1 Aralık 2015 Salı

Gönül Fatihlerine Selâm Olsun

             Bahtiyarım ki, adlarının önüne gönül fatihi sıfatını koyacağım birçok arkadaşım ve dostum oldu. Gönül Fatihleri adlı bir eser yazmak isterdim; ama yazmasını beceremiyorum. Yazsam bile bu fatihleri bir esere sığdırmak mümkün değil. Her biri ayrı bir eser konusu olabilecek bu gönül dostlarından birinden söz edeceğim sadece. Açık deyişle ilâhiyatçı öğretmen arkadaşım emekli öğretmen Hasan Epcim Bey’in bir sözünün etrafında dönecek yazım. Bu arada onunla ilgili anılarımdan bir kaçına da, konu dışına çıkmayı da göze alarak değineceğim.


            25 Kasım 2015’te, bir gün gecikmeli olarak  telefonla  öğretmenler günümüzü karşılıklı olarak kutladık. Uzun zamandır yüzyüze görüşmediğimiz Hasan Bey’le telefon görüşmelerimiz, daha doğru ifadeyle telefonla yaptığımız sohbetlerin tamamı yazılsa yeridir. Ama yukarıda da değinmiştik, her ne hikmetse yazamıyoruz. Şimdi dostumun birkaç cümlesini yazacağım, tabii telefonla müsaade aldıktan sonra da sizlerle paylaşacağım.

            Lâfı fazla uzatmak doğru olmuyor. Onun için konuşma esnasında kullandığı cümleye gelelim. Cümlenin daha iyi anlaşılması için de bir zemin hazırlayalım. Hasan Bey, uzun zamandır oturduğu evini dönüşüm projesi dolayısıyla bir müteahhide verdi. Yeni evi yapılıncaya kadar da bir başka mahallede ev tuttu. Mahalleyi az çok tanıyorum. Konumu, manzarası çok güzel. Kendisine güzel bir mahallede ev tuttuğunu söyledim. Tam bu sırada, deminden beri yazmak istediğim cümleyi söyledi: “Ben bir ay içinde mahallenin tüm fertleriyle muhabbet ortamı yaratamazsam, benim için o mahalle güzel değil.” Ve istediği ortamı yaratamadığından söz etti. Önce, maşallah dedim kendisine, sonra da benim yıllarca oturduğum yerde istenilen ortamı yaratamadığımdan söz ettim. Ayrıca insanların kutuplara ayrıldığından da söz ettim. Yine herkesin siyasetçi, eğitimci, din âlimi kesildiğinden de söz ettim. “Ben o konulara hiç girmem ki...” deyiverdi. Düşünüyorum, hangi baba yiğit siyaset, eğitim, din, spor, magazin konularına girmeksizin karşılıklı sohbet edebilir, gönülleri fethedebilir? İşte Hasan Bey bu baba yiğitlerden, bu erenlerdendir. Kendisini az çok tanıyorum. Öylesine alçak gönüllü, öylesine samimi, öylesine girişken, öylesine yardımsever, öylesine sözünü bilen kişidir ki anlatılamaz.
Hasan Bey’le 1990 yılı 24 Kasım Öğretmenler Gününde tanıştım. Kısaca anlatayım:

           İzmit’te okul yöneticiyken, çocuklarım İstanbul’da olduğu için İstanbul’a naklimi istedim. Güneşli’de bir ilköğretmen okuluna öğretmen olarak atandım. Ben her yerde memnuniyetle çalışırım; ama Ümraniye’de oturan çocuklarıma o kadar uzakki Güneşli. İstanbul Millieğitim Müdürlüğüne durumumu anlattım, hatta nakilden vaz geçebileceğimi söyledim. Öyle ya İzmit daha yakın gibi. Neyse uzatmayalım bir müddet sonra valilik onayıyla Ümraniye Sarıgazi 60.yıl Lisesine verildim. 21 Kasımda yeni okuluma giderken, tesadüfen yanımda sözü edilen lisenin müdür yardımcısı vardı. Şundan bundan sohbet ettikten sonra müdür yardımcısı arkadaş, “Okul müdürümüz sizi tanıyınca, hatta görünce çok memnun olacak, çok takdir edecek.” dedi.  Okul müdürüyle birçok benzer noktamız olduğunu da ekledi. Uzatmayalım. Okula gittim. Okul müdürü yoktu. Evrakları bırakıp döndüm. Araya hafta sonu tatili mi, başka tatil mi hatırlamıyorum iki günlük bir tatil girdi. 24 Kasım 1990’da Öğretmenler odasında düzenlenen sade ve samimi Öğretmenler Günü programında müdürle ve tüm öğretmenlerle tanıştım. Çok kısa sürede kaynaştık.

            Bir sene içinde anılmaya değer güzel anılarımız oldu. Bunları geçerek sadece bir anı üzerinde duralım:

            Ümraniye’de ortaokullar arasında bilgi yarışmaları vardı. Yine liseler arasında da bilgi yarışmaları vardı. Okul müdürü bu yarışmalar için 5-6 öğretmen görevlendirdi. Beni de bu komisyonun başkanlığına getirdi. İlk karşılaştığım müdür yardımcısı da emrim altında. Düşündüm kendi kendime, ben yaşça büyüğüm, tamam. Senelerce okul yöneticiliği yaptım, tamam. Hukuk fakültesi öğrencisiyim, tamam. Kamu yöneticiliği uzmanıyım, o da tamam; ama netice itibarıyla bu anda ben öğretmenim, sözü edilen arkadaş da müdür yardımcısı. Onu da incitmemek gerek. Tuttum komisyonu ikiye ayırdım. “Ben ortaokul komisyon başkanıyım.” dedim, müdür yardımcısına da lise komisyonu başkanlığı verdim. Gerçi bütün organizasyonları ben yürüttüm; ama olsun gönül kırmadım ya... Yarışma için seçilen tüm öğrencileri topladım. Onları motive ettim. Motive ettim derken onlara nutuk attım, palavra sıktım demek istemiyorum. İnsan beyninin özelliklerinden, öğrenme biçimlerinden söz ettim. Daha önceki çalışmalarımdan örnekler verdim. Bu toplantımı okul müdürümüz Hasan Bey de izlemişti. Öğrenciler yüreklendi, öğretmenler yüreklendi. Daha sonra öğrendiğime göre birkaç genç öğretmen arkadaş “Bu yaşlı öğretmen böylesine çalışırken bize durmak yakışmaz...”deyip çalışmaya başladılar. Uzatmayalım Yarışmalarda ortaokulumuz ihtilaflı bir soruyu cevaplandıramadığı için finali kaçırarak üçüncü oldu. Lisemiz finallere kaldı. Finallere kadar hep yanlarındaydım; ama finallere gitmedim. Şampiyonluğu, başarıyı genç arkadaşlarım ve müdür yardımcısı doya doya yaşasın istedim ki öyle de oldu. Ertesi gün okul bahçesinde tüm öğretmen ve öğrenciler huzurunda teşekkür konuşması yapan okul müdürü Hasan Bey ilk olarak bu başarının mimarı olarak beni çağırmaz mı? Başarılara alışmış biri olmama rağmen gurur duydum doğrusu. En çok da okul müdürünün ve diğer arkadaşların takdir ve vefa duygularını gördüğüm için memnun oldum.
Bir sonraki yıl Haydarpaşa Lisesine naklim çıktı. Okul müdürü ve bazı arkadaşlar sanki kırk yıllık bir dost gibi karşıladılar beni. Hayret ettim, dayanamayıp beni kısa zamanda nasıl tanıdıklarını sordum. Okul müdürümüz Hasan Beyin ayrıntılı olarak bilgi verdiğini söyledi. Hasan Bey bu durumdan hiç söz etmedi bana.

           Bir sonraki yıl emekli oldum ve bir Özel Kolejde yönetici olarak göreve başladım. Yine sonradan öğrendiğime göre Haydarpaşa Lisesi müdürümüz, “Öğretmenimiz emekli oluyor, elinizi çabuk tutun...”dedi kolej yetkilisine...

           Hasan Bey, sağolsun birkaç kez ziyaretime geldi. Anılmaya, yazılmaya değer yararlı tatlı sohbetlerimiz oldu. Telefonla da hal hatır sormamızın ötesinde sohbetlerimiz oluyor. İnşallah yüzyüze de görüşürüz...

            Özetle, Hasan Bey kardeşimiz, alçakgönüllülük, yardımseverlik, vefa, takdir, samimiyet, saygı, sevgi, hoşgörü...vb. faziletlerle donanmışlığı yanında engin kültürü, bilgisi, girişimciliği ve iletişim yeteneğiyle gönüller fatihi ünvanını hak etmiştir. 

            Bahtiyarım ki  her biri gönüller fatihi olan arkadaşlarım dostlarım var.

            Hasan Beyi ve tüm arkadaş ve dostları gönülden selamlıyor sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

           Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli


2 yorum:

  1. Gönül Fatihi sıfatıyla ödüllendirdiğiniz sevgili meslektaşınız Hasan Epcim beyle ilgili yazınızı okudum. Sayın hocam, 78 milyon nüfusumuzun her bireyi böyle Hasan bey gibi olsaydı, bize ne vardı, değil mi? Cenab-ı Allah, sağlık, sıhhat ve afiyetler versin sevgili meslektaşınıza. Güzel bir yazı dizisiydi, kaleminize ve yüreğinize sağlık ve mutluluklar dilerim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba,
      Ziyaretiniz ve yorumunuz için teşekkür ederim.
      İçtenlikle yazıyorum ki sizler de gönül kapılarını açacak anahtarları çok iyi kullanabiliyorsunuz. Yorumlarınızla, hal hal soruşunuzla, dualarınızla, örnek yazılarınız ve şiirlerinizle daima iyiye, güzele ve doğruya yöneltici teşviklerinizle sizler de gönül fatihisiniz. Her zaman, özellikle günümüzde gönül fatihlerine çok ihtiyaç vardır. Allah gönül fatihlerinin sayısını artırsın. Sağlıklı, hayırlı günler dileklerimle...

      Sil