10 Mayıs 2015 Pazar

Bir Ziyaretin Ardından



          Ümreden dönen oğlum Fuat’ı, Beykoz Çavuşbaşı’ndaki evinde ziyaret ettim. 5-6 Mayıs 2015’teki bu ziyaretimle ilgili izlenimlerimden kesitler sunmaya çalışacağım.

         İnsan gördüğünü, duyduğunu anlatabilir; ama hissettiklerini tam olarak anlatamaz. Kimileri hissettiklerini de anlatabilir belki; ancak sayfalara sığdıramaz. İşte bunun için izlenimlerimden kesitler sunmaya çalışacağımı söyledim.

          Bizden öncekiler ziyaret ettikleri yerlere ve kişilere ayna tutar gibiydiler. Aynadaki görüntüleri de okuyuculara açıklar, bu arada kişisel yorumlarını da yazarlardı. Şimdilerde kamera var. Ses ve görüntü pürüzsüz ve net kameralarda; ama duygu yok, düşünce yok. Yok demeyelim, şöyle düzeltelim: Görüntü ve ses unsurlarının yorumlanması izleyiciye bırakılıyor.

         Niye böyle bir girişe gerek görüyorum ki? Uzun girişlerin yazarın savunması gibi olduğunu söylerler ki doğru olabilir. Ben de acemiliklerimi bu savunmayla örtmeye çalışıyorum.

        İnsan, kaç yaşında olursa olsun bilmediğinin cahilidir. Ben 72 yaşındayım birçok konuda deneyimim hatta uzmanlığım var, ama kamera kullanma konusunda acemiyim. Torunumun teşvikiyle akıllı telefon aldım. Bu telefonla ilk uzun süreli videomu çektim. Torunum kamerayı kullanmasını öğretirken birkaç saniyelik video çekmiştim; ama bu kez 24 dakikalık video çektim. Fuat’ın bahçesini, kümesini ve ahırını tanıtım videosu seyredenler başka söze gerek yok diyebilirler; ama gelin bana sorun. Bu videoyu çekerken de, seyrederken öyle duygu ve düşüncelere daldım ki... Neyse, yazının sonuna doğru bu konulara da gireriz.

          Ümreden dönüş dedim, sonra videoya geçtim. Bu nasıl bir iştir. Her ziyarette olagelen durumları pas geçtim ve acemi olduğum alanı vurguladım. ‘Bu alanın vurgulanması gerekmez; çünkü bu konuda çocuklar harika.’diyenler olabilir. Hiç de öyle değil. Böylesine görüntülü ve sesli aygıtlar güzel olmasına güzel de beyin canlandırma gücünü, hatta düşünme ve çıkarım yapma gücünü zayıflatıyormuş. Onun için hayallerimi, duygu ve düşüncelerimi videodan hareketle, ama ondan bağımsız olarak vereceğim. Şimdi sıra ile anlatmaya çalışayım:



         05 Mayıs 2015 Salı günü İzmit’ten Beykoz Çavuşbaşındaki oğlum Fuat’ın evine geldim. Bahçe kapısının ziline daha dokunmadan torunum Sabahattin kapıyı açıverdi. Daha taksiden inmek üzereyken, yukarıdan beni gördü ve karşılamaya geldi. ‘Şimdi de torununa geçti.’demeyesiniz. Torunlar sevgi kapılarını açarlar. Torunlar sevgilerin artmasına, dolayısıyla insanın güçlenmesine sebep olurlar. İşte, bu güçle yazmaya çalışıyorum.

         Eve girdik. Fuat bilgisayar’ın başında. Kulaklıkları da bir başka. Fuat öyle dalmış nereye bakıyor acaba? Kısa bir müddet sonra, ne olmuşsa, içine ne his dolmuşsa arkasına bakıverdi ve beni gördü. Fuat’ın nasıl olduğunu siz tahmin edebilirsiniz; ama benim nasıl olduğumu tahmin edemezsiniz. Onun için ben söyleyeyim: 50 yaşına girmek üzere olan, sakalları kırlaşmış, biraz da şişman adam o anda küçük bir çocuk oldu gözümde. Koşarak kucağıma atlayan, kolumun üzerinde oturttuğum, sevip okşadığım çocuk oluverdi.

     Babalar ve çocukları... Çocuklar daima küçük, daima sevimlidir babaların gözünde.

     Gelinim zemzem ile hurma getirdi. Allah kabul etsin, inşallah yerinde de içmek nasip olur.



         Fuat Ümre anılarını anlatmaya başladı.


        1991’de hac görevini yapmıştı. O zamandan bu zamana olan değişikliklerden söz etti. Öyle anlatıyordu ki sanki ben de O’nunla beraberdim. Kutsal mekânları yeniden görmüş gibi oluyordum. Bu arada 1995’te oğlum Fuat’ın beni hacca gönderdiğinden de söz edeyim. Belki bunun için daha güzel canlandırıyordum. 

        Yukarıda da yazdım ya kamerayı seyretmek güzel olur; ama Fuat’ın anlatışı daha birçok duygu ve düşüncelerin canlanmasına neden olur.


          Geç vakitte yattık. Sabah namazından sonra uyku tutmadı. Fuat’ın zengin kütüphanesi başka odadaydı. Bulunduğum odada birkaç dini içerikli dergi vardı, onları okumaya başladım. Bir müddet sonra da pencereleri açıp Yukarı Baklacı Mahallesinin o güzelim manzarasını okumaya başladım. Daha sonra da televizyonu açtım. Televizyonu okudum dersem yadırgayacaksınız; öyle ya, ‘Televizyon izlenir.’ diyeceksiniz. Ne derseniz deyin ben televizyonu da okumaya çalışıyorum.

          Sabahın 08.00’inde Fuat geldi. Ahırdaki, kümesteki, bahçedeki işlerini tamamlamıştı. Erken erken, başka türlü söyleyelim tam zamanında işlerini tamamlamak insan huzur verir. Huzurlu huzurlu yine sohbete başladık. Bira sonra da gelinim kahvaltıya buyur etti. Tatlı yedik, tatlı konuştuk.
Öğleyin küçük oğlum Ahmet’e telefon ettim, kendisini de ziyaret edeceğimi söyledim.

          ‘Bu arada bahçeyi gezeyim, kümesi ve ahırı göreyim.’dedim. Fuat’a ‘teftiş edeceğim.’dedim. Bizde teftişlere günler öncesinden hazırlanırlar, Fuat hazırlıksız yakalanıverdi. Başta belirteyim Fuat teftişten tam puan aldı.

          Teftiş sırasında birkaç fotoğraf çekmek için telefonumu yanıma aldım. Telefon kullanmasını da tam bilemediğim için Fuat’a sordum. Fuat video düğmesine bastı. Yani fotoğraf çekeceğim derken video çekmeye başladım. Güneşten olacak doğru dürüst görmüyordum bile. Sonra, yukarıda dediğim gibi bu işi ilk kez yapıyordum. Tam 24 dakika çekim işi sürdü. Eğer şarj bitmeseydi daha da devam edecektim. Eğer devam edebilseydim. İnekler, danalar, buzaklar hakkında daha ayrıntılı bilgi alabilirdik. Şu kadarını söyleyeyim: 

          Fuat hayvanlarına insan isimleri verdi. Onlarla insanı ilişkiler kuruyor, konuşuyor, seviyor, okşuyor. Hayvanlar da O’nu çok seviyor.

        Bu konuyu bilmem anlayabildiniz mi. Ben çok iyi anlıyorum. Çocukluğumda köyde, mesirelerde, yaylada hayvan beklemiş biriyim. Rahmetli dedemin hayvanlarla nasıl anlaştığını görmüş biriyim. Hayvana gel derse hayvan gelir, git derse giderdi. Uzatmayalım, bu konuyu nasıl siz merak etmişseniz ben de merak ettim ve okudum. Hayvanlarla iletişim konusunda kitaplar yazılmış. İneklerle yüzde yetmiş oranında iletişim sağlanabiliyormuş. Bu konularda çalışanlar keşke Fuat’tan da yararlanabilseler.

          Oğlum Fuat’ın bilgisi, deneyimi çok fazla. Şu kadarını söyleyeyim. Görevli olarak İzmit’in Bahçecik bucağındaykan, isteği üzerine Fuat’a kümes yaptım, bahçe açtım. Fuat’ın tavukları, civcivleri beni de seviyordu. Fuat, koyun da almıştı; ama o kadarına da müsaade etmedik.

       Ahırdan, kümesten söz ettik; ama bahçeden etmiyoruz. Bu konuyla ilgiliyseniz 24 dakikalık videoyu izleyin diyorum.

        Videoyu izledikten sonra siz ne düşünürsünüz bilmem; ama ben ne düşündüğümü kısaca anlatayım.

          Sanmayın ki bahçenin güzelliğinden söz edeceğim, hayır, bu görülüyor zaten. Tekrar etmeye ne gerek var. Ben belki de çoklarınızın hiç aklına gelmeyecek düşüncelere gireceğim:

          Fuat’lara yazık oluyor, ulusumuza yazık oluyor. Bu güzel yurdumuz çölleşiyor. Artık tarım ve ziraat ürünlerini bile ithal etmek durumunda kalıyoruz...

         Bazılarınız, ‘Ne alaka.’diyordur. Eğitim sistemi ile ilişkilendiriyorum: 35 yıl öğretmen ve yönetici olarak eğitimin içinde bulundum. Tüm öğretmenlerimiz gibi ben de sistemle ilgili yakındım durdum. Ama bir çare üretemedik, daha doğrusu sormuş olmak için görüşlerimize müracaat edildi, yapmış olmak için Şuralar toplandı; ama Gizli eller hep bildiğini okudu. Eğitim sistemimizi allak bullak ettiler. Her dönem başka başka gerekçeler uydurup eğitimimizi daima kısır bıraktılar. 

         Komple teorisi üretiyor değilim. 1949’dan beri yabancı ajanların, yerli işbirlikçileriyle beraber yaptıkları bir bir ortaya çıkacak, ama korkarım ki iş işten geçmiş olacak...

          Derdim çok olduğu için yukarıdaki yakınmamı yazıverdim, kusura bakmayınız. Eğitimin her yanı bozuk ya ben sınav sistemine dokunayım bu kez.

         Fuatlarımız sınav sisteminin kurbanı. Düşünebiliyor musunuz Ziraat fakülteleri, Veterinerlik fakülteleri okutacakları öğrencileri kendileri seçme durumunda olsalar Fuatları kaçırırlar mıydı?

         Ziraatçılara, veterinerlere zerrece sitemim yok. Onlar da bu, kasıtlı olark bozulmuş düzenin farkındalar. Şu kadarını söyleyeyim:


        1973- 1975 tarihlerinde Van-Muradiye Ortaokulunda görevliyken veteriner arkadaşlardan duymuştum. Devlet devletliği yapabilse Çaldıran ovasındaki besicilik İstanbul’un ihtiyacını karşılarmış. Fuat’ı gördükten sonra arkadaşların görüşlerine daha çok hak veriyorum. Öyleya, iki dönüme yakın bir yerde o kadar meyve var. Videoya almadığımız meyveler de var. Geçen yıllarda sebzenin de envai çeşidi vardı. Kümes hayvanları, inekler... geçen yıllar da keçiler de vardı, köpekler de...

         Şimdi gelin hep beraber düşünelim Fuatlar ziraat mühendisi olsalar, veteriner olsalar bu bereketli topraklarımız boş mu kalırdı, tohumu bile dışarıdan mı alırdık, genetiği değişmiş gıda gündem oluşturur muydu? Düşünebiliyor musunuz binlerce ziratçı, binlerce veteriner devletin bu konulardaki politikalarının taa başından beri yanlış olduğunu haykırabiliseler... Evet, başından beri... Düşmanlar suyu baştan kesiveriyorlar, daha üniversiteye yerleşme aşamasında Fuatları kaybediyorlar. 

          Ne hazindir ki sistem hâlâ devam ediyor, bilgisayar sevdalısı torunum Sabahattin de istediği bölüme giremeyecek... Bu düzen daha ne zamana kadar devam edecek. Dur, artık yeter diyemeyecek miyiz?

          Allah Fuatlarımıza sağlıklar ve hayırlı uzun ömürler versin. Onlar istediği bölümlere giremediler belki; ama benim gözüme girdiler. Tüm tanıdıklarının gönlüne de girdiler. Ah, bir de yüce Meclisimize girebilseler. İşte o zaman...

         Ümre dönüşü ziyaretten söz ederken nerdeyse Meclis ziyaretine başlayacağız. Tabii, bu kadar da konu dışına çıkılmaz. Tekrar konuya girelim. Fuat’ın evine girelim.

        Kırk yıllık hatırı olan kahvemizi içtikten epey bir müddet sonra saat 14.30- 15.00 arası yemeğimizi de yedik. Ve ayrılma zamanı geldi.

          Fuat beni Ahmet’in Dudullu’daki evinin önüne kadar götürdü.

         Ahmet’i ziyaretim, daha sonra Gencallar mağazasındaki akrabalarımı ziyaretim de ayrı bir yazı konusu.

         Ziyaretler güzel, ziyaretleri yazmak daha güzel; ama yazabilirsek tabii.

          Yazınca, gözümde canlanıyor anılar, sanıyorum ki okuyucunun gözünde de canlanır. Umarım ki canlanır. Oldu ki canlanmadı aşağıda Fuatla ilgili bağlantılara tıklayıverin.

          Bu tıklamak sözü nerden çıktı bilemem. Kapıyı tıklamaktan mı çıktı. Kapıyı tıklayın açılıversin videolar. Videoları seyrediverirseniz, hem bir müddet dinleneceksiniz, hem de, kim bilir sizin de anılarınız canlanacak. Sonra canlı canlı düşüneceksiniz. ‘Her toplum layık olduğu biçimde yönetilir.’sözü aklınıza gelecek ve yeter artık, biz her şeyin en iyisine layığız.’diyeceksiniz.
Gerçekten Fuatlarımız, Sabahattinlerimiz olduğu müddetçe her şeyin en iyisine layığız.


          İyi günler dileğiyle.


         Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli
         ----------------------------------------

Videoler:

Fuat Gencal'ın bahçesi, kümesi ve ahırı

Fuat Gencal'ın tavukları

Fuat Gencal'ın buzakla sohbeti

Fuat Gencal'ın buzağı beslemesi

Fuat Gencal'ın keçileri sevmesi


   

4 yorum:

  1. Merhabalar Sabahattin Hocam.

    Ne mutlu size ki, Cenab-ı Hakk sizin dualarınızı kabul etmiş. Umre'ye gidip dönen oğlunuz Fuat'ı evinde ziyaret etmişsiniz, ne güzel! Allah hayırlı ve mübarek eylesin. Hocam aslında Hac sadece bir ay ile sınırlı değilmiş biliyor musunuz? Bu konuda ilahiyatçı bir alim olan Prof. Dr. Hüseyin Atay'ın Kur'an'a Göre Araştırmalar kitabından okumuştum ve bunun böyle olduğundan bahseden daha çok İslam alimi de var. Her neyse .

    Oğlunuz Fuat'ın, bildiğim kadarıyla bir çiftliği vardı. Kendisi ziraatçı mıydı, yoksa veteriner miydi hatırlayamıyorum? Çünkü çiftlikle uğraşmak için bu iki ana daldan birinin olması gerekir diye düşünmüştüm.

    Evet hocam, maalesef hükumetlerin tarım ve hayvancılık konusundaki bu yanlı uygulamalarından dolayı, tarım ve hayvan ürünlerini ithal eder halde geldik. Hem de her şeyiyle oynanmış ürünler şeklinde. Allah bizleri korusun! Bize bakmayın, biz bundan sonra "güverip bostan olacak halimiz yok", ama çocuklarımız ve torunlarımız için aynı şeyi söylemeyiz.

    Sayın hocam 24 dakikalık videoyu aradım ama bu postun içinde bulamadım. Söz konusu videoyu başka bir postun içinde mi paylaştınız. Yazınızı biraz hızlı okumuştum, yoksa kaçırdım mı diye tekrar inceledim ama videoyu göremedim.

    Güzel bir paylaşımdı. Kaleminize, emeğinize ve yüreğinize sağlıklar dilerim. Selam ve dualarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba,
      Ziyaretiniz için teşekkür ederim.
      Fuat, çok istediği halde Ziraat ve Veteriner Fakültelerine giremedi. Üçüncü tercihi Seramik Bölümünü bitirdi. Ama seramik işi yapmadı, bir tekstil firmasında çalışarak emekli oldu. Bu arada iki dönümlük bahçede merakını gidermeye çalışıyor. Yani ortada çiftlik denecek bir arazi yok.
      Benim 24 dakikalık videoya yazının sonundaki "Fuat'ın bahçesi, kümesi ve ahırı" ibaresini tıklayarak ulaşılabilir. https://www.youtube.com/watch?v=CPDaACupUZY
      Yazıyı yazmaktaki asıl amacım elbette bir anı anlatmak değildi. Anı vesilesiyle eğitim sistemimiz ve ona bağlı olarak da tarım ve hayvancılık politikalarımızın işbirlikçiler tarafından yanlışlar üzerine kurulmasına işaret etmeye çalışıyorum.
      Nedense hep işaret etmekle, dolaylı anlatmakla yetinmek zorunda kaldık. "Yeter artık" diyemedik. İnşallah genç kuşaklarımız uyanır da gereğini yapar.
      Hayırlı günler dileğiyle.

      Sil
    2. Merhabalar Sabahattin Hocam,

      06 Mayıs 2015 tarihinde çekmiş olduğunuz 24 dakikalık videonuzu baştan sona kadar ilgiyle izledim. Söz konusu bahçe izlenimlerinizi aktardığınız video kamerası mıydı, yoksa hem dijital fotoğraf makinası, hem de video çekebilen küçük makina mıydı? Neden soruyorum. Siz videoyu çekerken kullandığınız çözünürlük ayarı çok dardı. Ekranda izlerken ne kadar tam ekran ayarına çektiysem de aynı sahne darlığını muhafaza ediyordu.

      Bahçe ve anlatım çok güzeldi. 24 dakika süren videonuz da takip etmeye çalıştığınız beyaz kelebeği gördüm. Ağaçları gördüm. Kuruyan ağacın altında muritleri ile birlikte oturmuş şahsın ismini hatırlayamadım ama, o muhterem vefat edince, ağacın da kuruması çok ilginçti. Ağaçların erkek ve dişisi olduklarını ilk defa duydum. Bizim bahçede bir kayısı ağacımız var çiçek açınca böcekler sayesinde kendi kendini döller şeklinde biliyorum. Yani hemen yanı başında ya da bahçenin bir başka köşesinde erkek ya da dişisi olan bir kayısı ağacı olması gerektiği konusunu tam anlayamadım. Belki de bazı özel ağaçlar vardır. Onların hem erkek, hem de dişisi olabilir. Neyse bu konu zaten bizim alanımız dışında.

      Çok keyifli ve güzel bir videoydu. Emeğinize ve yüreğinize sağlıklar dilerim. Oğlunuz Fuat'ı da hobi şeklinde bile olsa, bu güzel bahçesinden dolayı tebrik ederim. Ben de böyle bir bahçem olsun isterdim.

      Bu bahçe Beykoz/Çavuşbaşı'nda demiştiniz. Burası İstanbul oluyor değil mi? Beykoz'u İstanbul'un bir ilçesi olarak hatırlıyor gibiyim. Yoksa başka bir yer miydi?

      Hocam gerçekten çok güzel bir paylaşım olmuş. Tekrar çok teşekkür ederim. Selam ve dualarımla birlikte Allah'a emanet olun.

      Sil
    3. Merhaba,
      Ziyaretiniz için tekrar teşekkür ederim.
      Çabuşbaşı, İstanbul'un Beykoz'una bağlı çok güzel bir yerdir.
      Ağaçların erkekliği dişiliği hakkında ayrıntılı bilgim yoktur.
      Sözü edilen video cep telefonuyla çektiğim ilk videomdu. Teknik konuları henüz öğrenemedim.Bunca eksikliklerine rağmen bu videoyu seyredebilmeniz sizlerin de doğayı ve hayvanları sevmenizden kaynaklanıyordur. "Doğayı seven, hayvanları da sever, doğayı ve hayvanları seven insanları da sever." (Sabahattin Gencal)
      Türkiye'mizi içinde bulunduğu bunalımdan kurtarabilmek için SEVGİlerimiz çoğaltmalıyız.
      Hayırlı günler dileğiyle.

      Sil