31 Aralık 2015 Perşembe

Devlet Ana veya Fuat'ın Koyunu



İnsan ruhunun bir parçası hayvan sevgisini tadana kadar uyanmaz
Anatole France
Keşke hayvanlardan ibret alınması, 
tüm yaratıklara sevgi ve merhamet gösterilmesi, 
adil olunması konusundaki 
bu yazıyı hayvan sevgisini tadan oğlum Fuat Gencal yazsaydı... 
Sabahattin Gencal

Devlet Ana veya Fuat'ın Koyunu

         “Bin bilsen bile bir bileni dinle, zira bin bildiğin halde o bir bilenin bildiğini bilemeyebilirsin.(?)” Bu veciz sözü adeta ilke yaptım. Taa çocukluğumdan beri, danışmaktan, iştişare etmekten, dinlemekten geri durmadım. Yeni yeni, şeyler öğrendim. Öğrenmenin sınırı yok. Bugün de bir şey öğrendim. İhtimal herkesin bildiğini yeni yeni öğreniyorum. Olsun, öğrenmenin hazzı bir başkadır. Bu hazzı paylaşmak istedim.


           Bugün ne öğrendim, kimden öğrendim, nasıl öğrendim, öğrenince neler hissettim, neler düşündüm? ...

          Aslında öğrendiğimi bir cümle ile anlatmak mümkünken böyle uzatmamın anlamı yok. Bu şuna benziyor: Küçücük bir hediyeyi çok güzel paketliyorsun, pakete kurdele falan takıyorsun. Hediyeyi takdimden sonra kurdele atılıyor, kâğıt yırtılıyor, paket açılıyor ve içinden küçücük bir şey. “Aaa çok güzel.” diyorsun. “Önemli olan bu inceliği göstermiş olmak.”diye geçiyor aklından ya da tam aksi. Hediyelerin aşırı biçimde sarılıp sarmalanması israftır bence. Tıpkı bunun gibi, yazıda da ana düşüncenin gereksiz sözlerle boğulması da kelime israfıdır, daha önemlisi zaman israfıdır. Her türlü israfa karşı olmama rağmen niye böyle uzatıyorum dersiniz. Hediyelerin konduğu paketin de diğer malzemelerin de işe yaramasından yanayımdır. Yani yardımcı düşünceler de işe yaramalı. En azından düşündürmeli insanı. Niçinler, nasıllar...çakmak çakmak olmalı kafalarda...


          Ben Allah’ın tüm yarattıklarını severim. Doğayı, hayvanları, insanları ille de öğrencileri çok severim.

          Peygamberimiz (sav) sevgimizi belli etmemizi buyuruyor:

          “Bir kimse din kardeşini severse ona sevdiğini haber versin.” (Tirmizi-Riyazüssalihin sayfa 291); ama ben nedense sevgimi sözle ifade edemiyorum. 35 yıla yakın öğretmenliğim sırasında derslere başlamadan önce sınıfın ortasında öğrencilerimi sevgi ve saygıyla selamlardım. Öğretmenlerimden öğrendim bu davranışı, öğretmenlerim “Çocuklara bugünkü halleri için sevgi, yarınki halleri için saygı duymalı.”derlerdi. Ben biraz daha ileri giderek öğrencilere bugünkü halleri için de sevgi ve saygı duymak gerektiği düşüncesindeyim. Kulağını çektiğim öğrencilerim bile bal bakışlarımı sezerlerdi. Beni geç de olsa anlarlardı. Hamd olsun arkadaşlarım da, geç de olsa eş dost da az çok anlamışlardır beni. Hulasa sevgim saygım sonsuzdur; ama nedense belli edemiyorum sevgimi...

        Şükürler olsun ki çocuklarım da doğayı, hayvanları ve insanları çok seviyorlar. Küçük oğlum Ahmet, benden daha ileri olmasına rağmen benim gibi kapalıdır. Büyük oğlum Fuat, daha çok annesine benzedi. Sevgisini saygısını sözleriyle, davranışlarıyla ve de uygulamalarıyla belli eder.  Durup dururken oğullarımdan söz ediyor değilim. Girişte yeni bir şey öğrendiğimi söylemiştim ya işte bu öğrendiğimi büyük oğlum Fuat’tan öğrendim.

       Fuat’lara gittiğimde bahçesindeki onlarca ağacı gözler, kümesteki civcivleri, ferikleri, tavukları, horozları; ahırındaki buzakları, danaları, tosunları, inekleri, koyunları ve de kuzuları gözler dersler çıkarırdım. Diğer zamanlarda da telefon görüşmelerimizde hayvanların da hal hatırını sorarım...

      Her gün görüntülü görüntüsüz konuşuruz Fuat’la. Bugünkü görüşmemizde ikiz kuzulardan birinin keyifsiz olduğunu söyledi. Diğer kuzu ısrarla annesini emmeye çalışmasına rağmen anne ona süt vermiyor. Ancak iki kuzuya aynı anda süt veriyor. Tekrar etmeme gerek yok herhalde, koyun ikiz kuzularını ayırmıyor. Kuzulardan birini sahiplenip diğerini ötekileştirmiyor. Bu nasıl bir analık duygusu. Bu duygu kafamdaki dosyaları tıkladı; inanın bir çok dosya açıldı. Hangi birini aktarayım. En iyisi ben aktarmayayım, siz düşüne durun.

          Allah her yarattığını, amaca uygun olarak kodlamıştır. Yalnız insanoğluna cüzi irade bahşetmiştir. Birçok insan cüzi iradesini kullanamamakta diğer yaratıklardan da daha aşağı seviyeye düşmektedir.

         Birçok benzetmeler geçti kafamdan. Bunlardan bir tanesini yazayım: Devlet ana gibidir. Yurttaşlarını birbirlerinden ayırt etmez. Birilerine tüm imkânlarını yağma ettirirken diğerlerini ötekileştirmez. Tabi devlet soyut bir kavramdır. Demek istediğimiz şudur: Devlet mekanizmasında çalışan en küçük memurdan, en büyük amire kadar tüm görevliler ve yetkililer ana gibi olmalıdır.

         Fuat’a bu gözlemini paylaşması gerektiğini söyledim. Ayrıca, bazı görevli ve yetkililerin hayvan kadar bile olamadıklarını yazmasını ekledim. “Yazamam.” dedi. İhtimal Hayvanları Koruma Derneklerinin “hayvanlara hakaret ediyor.” demelerinden çekinmiştir. O kadar hassastır Fuat. Yeri gelmişken söyleyeyim: Fuat tüm hayvanlarına insan ismi vermiştir. Hatta onlarca ağacına da...

       İş başa düştü diyerek klavyenin başına geçtim. Yazmaya başladım. Bu sırada Fuat’la annesi bir görüntülü görüşme yapıyordu. Annesi dedi ki “Baban koyun ve kuzuları konusunu yazıyor.” Fuat, “Yazsın ben de imzamı atarım.”dedi. Konuşmaya girdim ve dedim ki “Koyun ve kuzuları benzetmesinden hareketle toplumu kutuplara ayıranlardan, nefret tohumları ekenlerden, devlet imkânlarını yandaşlarına talan ettirenlerden...”söz edeceğim. Fuat şaka ile karışık “ O zaman altına imza atmam.” dedi.

       Fuat gerçekten doğru düşündü. Olaylar da kişiler de gelip geçicidir. Önemli olan kötüler dahil herkesi kazanabilmek, herkesi kucaklayabilmektir. On yıllar sonra da okunabilecek yazılar yazmaktır.

        Yazımıza birçok başlık düşündüm: “Koyun Ana”demektense Devlet Ana” yazmak daha uygun gibi ya da Devlet Ana veya Fuat'ın Koyunu...

            Derken... bu satırlara kadar aklımda olmayan Devlet Ana romanını hatırladım. Bu güzel tevafuk sonucu Devlet Ana’yı, fırsat bulursam yeniden okumayı düşünüyorum. Şimdilik bir alıntı ile yetinelim:

      “Devlet Ana Romanının Konusu
      Kemal Tahir’in Devlet Ana romanı, küçük bir göçebe aşiret beyliği durumundaki Söğüt Türklerinin çevresindeki düşmanlarla mücadele edip yeni yerler fethederek Osmanlı Devleti’nin kuruluşunu gerçekleştirmesini anlatır. Romandaki olaylar 13. yüzyılın sonlarıyla 14. yüzyılın başlarında geçer. Bizanslıların ve Moğolların yozlaşmış tutumlarına karşı Osman Bey, fethettiği topraklardaki insanlara hiçbir baskı uygulamaz, sevgiyi, adaleti ve hoşgörüyü götürür.

       Kemal Tahir’in bu romanı yazma amacı, “Türkiye’de çökmüş bir imparatorluğun yarattığı aşağılık duygusunu silmek ve Osmanlı insan tipini, onun erdemlerini, devlet kurma yeteneğini belirtmektir.”( http://www.yenimakale.com/kemal-tahirin-devlet-ana-romani.html#ixzz3vu0fQQiw)

       Bir ara söz yazayım: Benzetmeleri çok ileri götürmemek gerek. Ben Fuat’ın koyunundan söz ettim. Koyun sürülerinden değil. Bu sürüleri keyiflerince yöneten üst akılın tutsaklarından değil...

       Sonuç olarak diyebiliriz ki;

      Türkiye Cumhuriyetinin içinde bulunduğu bunalımdan çıkmak için her şeyden önce başta hukuk, eğitim, ekonomi ve yönetim alanlarında olmak üzere tüm alanlarda çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkmak için çaba gösterilmelidir.

       Devletimizi çağdaş uygarlık yörüngesinden saptıranlar ve de buna vesile olanlar vebal altındadırlar. Vebalden kurtulabilmek için sözlerimize, yazılarımıza, davranış ve uygulamalarımıza dikkat etmeliyiz. En azından Fuat’ın koyunu kadar dikkat etmeliyiz.

       Bilinçli bir yurttaş olmanın gereğini yapmalıyız.

     Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli
*******************************************************

İnsan haklarının ayaklar altına alındığı dünyamıza 
barış ve huzur getirebilmek için 
Kur'an-ı Kerimde buyurulan tüm yaratıklarla ilgili hakları öğrenmeli ve 
gereğini yapmalıyız. 
Sabahattin Gencal

**********************************************************
İbn Kayyim de el-Cevabu’l-vafî adlı aserinde (s.136) şu ifadelere yer vermiştir:

“Batıl / yanlış şeyleri söyleyerek insanlara nasihat eden, konuşan şeytandır. 
Hakkı söylemekten sakınan ise dilsiz şeytandır.”




**********************************************************


Davarlarda da sizin için elbette bir ibret vardır! 
Onların karınlarındakilerden size içiriyoruz. 
Onlarda sizin için birçok yarar var. 
Onlardan yiyorsunuz da.” 

(Kur'ân-ı Kerim » MU'MİNÛN Suresi » MU'MİNÛN Suresi 21. ayet meali)


Her can taşıyan varlığa yapılan
iyilikte sevap vardır. 
Hz. Muhammed (s a v)




“İslâm, hayvana sövmeyi ve lânet okumayı da yasaklamıştır. 
Müslim'in naklettiğine göre, Hz. Peygamber (sas) bir seferde iken, bindiği devesine lânet okuyan bir kadın görmüş ve: 
"Onu devenin üzerinden alınız ve deveyi salınız; çünkü onun kendisi lânetliktir." buyurmuştur.

 Bu hâdise, hayvanın sövülmekten ve lânet edilmekten korunma hakkının da olduğunu göstermektedir.”





2 yorum:

  1. Merhabalar Sabahattin Hocam.

    Devlet analığını unuttu sayın hocam. Devletten başka tüm analar; buna hayvanlar alemi de dahil, analık görevini en ideal ve en iyi şekilde yerine getiriyorlar. Devletimiz birazcık Fuat kardeşimizin koyununa baksın da analık nasıl olurmuş öğrensin.

    Sayın hocam kaleminize ve yüreğinize sağlıklar dilerim. Fuat kardeşimize de selam ve muhabbetlerimi iletirim.

    Malumunuz üzere, bu gün 2015 yılının son günü olan 31 Aralık'ı yaşıyoruz. Allah izin verirse, saatler sonra artık 2016 yılının ilk gününe erişeceğiz. 2016 yılının tüm insanlığın hayrına vesile olmasını, sağlık, huzur, barış, kardeşlik ve mutluluk getirmesini yüce Allah'tan niyaz ediyorum.

    Sizlere de aynı şekilde tüm sevenleriniz ve sevdiklerinizle birlikte sağlıklı, huzurlu ve mutlu bir yeni yıl dilerim.
    Selam ve dualarımla birlikte en Güzel'e emanet olun.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba,
      Ziyaretiniz ve yorumunuz için teşekkür ederim.
      Ayrıca yeni yılınızı tebrik ederken sağlıklı, mutlu, hayırlı uzun ömürler dilerim.

      Sil