27 Eylül 2016 Salı

Bir de biz girelim laboratuvara…



Tam laboratuvara girmek üzereydim ki zil çaldı. Kapıyı açtım. Koçlarım… Oğlum Fuat’la torunum Sabahattin  karşımda… “Selâmünaleyküm…”dedi büyük Koçum Fuat. Daha aleykümselâm demeden “Bir de biz girelim şu laboratuvara”diye ekledi…

Güzel bir sürpriz oldu. Beklemiyordum; çünkü biraz önce telefonla konuşmuştuk. Kahvaltıya oturacaklarını söylemişti. Neyse hal hatır sorduktan ve kısa bir soluk aldıktan sonra mutfağa girdi Fuat.

Fuat’ı tanırsınız. Bilindiği üzere O, şifalı yemeklerle ilgili sitesi ile kendisini Türkiye’ye ve dünyaya tanıttı. 

Babaannesinden ve annesinden öğrendikleri üzerine kendi bilgi ve tecrübelerini de ekleyerek çok tutunan bir site yaptı. Birkaç yıldır hayvanlarıyla ve bahçesiyle meşgul olduğu için site faaliyetlerini askıya aldı. Ama arada bir girer mutfağa.

Bu sabah, belki de ilk kez mutfak yerine laboratuvar kelimesini kullandı. Sevindim. Bu deyiş tutacak gibi. Belki okuyanlar olmuştur bazı üniversitelerde de mutfak laboratuvarları kuruluyor. Bizimki özel laboratuvar.


Fuat laboratuvarda çalışırken birkaç pozunu çektik. Keşke videosunu çekebilsek. Ben “hareket ekonomisi dersleri” görmüş bir adamım, buna rağmen onun yanında çırak bile sayılamam. Öte yandan hareketleri de öyle güzel ki sanki laboratuvarda dans ediyor.  Kısa zamanda bitirdi işini. “Küçük Koçum” Sabahattin de masayı kurdu.
Yumurtalı, kaşarlı, biberli menemenin faydalarını, az çok biliriz. Ama bunun faydalarını Fuat’tan dinlemek bir başka oluyor. Ya yemesi? Hiç sormayın.
Fuat’a şu soruyu sordum: “Bu yemek elbette ki faydalı. Bu yemeği yalnız yemek ile böyle ailece yemek arasında fayda bakımından bir fark var mı?” Olmaz olur muydu? Falan hormon, filan şey… Ya, bayağı doktor gibi anlatıyor. Derler ya ağzından bal akıyor. Ya, şimdi aklıma geldi masada bal yoktu. Kuş sütü de yoktu tabii.



Bizim sofra muhabbetlerimiz, eninde sonunda fikir muhabbetine dönüşüyor. Ah keşke fikirleri de tavşankanı çayla birlikte…

Yazıyı fazla zorlamayalım. Fikir çayla gider mi gitmez mi bir tarafa bırakarak özel bir şey daha söyleyeceğim. Ben çayla Trabzon kurabiyesine bayılıyorum. Gelinim pasta, kek, kurabiye ustasıdır. Envayı çeşidini yapar. Hepsini de zevkle yerim; ama kurabiyenin yeri başka.


Çocukluğumuzda haftada bir pazara inince kırkparaya tekli bir kurabiye, yüsparaya (ikibuçuk kuruşa) 8 biçiminde kurabiye alırdık. “Tadı damağımda kaldı.” derler ya, işte öyle. Hem tadı hem anıları damağımda, hafızamda kaldı. O anları hatırlamak için Trabzon kurabiyesi alıyorum. Ama çok sert; onun için çayla yemek zorunda kalıyorum. Anlıyorum, o günleri bilmeyeniniz “Bu da ne diyor?” diye geçirir kafasından…
Bu laboratuvar muhabbeti tuttu. Fikir yazılarından daha çok tıklanıyor. Fikir yazılarının niye okunmadığına akıl sır erdiremiyorum.


Laboratuvar deney raporları hakkında bir şey yazmıyorum. Bu konuda merakı olanlar Fuat’ın ŞifalıYemek Tarifleri adlı sitenin kapısını tıklayabilirler.

Laboratuvar çalışmalarının devam etmesi dileğiyle…

Sabahattin Gencal, Çekmeköy-İstanbul



2 yorum:

  1. Merhabalar Sabahattin Hocam.
    Oğlunuz Fuat bey ne iyi etmiş de oğlu ile birlikte gelmiş size. Afiyet olsun sayın hocam. Nasıl yazılır doğrusunu bilmiyorum ama "melemen" de sabah kahvaltısında büyük bir zevkle tüketilir doğrusu. Oğlunuz Fuat beyin çiftliğini ve mutfakta ki başarısını da biliyorum. Allah kolaylık versin, başarılarının devamını dilerim. Selam ve dualarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Recep Bey Kardeşim,
      Ziyaretiniz ve yorumunuz için çok teşekkür ederim.
      TDK sözlüğüne göre "menemen" yazılması gerekir; ama çoğumuz melemen yazıyoruz.
      Hayırlı günler dileğiyle.

      Sil