7 Nisan 2016 Perşembe

Kandil nedir?




Kandil en genel anlamda bir aydınlanma aracıdır.

Günlük konuşma dilinde ise, “İçinde zeytinyağı, gazyağı gibi sıvı bir yakıt ve fitil bulunan kaptan oluşan aydınlatma aracı.” biçiminde tanımlanır ki bu eski zamanlarda kullanılmaktaydı.

Günümüzde, Allah’ın verdiği aklın kullanılarak yapılan çok daha modern olan çok daha fazla ışık veren araçlar var.

Bir de semamızdaki ışık kaynakları yıldızlar var.

Bütün bunlar ne işe yarar? Tabii ki aydınlatmaya yarar.

Işık olmazsa görebilir miyiz? Göremeyiz. Örneğin karanlık bir yerde bir mücevher var. Bu mücevheri almak için gözleri gören kişi ile kör olan bir kişi bu yere giriyor. Bunların birbirlerinden farkları var mıdır? Elbette ki yoktur. Bunların mücevheri bulmaları şansları aynıdır.

Gerçek anlamdaki aydınlanmadan söz edişimiz sadece bir örnek teşkil etmesi içindir. Asıl amacımız manevi olarak aydınlanmadan söz etmektir.

Aydınlanmadan söz ederken yanılmaktan da, yanlış anlaşılmaktan da, vebal altına girmekten de çok korkuyorum. Okuyucularımın iltifatları beni daha çok korkutuyor; örneğin bir okuyucum: “Sizin aklınıza esenlerden bile bizim çıkaracağımız büyük büyük dersler var..”diyerek bana iltifat ediyor. Allah’tan (cc) bu iltifatları hak edecek ilim istiyorum, bildiğimi, düşündüğümü yanlış anlamlara sebep olmadan bir öğretmen gibi yazabilme becerisini bana vermesini niyaz ediyorum. Okuyucularımdan da yazımı değerlendirirken yalnız olumlu olanlarını kullanmasını diliyorum.

Ben idare lambası dediğimiz kandil de yaktım, şişeli lamba da lükus lambası da yaktım. Onun için sadece bunlardan örnek verebileceğim.

Önce bir araç lazım. Sonra sıvı (gaz veya zeytinyağı) sonra fitil. Bunlar yeterli mi? Değil tabi fitili ateşlemek gerek. Kibritle veya başka bir ateşle. Bir kibrit yakalım diyerek bu yazıyı kalem alıyoruz. İnşallah lambalarımız yanıverir. İnşallah aydınlanırız…

Kullandığım lambaların kelimelerle tasvirini yaparsam bu yazı çok uzayacak, sizin de başınızı fazla ağrıtmış olacağım. Onun için, yukarıdaki  kandil mesajımın bir iki resim koymayı yeterli gördüm.

Elektrikli araçları da elektrikçilerden öğreniriz.

Gelelim işin mecaz tarafına: neyin neye karşılık olduğunu artık siz bulun. Ben özetle anlatacağım:

Bir işin, bir devrimin başarılı olması için duygu, düşünce ve eylem basamaklarından geçilmesi gerekir. Başka deyişle söyleyelim bir iş başarabilmek için imanın, tefekkürün ve amelin olması gerekir. Düşünün sıvı yağ olmazsa kandil işe yarar mı.  Fitil olmazsa yarar mı. Uzatmadan imanın, tefekkürün ve amelin gerekli olduğunu bir kere daha vurgulayarak geçelim.

Kandilleri ne zaman yakıyoruz? Geceleri yanı karanlıklarda yakıyoruz değil mi? Yine mecaza yönelerek soruyorum:

Allah için söyleyin Müslümanlık âleminin birçoğunun hatta Türkiye’mizin gecesi gündüzü belli mi. Kim diyebilir ki İslâmın yozlaştırılmadığını. Kim diyebilir ki değerlerimizin kaybedilmeye çalışılmadığını. Kim diyebilir ki mutlu olduğumuzu. ( Dikkat ederseniz soru işareti koymuyorum. Çünkü bu söylediklerim hayırlanamaz varsayımlardır artık. Gerçek maalesef böyledir de ondan. Cevap istenmeyen soru biçimindeki cümlelere bazılarımız soru işareti koymuyoruz.)

Kamplaşmış, yozlaşmış; kin ve nefretin yaygınlaştığı; şahsi menfaatlerin ön plana geçtiği; dinin istismar edildiği; İslâmı değerlerin de, Cumhuriyetin kazanımlarının da yok edilmeye çalışıldığı bu dönemde hepimize büyük görevler ve sorumluluklar düşüyor. Hepimiz aydınlanmamız için katkı sağlamalıyız.

Şahsen karınca kadarınca aydınlanmam için de, aydınlatmak için de çalışıyorum. İnanın at gözlüğü ile bakan biri değilim. Elimden geldiğince İslâmı değerleri de, Cumhuriyetin kazanımlarının baş mimarı Atatürk düşüncelerini de inceliyorum. İnceledikçe de üzülüyorum.

Diyeceksiniz ki üzülmeyen var mı? Doğrusunuz; ama benim üzüntüm, inanın daha çok. Sebebine gelince;

Bunca modernleşmeye rağmen Milli Eğitimimizin düştüğü duruma herkes üzülüyordur; ama emekli bir öğretmen olarak ben daha çok üzülüyorum.

Adalet Saraylarının muhteşemliğine rağmen yargı sistemimizin güvenilmez duruma gelmesine herkes üzülüyordur; ama ben bir hukuk Fakültesi mezunu olarak daha çok üzülüyorum.

İdari teşkilatların öncekileri gölgede bırakacak biçimde, her türlü bina ve araç gereçlerle donatılmasına rağmen liyakat sistemini uygulayamamasına, tarafsız olamamasına herkes üzülüyordur; ama ben bir kamu yönetimi uzmanı olarak daha çok üzülüyorum.

 ( Müsaadenizle bir ara söz yazayım: Ruhu şad olsun, Rahmetli eşim, yanı yazılarımın ilk okuyucusu, ilk eleştirmeni, okur temsilcim bana, “ Bitirdiğin okulları yazma derdi.” ki haklıydı. Okuyucular gurura kapıldığımı sanabilirdi. Bu defalık yazmış oldum ki gidişatımızın hiç iyi olmadığını söylerken öyle şunun bunun nutuklarından, şunun bunun yazılarından etkilenerek değil, bizzat müşaade ederek ve analiz ederek söylediğimi anlayasınız…)

Değerli okurlarım, sizi tanımıyorum. Hangi kamptan, hangi dinden, ırktan olursanız olun hepinize hitap ediyorum. Gördüğüm şudur:

Ben Atatürkçü düşünce üzerine, bastıramadığım bir kitap yazmıştım senelerce önce. Onun için biliyorum ki Atatürk devrimlerinde yukarıda söylediğim duygu, düşünce ve eylem basamakları var. Şimdilerde de yazılan Atatürkçü düşünce üzerine yazıları okuyorum. Çoğunda “Düşünceden Devrime” diye yazıyorlar. Be kardeşim, ya Atatürkçülüğü bilmiyorsunuz veya Atatürkçü görünerek Atatürkçülüğü yıkmaya çalışıyorsunuz. Basit olarak yukarıda verdiğim kandil örneğini düşünün. Sıvı yağ olmazsa yani iman olmazsa kandil yanar mı? (Dikkat edin imandan söz ettim, şu ya bu dinden, şu ya da bu mezhepten söz etmedim.) İman kısmını atlıyorlar, diğer tarafa, yani emperyalistlerin işbirlikçilerine veya etraflı düşünemeyenlere kullanılabilecek malzeme veriyorlar. Atatürkçüler imansızdır algısı yaygınlaştırılıyor. Doğrudan böyle dememekle beraber dolambaçlı olarak söyledikleri bu kapıya çıkıyor.

Allah’a hamd olsun, elimizden geldiği kadar da dini mevzular üzerinde duruyorum. Orada da şunu görüyorum: Yine kandilden örnek vereyim her fırsatta kandile bol bol gaz veriyorlar. Ama başka ne veriyorlar? Allah kendilerinden razı olsun bazıları tefekküre de davet ediyorlar, iyi amellere de davet ediyorlar. Yukarıda ne demiştik iman, tefekkür ve amel olmazsa… Şimdi bu üç noktanın yerine ne koyalım “Bunlardan biri olmazsa olmaz.” desem büyük laf mı etmiş olurum.

Gelişmiş ülkelerde düşüncenin ve amellerin İslm ülkelerinden daha ileride olduğunu inkâr eden olamaz sanırım. Ama iman olmadıkça bunların kıymeti var mı? Müslümanlarda her türlü gaz var; ama istisnalar dışında çoklarında amel, eş deyişle  uygulama yok. Önemli olan uygulama değil mi?

Burada önemli bir noktaya işaret etmek istiyorum:

Öğretmen arkadaşlarım bilir. Belki onlardan duymuşsunuzdur, ama tekrarda yarar var:

 Önemli olan davranıştır. Ders planlarını yaparken bile “kazandırılması gereken davranışlara” dikkat etmiyor muyuz. En önemlisi burası. Amaç bilgi küpü olmak, bilgileri ezberlemek değil. Yukarıda milli eğitimin durumuna üzüldüğümü söylerken bazılarının içinden şöyle geçmiş olabilir: 

“Sen tebeşir bile bulamıyordun, defter kalem bile  yoktu falan filan. Şimdi akıllı tahtalar var, tabletler var, var oğlu var.” İşte ben de buna üzülüyorum. Her şey var; ama eğitim yok. Uzatmayalım işi. Okulda, camide, kışlada, dernekte, partide…nerde olursa olsun eğitim, eğitim, eğitim diyorum.

Allah aşkına, birbirimizi kandırmayalım. Şu veya bu dokrinle kandırmak, dini istismar ederek kandırmak… tehlikeli şey bunlar. Gelin birlik olalım, bir olalım da eksiklerimizi tamamlayalım. Adam gibi adam olalım.

Yazı çok uzadı değil mi? Siz “Devamını sonra yazın.”demeden ben “Devamını isterseniz sonradan okuyun.”diyeyim:

Kandilden söz ettik ampulü atlayarak geçiyorum yıldızlara. Dedim ya elektrikten anlamam. Gerçi astronomiden de anlamam. Amacım bir ayeti hatırlatmaktır:

Celâlim hakkı için, biz en aşağı semayi, (kandil gibi ışık veren) yıldızlarla donattık. Bir de onları, şeytanlara, (Şihab= akan yıldız gibi) taş atmalar kıldık. O şeytanlara (Ahirette) çılgın ateş azabı hazırladık. (Mulk Suresi 5. ayet meali ,  Ali Fikri Yavuz)

Bu ayetin çeşitli tefsirlerini okudum; ancak farklı yorumlar olduğu için, bir de yazıyı daha fazla uzatmamak için bunlardan alıntı yapmayacağım.

Bir kere yıldız falcıları var ya, ne deniyorsa onlara, ne denirse densin bunlara inanmamak gerek.

Bir de sözde bazı bilim adamları bu yıldızların vazifelerinin şeytanları püskürtmek, olduğunu söylüyorlar. Şeytanlar da ateşten yaratıldı ya…

Bazıları kelimesini kullanmamam gerektiğini bilmiyor değilim. Ama aklım karıştığı için, sizin aklınızı da  karıştırmamak için isim vermedim. Bunları geçelim.

Prof..Dr.Orhan Karmış Hocanın (r. a ) İslam âlimlerinin tefsirlerini esas alarak hazırladığı tefsir programlarının ses kayıtları, Kur'an-ı Kerim tefsir derslerinden Mülk Suresi 5. âyet-i kerimesi'nin tefsirini videodan dinledim. (https://www.youtube.com/watch?v=90iKMQYvz28)

Karmış Hoca, sûreyi genişçe açıklıyor ve “Cihat” kelimesinden söz ediyor ki bundan hareketle acizane olarak anladığımı paylaşacağım. Doğrusunu ancak Allah bilir.

Yıldız ışık kaynağıdır. Öyle kandil gibi, elektrik gibi değil tabii. Devamlılığı olan, kelimelerle anlatılamayacak büyüklükte olan bir ışık kaynağıdır. Şeytanlara taş atabilmemiz için şeytanları görmemiz gerekir. Görmek için göz yeterli değil, ışık olması gerekir. Yıldızların ışığında şeytanları görebiliriz. Futbolcular için, artistler için “yıldız” kelimesini kullanıyoruz; ama âlimlerimiz için kullanmıyoruz.

Prof. Dr. Bayraktar Bayraklı, Kur’anın şeytan olarak nitelediklerini şöyle sıralamaktadır: Cin, İblis, İns şeytanları, münafıklar, fuhşu ve kötülüğü emredenler…       (http://www.sevde.de/Seytan/seytan04.htm)

Doğrusunu söylemek gerekirse şeytanlar çok çeşitli kılıklarla, her an karşımızdalar. İşte bunları görebilmek ve -ayetteki kelimeyi kullanarak diyorum ki- taşlayabilmek için aydınlanmamız gerekir.

Allah affetsin, kötümserliğin ne kadar fena olduğunu bilmeme rağmen kötümserliğim gittikçe artıyor. Toplumu inceleyemiyorum. Toplumun durumunu size soruyorum; Toplumumuzun durumunu nasıl görüyorsunuz?

Yıldızlarımız,  âlimlerimiz yok mu hiç. Ya da varda korkularından bizleri aydınlatmıyorlar mı?

Allah’ın gücüne gitmesin, okurlar da kusura bakmasın aklıma kötü şeyler geliyor: Yoksa bizleri, çaktırmadan şeytanlar mı aydınlatmaya çalışıyor. Olmaz demeyin Osmanlının yıkılış dönemlerini hatırlayın. İngilizlerin sözde din adamı olarak yetiştirip İslâm ülkelerine gönderdiği ajanların sayılarını bilemiyorum. Bilinemeyecek kadar çok zaten…

İnanın, çocukluk günlerimde kullandığımız, kandilin, şişeli lambanın ışığı altında okuduğumuz, eğitildiğimiz günleri özlüyorum. Şimdi bunca üniversitemiz var, yüksekokullarımız var; yetişmiş adamlarımız var, var oğlu var da nedense doğru dürüst aydınlatan yok. Tabii, her zaman istisnalar hariç demeliyim.

Nerden nereye geldik değil mi?

Kandilden başladık; ama dini günlerden hiç söz etmedik. Senelerdir kutladığımız kandil gecelerinden söz etmedik. Biraz da, bu konunun uzmanları zaten bu konuda bilgi veriyorlar düşüncesinden olacak konuya girmedim.

Bir de şu var:

Bazı din adamları da (Yine bazı kelimesini kullandım, ne yapayım tartışmalara sebep olmak istemediğim için isim vermedim) Türkiye’de her sene kutlanan özel gecelerin Kur’an ve Sünnet tarafından “kutsal” ilan edilmediklerinin bir hakikat olduğunu söylüyorlar. Bunlara cevap vermem veya bu konuda bir fikir beyan vermek haddim değil, ayrıca bu kapasitemizin çok üstünde bir konudur. Bu kişileri şahsen tanımıyorum. Ayrıntılı araştırmam da yok. Ancak kendime göre bir yorum yapmak istiyorum.

Kandil geceleri yok diyenler şöyle düşünmüş olabilirler mi?

Müslüman dünyasının her günü gece, her yer karanlık. Üç beş kutsal gece değil, gece ve gündüz her gün kandil yakmamız, başka deyişle her an aydınlatmamız gerekir. Tabii aydınlatma yöntemlerini de bilmeliyiz ki aydınlatalım. İman, tefekkür ve amel üçlüsünü unutmayalım. Yukarıda ki benzetmeleri tekrar hatırlatarak sadece gaz vermekle kalmayalım.
İnşallah böyle düşünüyorlardır.

Kandillerde neler yapılması gerektiği hususunda bol bol kaynak vardır. Nasıl dua edilebileceği konusunda da kaynaklar vardır. İnşallah bunlardan yararlanırız. Bu kaynaklara bir ekleme de bizden olsun:

Ya Rabbi! Bizi imanla donat; bize olumlu tefekkür edebilme ve insanlığa faydalı işler yapabilme yeteneği ihsan buyur.

Ya Rabbi! Aydınlanmak ve aydınlatmak için bize güç ve gayret ver.

4 yorum:

  1. Merhabalar.
    Sayın hocam, makalenizi okudum. Kandillerin ne olduğunu siz bizlerden daha iyi biliyorsunuz. Bizim her günümüz kandil olmalı. Bunlar, kutladığımız iki mübarek dini bayram günleri gibi bir şey değiller. Ama geleneksel olarak kabul edip, İslam örf ve ananelerine yakışır bir şekilde de kutlayalım. Bir sakıncası yok. Ama, bu kandil günlerini Peygamberimizin zamanında bile kutlandığını iddia edenler var sayın hocam.

    Regaip kandilinizi tebrik ederim. Cenab-ı Hakk, bu güzel günlerimizi hayırlara tebdil eylesin.

    Sayın hocam. Bu gün Kanal 7 Tv proğramında gösterilen Millet camisindeki Kandil proğramında konuşmacı Necmettin Nursaçan ne dedi biliyor musunuz? "Regaip Kandili"nin adını melekler koymuş. Meleklerin böyle bir görevi olduklarını bilmiyordum doğrusu.
    Selam ve dualarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Recep Bey Kardeşim,
      Bil mukabele kandilinizi kutlarken ailece nice kandiller geçirmenizi Allah'tan (c.c) niyaz ederim.
      Bütün hayır dualarımızın Yüce Rabbimizce kabul edilmesi dileğiyle...

      Sil
  2. Yanıtlar
    1. Merhaba,
      Bilmukabele kandilinizi tebrik ederken ailece nice kandiller geçirmenizi dilerim.

      Sil