30 Temmuz 2016 Cumartesi

Simiti'de keyifli bir gün yaşadım




Hiçten saadetler” başlıklı bir yazı okumuştum fi tarihinde. Yazıyı tam olarak hatırlayamıyorum. Hatırladığım, ince belli bir bardakta, buharı ayrı bir görüntü veren tavşan kanı bir çay içmeyi hiçten bir saadet olarak kabul etmek gerektiği konulu bir yazı olduğuydu. Bu yazı beni etkilemiş olacak ki hayatım boyunca küçük de olsa her nimetten zevk aldım, şükretmekten geri kalmadım.

Dünde ince belli bir bardakta  çay içtik. Üstelik yanında simit de, peynir de zeytin de vardı. Bu keyif az keyif değil değil mi? Bu keyfi genç öğretmenlerle tattığımı düşünün, artı öğrencimle beraber olduğumu da düşünün. Bu saadet nasıl bir saadet, artık orasını da yine siz düşünün. Düşünce topunu size atıyorum değil mi? Duygular benden, yorumlar sizden, çaylar şirketten.

Dün yanı 29. 07. 2016’da İzmit Yeni Cuma Camisi’nde Cuma namazını kıldıktan sonra şair, yazar ve akademisyen Süleyman Pekin’i gördüm.  Sağolsun beni “simit ziyafeti” için Sendika binasına davet etti. Seve seve kabul ettim.

Sendikaya girinci kendisine, simit ziyafetinden önce 7-8 dakika baş başa sohbet etmeyi teklif ettim. Sağolsun kabul ettiler. 

                                                                            Bir odada kahvelerimizi içerken fikir alışverişinde bulunduk. Süleyman Bey’in birçok fikir kulübü kurucusu olduğunu ayrıca belirtmeme gerek yoktur sanırım. Bu kısa fikir ziyafetini anlatmaya bu yazının hacmi yetmez, onun için yalnız şu kadarını söyleyeyim. Otosansürün fikir üretimini kısırlaştırdığı üzerinde durduk. Yurdumuzun kalkınması, ulusumuzun refahı için “fikir üretimi” olmazsa olmazımızdır…

Simit de olmazsa olmazımızdır. Teras gibi bir balkonda kurulan masaya geçtik. Simit ziyafetine konduk. Peynir de, zeytin de, çay da simitin lezzetini artırıyor. Bu ziyafette bir şey keşfettim: Ortam ve kişiler de yemeğin lezzetini artırıyor. Eminim ki doktorlar da bana “Ooo, sen Amerika’yı yeniden keşfetmeye kalktın.”diyeceklerdir. Başka deyişle bu tespitim doğrudur. Hatta yemek sırasında, kendisiyle iftihar ettiğim öğrencim Süleyman Bey’e “Simit güzel, simiti sizlerle beraber yemek daha güzeldir.”dedim.

Fikir adamlarının sofrabaşı tartışmalarını, fikir alışverişlerini duymuşuzdur. Şüphesiz bunlar yararlı olmuşlardır. Ama sofrada simit olursa sohbet daha güzel olur gibime geliyor. Simitler mideye, sözler beyin’e ve kalbe.
Benim gönlüm güzel duygularla doldu. Doğrusu mahcup da oldum. Bizzat sendika başkan vekili servis yaptı bana. Diğer öğretmen kardeşlerim, -evlatlarım demek daha isabetli olur- çok iyi davrandılar. Memnuniyetimi ifade edemedim. Artık, beni tanıyan Süleyman Bey, memnuniyetimi arkadaşlara iletir. İletirken de genel yapımı da anlatır. Yanı “Bu hocanın böyle göründüğüne bakmayın, aslında sevgiyle, saygıyla doludur.”der, herhalde.

Yine uzun yazdım değil mi? Böyle uzun yazıların sıkıcı olduğunu bilmiyor değilim. Ama, ne yapayım ki beceremiyorum kısa yazmayı, özlü yazmayı.

Simit yerken, bir genç öğretmen “Simit ise ilk üretildiği yer Smiti'den (İzmit) geldiği bilinmektedir. İstanbul'a gelen veya İstanbul'dan doğuya giden kervanların konaklama yeri olarak bilinen İzmit'te, yolculara pratik yiyecek olarak hazırlanan simit, bu özelliği ile ilk fast food örneklerinden bir tanesi olarak sayılabilir. Kervanlarda yolculuk yapan kişilerin yanına atıştırmalık olarak aldıkları simitleri yol boyunca gördükleri kişilere Smiti'den aldıklarını söyledikleri için, bu yuvarlak şeklindeki yiyeceğin ismi simit olarak dillerde yer etti.”diyerek ansiklopedik bilgi verdi.
Süleyman Bey, bir tarihçi olarak İzmit tarihini incelediğini, ama böyle bir kaynağa rastlamadığını belirtti. Şunu da ekledi: “ İzmit’in simitle beraber anılması isabetlidir.” Bir başka arkadaş en güzel simitlerin İzmit’te yapıldığını söyledi. Bu arada simit hamuruna pekmez karıştırıldığından da söz etti.

Öğrenmenin yaşı yok, mekânı yok”derler ya doğrudur. Bunca senedir İzmit’te kaldım yukarıda anlatılanları duymadım. “Nasıl duymazsın, nasıl bilmezsin, internet sitelerinde bu konuda çarşaf çarşaf yazılar var.” Doğrudur, var; ama ben…

Neyse, bundan sonra simit yiyince  Smiti'den (İzmit) aklıma gelecek. Tabii, İzmit’te geçirdiğim o mutlu yılları da içimde yaşamaya gayret edeceğim. Nasıl yapacaksam…

Simit biter söz bitmez. Mutlu günler de bitmesin.

Sabahattin Gencal, Çekmeköy-İstanbul


Not:
Bu anonim fotoğrafları Google'den derledim. Daha doğrusu derlemek zorunda kaldım. Fikir Ziyafeti sırasında Süleyman Bey ile kahve içerken çektirdiğimiz fotoğraflar da güzeldi, simit ziyafeti sırasında çektirdiğimiz fotoğraflar da güzeldi. Ama ne olduysa bilgisayarım cep telefonumu görmedi. Öyle yaptım olmadı, böyle yaptım olmadı. Canın sağ olsun diyerek Süleyman Bey ile aynı mekânda epeyce önce çektirdiğim bir fotoğrafı buldum. Google'den de yararlandım.
Biliyor musunuz, bu Google hazırcılığı beyin gelişimini olumsuz etkiliyormuş...
********************************************************************************************
Not: 2

Nihayet ! Nasıl olduysa, bu kez fotoğrafları aktarabildim, her zamanki gibi kolaylıkla aktarabildim. Demin ne aksilik olduysa aktaramamıştım. 
Fotoğrafları aktardım diye mevcut fotoğraflara yol vermek içimden gelmedi. Onlar yerinde kalsın. Sadece iki fotoğraf ekleyeyim. Baktıkça karşılaştırırım. Ey gidi Sabahattin birden bire nasıl da ihtiyarladın... 



Sohbet güzeldir;
fikir sohbetleri ise çok daha güzeldir. 
Sabahattin Gencal




Gönül
ne kahve ister
ne kahvehane
gönül
sohbet ister
kahve bahane



2 yorum:

  1. Ne güzeldir eski öğrenciyle böyle bir muhabbet. Keyfiniz bol olsun Hocam.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba,
      Ziyaretiniz ve yorumunuz için teşekkür ederim.
      Hayırlı günler dileğiyle.

      Sil