24 Ocak 2014 Cuma

Okumaya Teşvik

         Kur’an-ı Kerim’in ilk ayeti “oku”makla ilgilidir.[i] Okumak ibadet gibidir.[ii] Herkesi, özellikle çocukları okumayı teşvik etmek güzeldir, yararlıdır, sevaptır.[iii]

         Okumaya teşvik bir sözle, takdir ve teşekkürle olabileceği gibi; jestle, tutum ve davranışla da olabilir. Bu konuyu kendi hayatımdan örnekler vererek açmaya çalışalım:

        1943 yılında Trabzon’un Dernekpazar’na bağlı Akköse Köyünde doğdum. 6 yaşında Lişo camisinde açılan Kur’an Kursuna gittim. Hocamız Rahmetli Aliosman Şenmemiş beni torunuyla birlikte yanına oturttu. Bunun sebebini sonradan öğrendim. Büyük dedem Hacı Mehmet Efendi’nin talebesiydi. Hocasına saygı gereği beni yanında oturttu. Hocamız, torununa beni öğretmesini söyledi. Öğrendikten sonra hocanın karşısına geçtim. Bir harf yanlış okuduğum için bir tokat vurdu bana ve tekrar öğrenmemi istedi. Torunundan tekrar öğrenerek yine hocanın karşısına geçtim. Ayni harfi yine yanlış okumuşum. Tam tokat yiyecekken gayri ihtiyarı kolum yukarı kalktı ve “Bana böyle öğretildi.” dedim. Bunun üzerine torununu çağırdı. O da aynı hatayı yapınca kulaklarından tuttu ve onu önce havaya kaldırdı sonra yere bıraktı. Bu manzara aşırı korkutmuştu beni. Kursa gitmeyi bıraktım.  “Bu olayın okumayı teşvikle ne ilgisi var?”diye düşünülebilir. Zamanla anladım ki çok ilgisi var. İlk hocam rahmetli Aliosman Şenmemiş hocamdan Allah razı olsun.

         Sözünü ettiğim olaydan kısa bir müddet sonra hocamız ayrıldı camiden. Ertesi yıl Kunkuşun Osman dediğimiz rahmetli Osman Altun cami hocası oldu. Diğer öğrencilerle birlikte kursa başladım.

        Ders gördüğümüz odamızın duvar kenarında tahtadan bank gibi oturma yeri vardı. Beni en sonda kapının ağzına oturttu. O küçücük aklımla düşündüm önceki hocam Hacı Mehmet Efendi’nin torununun oğlu olmam nedeniyle beni yanında oturttu. “Bu yere yani hocanın yanına çalışarak ulaşacağım.”dedim kendi kendime. Sağımdaki arkadaşımdan öğrenerek hocanın karşısına çıktım. Hoca beni beğendi, çocukların karşısında överek bir öne geçirdi. Ertesi gün yine övgü yine bir öne… 20 gün ya da bir ay geçti. En öne geçmiş oldum. Allah razı olsun hocamızın övgüleri büyük ölçüde motive etti beni.

         Gerek hocamız, gerekse tüm öğrenciler bu başarımı velilere aktardılar. Herkes farklı olarak bakıyordu bana. Tümünün ismini yazamayacağım; ama bir kaçının ismini zikretmek gereğini duyuyorum:

         Evi camiye çok yakın olan, iki kızı da kursta olan eski muhtar ve köyümüzün ileri gelenlerinden rahmetli Kuzoğlu Abdullah kursa geldi. Hocamızdan müsaade alarak bana Kur’an okuttu. Övgülerini belirterek ayrıldı. Özel olarak beni dinlemeye gelmesi benim için büyük motivasyon oldu.

         Bir başka gün camiden çıkıp eve giderken caminin hemen aşağısındaki evde oturan Murut Amca dediğimiz rahmetli Muhammet Benzer karşıma çıktı. Söylediklerinin çoğunu unuttum. Aklımda kalanı yazayım: “Senin Kur’an’ı ben ciltleyeceğim.” dedi ve çok kısa bir zamanda ciltledi. Bu Kur’an-ı uzun müddet sakladım. Kendisinden Allah razı olsun. Murut Amca herkesi de okumaya teşvik etmiştir herhalde. Torunlarının çoğu üniversiteyi bitirmiştir.
*
        Köyümüzde 1952’de ilkokul açılınca ilkokula gittim. İlk öğretmenim rahmetli Mustafa Özer’in övgülerini unutamam. İkinci sınıfı okumadan üçüncü sınıfa almasını da unutamam. Bu övgüler, bu sınıf yükseltme tüm öğrenciler ve köylülerimiz gözünde farklı görünmeme neden oldu. Bu motivasyon da bambaşka bir motivasyondu.

        Şunu yazmadan da geçemeyeceğim. Sınıfta okumayı ilk ben öğrenmiştim. Bunu duyan kapı komşumuz Sağır ya da Must’un İlyas denilen rahmetli İlyas Mutlu beni bir akşam evine çağırdı. Bana gazete okuttu. O zaman aklıma gelmemişti. Daha sonra düşündüm. Sağır olmasına rağmen okuduklarımı nasıl anladı. Çok alçak sesle konuşulanları işitebiliyordu. Konuşması da tabi farklıydı. Okumamı beğendi yalnız gazete sütunlarını dikkate almamıştım birinci sütunun ilk satırından ikinci sütunun ilk satırına geçmiştim. Sütun sütun okumayı bana öğretti.  Allah kendisinden razı olsun odasına girip okumama müsaade etti. Mahallemizde gazeteye abone olan tek kişiydi. Gazeteler haftalık gelirdi. Gazeteler geldiği zaman büyükler odasında toplanır okurlardı. Diğer zamanlarda ben okuyabilirdim. Diğer çocuklara yaramazlık yaptıkları için bu müsaade yoktu. Terzi, ayakkabıcı, taşçı, marangoz, yapı ustası, değirmenci gibi birçok sanatı icra eden bu değerli kişinin torunları da üniversiteyi bitirmişlerdir.

        Dördüncü sınıfta öğretmenimiz değişti. Rahmetli Ali Özer geldi okulumuza. Beş sınıf bir arada okuyorduk. Hocamız 4. ve 5. Sınıflara ders verirken ben de diğer sınıflara ders veriyordum. Bu da farklı bir motivasyon oldu. Öyle ki yoklama defterlerini de ben yazıyor, ben takip ediyordum.

         Daha sonraları düşündüm, ilkokuldayken hiç sınıf başkanı olmamıştım. Çünkü ikinci bir öğretmen gibiydim.

        Komşuların, hocaların ve öğretmenlerimin okumama etkilerini yazdım. Ailemden hiç söz etmedim. Tabii, onların da büyük katkıları olmuştur. Kapı komşumuz Ayşe Teyzemin kaynı subaydı. Onun kitaplarını, dergilerini oda dışına çıkarmamam şartıyla okumama izin verildi. Rahmetli Elmas Teyzem ve Cevriye Teyzemin halk hikâyeleri kitaplarını da serbestçe okuyabiliyordum.

         Rahmetli dedem hiç öğretmedi beni. “Çalış” da demedi bana. Elbet bir bildiği vardı. Kendisi çifteye çıkar Kur’an okurdu. Ben de bir köşede sessizce onu dinlerdim. Bu Kur’an okuması beni öylesine etkilerdi ki anlatamam. Sesi hâlâ kulaklarımda. Kâni Karacayı dinlerken dedemi dinlemiş gibi olurum. Demek ki dedem sözden çok örnek olmakla etkilemişti beni. Allah kendisinden razı olsun.

         Rahmetli annemin ve babamın katkısını da özellikle yazmam gerekir: Gerek ilkokuldayken, gerek öğretmen okulunda ve diğer yüksek okullardayken bana bir defa bile “çalış”demediler. “derslerin nasıl?” da demediler. Bu büyük bir ilgisizlik gibi görülebilir; ama bunu “güven” olarak algılıyordum. Nitekim de öyleymiş. Seneler sonra anneme sordum: “Hiç merak etmez miydiniz?” “Zaten belli, başka türlüsü mümkün değil.” demişti. Bütün ölmüşlerimizden Allah razı olsun.

         Ayrı ayrı saymadan bana olumlu katkıları olan herkese Allah’tan rahmet diliyorum. Bu arada yine olumlu katkıları olan başta dayım, teyzelerim ve yengem olmak üzere komşularımıza hayırlı uzun ömürler diliyorum. Kendilerinden Allah razı olsun.

         Bütün bu söylediklerimizi kısaca özetlersek “marifet iltifata tabidir.” diyebiliriz. Bu konuda Batılı düşünürlerden Willam James şöyle diyor: “İnsan doğasının en derin ilkesi takdir edilmeye duyulan iştahtır.”[iv]

        Eğitimde de, insan ilişkilerinde de, yaşamda da güven duygusu çok önemlidir.[v]

        Allah’ın hikmetine bakın ki ailede, camide, okulda ve çevrede öyle güzel motive oldum ki sanki herkes eğitimciydi.

        Bugün kitaplarda övgü, iltifat, güven, örnek olmak…vb. kavramlar sıralanmaktadır. Köyümüzde bu kavramlar sevgi, saygı, hoşgörü kavramlarıyla harmanlanıyor ve bambaşka bir atmosfer yaratıyordu. Bu atmosferi özlüyorum. Bugün böylesine bir atmosferin olmamasına, her şeyin kirlenmesine üzülüyorum.

         Özlem ve üzüntülerimi kendime saklayarak herkese sesleniyorum: Herkesi, özellikle çocukları okumaya teşvik edelim.

        Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli

 

[i] Yaratan Rabbinin adıyla oku/çağır!Kur’an-ı Kerim/ 96 Alak- 1

[ii] http://www.kuran-ikerim.org/index.php?s=article&aid=145
[iii] http://www.alevicaferi.com/AleviCaferi/cocuklari_kitap_okumaya_tesvik_etmek-439
[iv] http://oku.blogcu.com/marifet-iltifata-tabidir/4352500
[v] http://www.donusumkonagi.net/MerakEttikleriniz/79/ozguven/3381/guven-duygusu-iletisimin-yonunu-belirler!.html

2 yorum:

  1. Merhabalar, Sabahattin Hocam.

    6 yaşında başlayan okuma serüveninizle ilgili kaleme aldığınız yazınızı okudum. Ailenizin ve çevrenizin de katkılarıyla bu günlere geldiniz. En başta size okuma konusunda emeği geçenlerden Allah razı olsun. Beka alemine irtihal edenlere Cenab-ı Hakk rahmetiyle muamele eylesin.

    Okumanın değerini yıllar sonra anladım. Yıllar sonra okumaya başlamıştım ama geç kaldım. Okumanın yaşı olmaz, elbette bunu biliyorum ama; okumak aynı zamanda masraflı bir işti, dar bir aile bütçesiyle bunu beceremediğim için okulu terk etmiştim.

    Kendimi, kendi imkanlarımla donatmaya gayret ettim, ama bu asla yeterli olmadı. Bu nedenle herkesi okumaya teşvik edelim, sizin de vurguladığınız gibi hele de çocuklarımızı.

    Bilgili, kültürlü çağdaş ve modern bir Türkiye için, her bireyin üzerine düşen görevi layıkıyla yerine getirmesi dileğimle birlikte Allah'a emanet olun.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba,
      Ziyaretiniz ve tamamlayıcı yorumunuz için teşekkür ederim.
      Anladığım kadarıyla çok okuyor ve çok yazıyorsunuz. Bu alışkanlığınız övgüye değer.
      Hayırlı günler dileğiyle.

      Sil