukunu da çiğneyenlerdir. Onlar güveni sarsan huzursuzluk rüzgârlarıdır. Güven kalesinde açtıkları gedikten esen bu huzursuzluk rüzgârları,  torunlarını bile hasta eder. Kuran-ı Kerim de ‘’ Yaptığınız işi güzel yapın; Allah işini güzel yapanları sever” (Bakara 195) buyrulur. (1)

Ben laboratuvardaki işimi güzel yapmanın ötesinde, başkalarına da yararlı olacak buluşlar bulmaya uğraşıyorum:

10-15 gün önce, galiba bu kez buldum buldum diyerek, şifalı yemekler konusunda Türkiyede’ki sayılı blogculardan olan oğlum Fuat’a telefon açtım.  Çok nefis bir yemek icat ettiğimi söyledim. Böyle böyle yaptım dedim. “Bu yemeğe ne isim koyalım?”diye sordum. Övgü beklerken; "Şunları da koysanız bilmem ne pizzası olurdu dedi…" Yani Amerika’yı yeniden keşfetmişim. 

Amerika’yı yeniden keşfetmek”deyiminin anlamını bilirsiniz; ama tekrarlayayım:  Hali hazırda doğruluğu kabul edilmiş bir olguyu, sonucu veya durumu tekrar doğrulamaya çalışanlara atfen söylenen söz. Bir nevi işgüzarlık…

Kaç aydır mutfaktayım hep “Amerika’yı yeniden keşfediyorum.” “Dünyada yeniden keşfedilecek bir yemek kalmadı.” diyesim geliyor ve moralim bozuluyor. Bu arada eğitim danışmanım küçük oğlum Ahmet, “Edison, ampulü bulmak için kaç deney yapmıştır?” diye sordu. Doğru ya, bazıları 400, bazıları 1000 deneyden söz ediyor. Ayrıca yardımcısının  "Bu kadar deney boşa gitti.” sözüne, “Hayır 399 deneyde ampulün olmayacağını öğrenmiş olduk.”demiştir / veya demişmiş. Deneylere devam...

Şifalı yemekler konusundaki danışmanım büyük oğlum Fuat’tan ve eğitim konusundaki danışmanım küçük oğlum Ahmet’ten söz etmişken diğer danışmanlarımdan da kısaca söz edeyim: Karadeniz yemekleri konusunda büyük gelinime, kurabiye, kek, posta vb. konularda küçük gelinime danışırım. Bilgisayar konusunda torunum Sabahattin’e, akıllı telefon konusunda da torunum Fatmanur’a danışırım. Danışma çok çok önemlidir:
•        İşlerinizi deneyimli kimselere danış. Zira onlar kendilerine pahalıya mal olmuş doğru görüşleri sana bedava verirler. (Lokman Hekim)

•    "Bin bilsen de bir bilene danış, danışan dağları aşar demişler. "    (Mevci)

•    İşlerinde Allah'tan korkanla istişare et; selamet bulursun. (Hz. Ebubekir)

•    Bir senden büyüğü, bir de senden küçüğü dinle! (Hukemâ 'dan)

         Huyum kurusun, yazının girişini yine uzattık. Aslında bugünkü bir deneyimden söz edecektim. Artık “buldum buldum!” demeyeceğim. Sadece deneyimi anlatacağım.
         Bugünler biraz gribal durum var bende. Fuat bol bol soğan ve sarımsak yememi tavsiye etti.
         Soğan ve sarmısağı nasıl yiyebilirim? Şöyle bir yol izledim:

         Tavaya zeytin yağı koydum. Bir soğanı tavla zarı büyüklüğünde doğradım. Birkaç diş sarımsak ezdim. Bir domates de küp küp doğradım, biraz da maydanoz. Çok az tuz eklediğimi söylemeye gerek yok. Kısık ateşte soğanın rengi hafif dönünceye kadar karıştırdım vee üzerine iki yumurta… Birkaç dakika sonra…

         Şimdi ben ne yapmış oldum? Valla ismini bilmiyorum. Ama tadı damağımda kaldı.

         Bir ara not yazayım mı?

         En sonu tatlı bittiği için acıdan hiç söz etmedim. Kısaca değineyim:

         Soğan doğrarken, daha doğrusu küp küp doğrarken gözlerimden yaşlar boşandı. Ne acı gözyaşlarım var. Daha önce hiç böyle olmamıştım. Soğan mı çok acı, gözlerim mi bozuk? Resmen gözyaşlarım gözyaşlarıma karıştı…

         Maydanoz dilimlerken sanki göz damlası dökmüş gibi oldum. Aaa, yoksa maydanozun bir faydasını daha mı bulmuş oluyorum. Domates, yumurta derken yine parladı gözlerim.

         Yaptığım yemeği tatmadan doydu gözlerim. Tavada sanki ebru yapmışım gibime geldi. Taa, öğretmen okuluna gittim, hayal ettim  ve kaşıkla düzeltme yaptım. Fotoğrafını da çektim. 

         Yeni bir icat yapmamış olsam bile yaptığımı bir ebru tablosu gibi yaptım ya… Yani hem midem, hem gözüm ve de gönlüm…

         Müsaadelerinizle bir ara not daha yazayım: Yazılarıma baharat niyetine bazı fikirler de katıyorum. İnşallah yemeğin tadını kaçırmadık...

         Sabahattin Gencal, Çekmeköy- İstanbul
        
_____________________


           1.http://www.gulsehirmedya.net/kose-yazisi/240/ne-yaparsan-yap-en-iyisini-yap.html

2 yorum:

  1. Yanıtlar
    1. Merhaba,
      Ziyaretiniz ve yorumunuz için teşekkür ederim.
      Hayırlı günler dileğiyle.

      Sil