15 Temmuz 2013 Pazartesi

Orhan Pamuk’un “Saf ve Düşünceli Romancı” Adlı Eseri Hakkında

Orhan Pamuk’un, İletişim Yayınlarından çıkan 153 sayfalık “Saf ve Düşünceli Romancı” adlı eseri, sonsözle birlikte yedi bölümlük ders notlarından ibarettir.
Orhan Pamuk Harward Üniversitesinde verdiği ünlü Norton Derslerini yazar şöyle tanımlıyor:  “Roman konusunda bildiklerimden ve öğrendiğim en önemli şeylerden yapılmış bir bütündür.”
Friderich Schiller’in “Saf ve Duygusal Şiir Üzerine” adlı makalesinden etkilenen yazar diğer edebi türlerin bu arada romanın da saf ve düşünceli olduğu yargısına vararak kitabına “Saf ve Düşünceli Romancı” adını vermiştir.
Pamuk,  hem romancının, hem okuyucunun saf ve düşünceli olabileceğini vurgulamıştır.
Pamuk sonsöz bölümünde “İnsan romanı en iyi büyük romanları okuyarak ve tabii kendi de, o büyük romanlar gibi bir şey yazmaya çalışarak öğrenir. Nietzche’nin “Sanattan söz etmeden önce insan bir sanat eseri yaratmaya çalışmalıdır.” anlamındaki sözü bazen bana doğru gelir.” diyor.
Orhan Pamuk’u neden anlayamadığımı anladım. Roman ya da bir sanat eseri yazamadığım için, Pamuk’a göre anlama şansım yoktur.

Büyük yazarları, özellikle Nobel Edebiyat Ödülünü alan yazarları okumak, değerlendirmek oldukça zor. Örneğin bu eseri okurken sanki çeviri bir eser okuyorum gibi zorlanıyorum. (Belki de önce İngilizcesini yazdı, sonra Türkçeye çevirdi.) Ancak “Büyüklerde kusur bulunmaz, mutlaka bizim anlayışımız kıttır.”diyerek kendimizi suçluyoruz. Oysa ünsüzleri okurken çok rahatız. Orhan Pamuk’un ilk eserini okumaya başlamamla eseri bırakmam bir olmuştu senelerce önce. Nasıl olursa olsun elime aldığım eseri tamamlama alışkanlığım olduğu halde… Demek ki hiçbir şey anlamıyormuşuz. Öyle ya, 2006 Nobel Edebiyat Ödülünü alan Pamuk bize de ders vermiş oldu.

Dersini almış bir emekli öğretmen olarak Orhan Pamuk’un “Saf ve Düşünceli Romancı” adlı kitabı hakkındaki düşüncelerimi paylaşmaya çalışacağım:
Kitabın İngilizcesini okuyarak akıl veren Kiran Desai adını en başta ithaf gibi yazmıştır. Ayrıca sonsözde kendisine teşekkür etmiştir.
Sonsözde, ayrıca David Damrosch’aya da teşekkür edilmektedir. Onun için sayısız fikir ve önerisinden yararlandığını, dünya edebiyatı âlimi ve dünyanın bütün kitaplarını okumuş olan…diye söz etmektedir. Orhan Pamuk’un da oldukça fazla kitap okuduğunu bu eserinden de anlıyoruz.
Orhan Pamuk okuduğu eserlerden örnekler sunmaktadır.  Bundan da anlaşılacağı üzere “düşünceli” bir okuyucudur.

Pamuk’un sözünü ettiğimiz derslerine bir göz atalım:

( Birinci Ders:) Roman Okurken Kafamızda Neler Olup Biter?

Bu derste Savaş ve Barış, Anna Karanina, Dönüşüm, Kırmızı ve Siyah, Kubilay Han (şiir), Anayurt Oteli, Yaban, Don Quijote, Duygusal Eğitim, Büyük Dağ…vb. gibi birçok eserden örnekler verir. Ayrıca E. M. Forster’in Roman Sanatı adlı eserinden söz edilir.
Yukarıda adı geçen eserlerin yazarları yanında Schiller, Goethe, Balzac, A. Hamdi Tanpınar, Oğuz Atay, Bechett, Ortega Y Gasset, Alain, Descartes’ten söz edilir.
Bütün bu sanatçıların eserleri niçin zikrediliyor? Roman okurken kafamızda olup bitenleri anlatmak için.
Bu dersi okurken kafamda neler olup bittiğini anlatamam, ama altını çizdiğim cümle ve paragrafları paylaşabilirim:
­_ Romanlar ikinci hayatlardır.
_ Pek çok roman okuma tarzı olduğunu da yaşayarak öğrendim.
_Romanın asıl zevki, dünyayı dışarıdan değil; içeriden, o dünyada yaşayan kahramanların gözünden görebilmekle başlar.
_ Roman okurken kafamızın yaptıkları:
1.      Genel manzarayı seyreder, hikâyeyi takip ederiz.
2.      Kelimeleri kafamızda resimlere çeviririz.
3.      Aklımızın bir başka yanıyla, yazar anlattığı şeyleri ne kadar yaşamıştır, ne kadar hayal etmiştir merak ederiz.
4.      Bir yandan da kafamızdan şunu geçiririz: Gerçekler böyle midir?
5.      Bu iyimserlikle kelime seçiminin, benzetmelerin doğruluğunu, hayal ve anlatım gücünü, cümlelerin yığılışını, düz yazının gizli ve açık şiirini, müziğini hem denetler, hem de bunlardan zevk alırız.
6.      Hem kahramanların seçimleri ve davranışları hakkında ahlaki yargı veririz hem de yazarı, kahramanları hakkındaki ahlakı yargıları yüzünden yargılarız.
7.      Bütün bu işlemleri kafamız aynı anda yaparken, bir yandan da ulaştığımız bilgi, derinlik ve anlayış için kendimizi tebrik ederiz.
8.      Hafızamız da bir yandan hiç durmadan yoğun bir şekilde çalışır.
9.      Romanın gizli merkezini ararız.
“Ne kafa var bizde…”demekten alıkoyamıyorum kendimi.
Her konuşmanın 45-50 dakika ile sınırlı olduğunu düşünürsek nasıl bir değerlendirme yapabiliriz?
Kitapta 21 sayfa olarak gözüken konuşma sadece okunabilir; açıklamaya çalışılırsa, değil 45-50 dakika 45-50 saatte bile bitmez bu ders.
Kinayeli yazdığım düşünülmesin ciddi olarak yazıyorum; Pamuk bu dersi 45-50 dakikada verebilmişse öğretmenlik alanında da takdire hak kazanmış demektir.
*
(İkinci Ders) Orhan Bey Siz Bunları Gerçekten Yaşadınız mı?

Pamuk bu bölümde Masumiyet Müzesi adlı romanından, Don Quijote’den, Genji’nin hikâyelerinden Robinson Crusoe’ya, Moby Dick’e kadar birçok eserden söz eder.
Ayrıca Usta ve Margarita, Kör Baykuş, Naomi, Saatleri Ayarlama Enstitüsünden, yine Kayıp Zamanın İzinden, Kara Kitap, Anna Karanina, Madame Bovary, İtiraflar adlı eserlerden söz edilir. Sinemadan da örnekler verilir.
Yazar dersin sonunda bütünüyle saf ve bütünüyle düşünceli okurların okuma zevklerini bilmediklerinden bahisle bunlardan uzak durulmasını tavsiye ediyor.
İkinci dersin asıl konusunun  “Yazarın imzası” olduğu belirtilen bu dersi de özetlemekte zorluk çektiğim için alıntıları yazmakla yetiniyoruz:
_Romanları sevmek, onları alışkanlıkla okumak, mantıkla hayal gücünün, akılla gövdenin çeliştiği tek merkezli Descardesçi dünyanın mantığından kaçmak isteğine işaret eder.
_Saf ve düşünceli olmalarına göre okurlar, ellerindeki romandaki gerçeklik ve hayal gücü ayarı hakkında birbirleriyle çelişen şeyler düşünürler.
-Roman yazmak, okuyucunun beklentileriyle satranj oynamak, okuyucunun beklentilerini tahmin edip ona karşı çıkmak ve yaşanmış deneyim ile hayal edilmiş şeyi usta ve bilgece karıştırma işidir.
_Hiç bir romanda yazarı sürekli olarak unutmak mümkün değildir.
_Roman sanatını canlı tutan şey, yazar ile okur arasında ortak bir kurmaca anlayışı olması değil, olmamasıdır.
*
(Üçüncü. Ders) Edebi Karakter, Olay Örgüsü, Zaman

Yazar, başta Foorster’in Roman Sanatı adlı kitabından olmak üzere birçok romancının eserlerinden örneklerle romanlarda edebi karakter konusunda bilgi verir. Ayrıca başta Viktor Sklovski olmak üzere Rus Formalistlerinin Olay Örgüsü Kuramını örneklerle açıklar. Yine Aristoteles’in zaman anlayışından hareketle eserlerde zaman konusunu işler. Birçok romandan, en çok da Anna Karanina’dan örnekler verir.
Yazar bu dersinde Amerikan Üniversitelerinin kütüphanelerindeki çalışmaları sırasında okuduğu eserlerden yararlanır; ayrıca kendi anlayışını da sergiler.
Bir bilimsel çalışma benzeri olarak kabul edebileceğimiz bu dersten birkaç alıntı sunuyoruz:

­_ Edebi romanlar bize hayatı ciddiye almayı, her şeyin elimizde olduğunu, kişisel kararlarımızın hayatımızı şekillendirdiğini göstererek öğretir.
_Roman okumak, dünyaya roman kişilerinin gözünden, aklından, ruhundan bakmaktır.
_ Romancının her şeyden önce ilk ve asıl işi bir kahraman icat etmektir.
_ Roman kişisinin karakterini, tıpkı hayattaki gibi içinde yaşadığı ve yaşayacağı hikaye ve durumlar belirler.
_ Roman yazmanın ve okumanın, özgürleşmek, başka hayatları taklit etmek ve kendini bir başka olarak düşlemekle ilgili ahlâki bir yanı vardır.
_Romancılar önce çok özel bir ruha sahip bir edebi kişilik icat edip, sonra bu kişinin istediği A,B ve C konularına ya da deneyimlerine sürüklenmezler. Önce A, B ve C konularını anlatmak ister romancılar. Sonra da bu konuları anlatmaya en uygun kahramanları hayal ederler.
_Bir romanda olay örgüsü irili ufaklı bölünemez birimleri birleştiren bir çizgidir.
_Bir roman kişisi icat etmek, kurmak, hepimizin hayattan bildiği bu türden başka bir şeye indirgenemeyecek ayrıntılarla olay örgüsünü birleştirmek demektir.
_Roman kişilerinin karakterleri “romanın genel manzarası”ndan oluşur.
*
 (Dördüncü Ders:) Kelimeler, Resimler, Şeyler

Yazar, bazı yazarların “kelimesel” bazı yazarların da “görsel”  olduğunu örneklerle anlatır. Pamuk, romanların temel olarak görsel edebi kurmacalar olduğunu belirtir.
Eski Yunanda “ekphrasis” denilen kelimelerle tasvir görenlerin görmeyenlere gördüklerini kelimelerle anlatmasıdır.
Romanların her çeşit tüketim maddeleri, sanat ürünleri, ıvır zıvır gibi tanıtıldığından söz eder.
Yazar, 23 yaşına kadar resim çalıştığından olacak, gerek bu derste, gerekse diğer derslerde resim üzerinde çokça durmaktadır.
Bu bölümde de altını çizdiğimiz birçok cümle ve paragraf var. İşte birkaçı:
_Her edebi metin elbette hem görsel, hem de sözel zekâmıza seslenir.
_Romanlar da, tıpkı resimler gibi dondurulmuş anları gösterir bize.
_Roman yazmak, kahramanın duyguları ve düşünceleriyle çevresindeki eşyaları birleştirmek, ikisini bir hamlede, bir cümlede aynı anda görebilmektir.
*
(Beşinci Ders:) Müzeler ve Romanlar

Yazar, Masumiyet Müzesi adlı romanından ve İstanbul’da kurduğu Masumiyet Müzesinden söz eder.
Romanlar ve Müzeler bölümünü üç başlık altında anlatır:
1.      Kendini önemsemek
2.      Farklı olma duygusu
3.      Siyaset
Bu bölümleri yine bol örneklerle ve kendi düşüncelerini de katarak açıklar.
Bu derste altını çizdiğim cümlelerden bazıları:
_Aynı romanı her okur kafasında kendine göre resimler ve kendine göre hatırlar.
_Okurun kafasının nasıl çalışacağı, romancının çıkış noktalarının en önemlilerinden biridir.
_Günlük dil, romanın dünyasının üzerine kurulacağı sıradan anların, gelişigüzel duyumların rengidir.
_Romanlar, ancak okuyucunun hayal gücüyle tamamlandığı, gerçekleştiği için onların “zaman dışı” güzelliğinden söz etmek imkânsızdır.
_Bir romanın tamamlanıp “gerçekleşmesinde” yazarın niyetleri kadar okurun niyetleri de önemlidir.
*
(Altıncı Ders:) Merkez

“Merkez; hayat hakkında bir görüş, bir çeşit sezgi, derindeki gerçek ya da hayali, esrarlı bir noktadır. Romanları bu yeri araştırmak, onu sezdirmek için yazarız ve romanların böyle okunacağını da biliriz.” diyen Orhan Pamuk bu konuda Moby Dick’ten, Dostoyevski’nin, Tolstoy vb. eserlerinden örnekler verir. Yararlanılabilir tespitler yapar.
Bu derste altını çizdiğim cümlelerden bazıları:
_ Bir romanın merkezi, yazarın niyet ettiği şey kadar, bizim metinden aldığımız zevklere de bağlıdır.
_Romanın merkezi dediğim şey bir romanın en sonunda bize hayat hakkında öğrettiği, hissettirdiği, ima ettiği, gösterdiği, yaşattığı o derin şeydir.
_Bir hikâyeyi anlatmanın, bir romanı biçimlendirmenin her yeni yolu, hayata yeni pencereden bakmak anlamına da gelir.
_Romanların içine, en çok ahlaki yargılarımızı askıya alarak gireriz.
*
Sonsöz

Yazar, “Bu kitap roman kuramlarıyla konuşarak, hesaplaşarak, onlarla tartışmaların içine girme isteğiyle değil kendi kişisel deneyimimizi ifade etme isteğiyle yazıldı.” diyor.
Bu derslerde yazarın kişisel deneyimleri yeterince konu ediniliyor; ama başka romanlardan da oldukça çok örnekler de veriliyor.
Yazar, “Kendi sesimi Borges ve Calvino gibi yazarlara iyice açarak buldum.”diyor.
Kendi sesini bulmak büyük bir başarıdır. Nobel almaktan da büyük bir başarıdır dersek yanlış anlaşılmaz inşallah.
Orhan Pamuk, Saf ve Düşünceli Romancı adlı 153 sayfalık eserini
·         Columbia Üniversitesi Butler Kütüphanesinde araştırma yaparak;
·         Kitabın büyük çoğunluğunu Kiran Desai ile tuttuğu bir arabayla Joisalmer ile Jodhpur arasında ki Sarı Çölde ilerlerken,
·         Goa’da, Venedik Üniversitesinde ders verirken;
·         Yunanistan’da Spetses Adasında tuttuğu evde,
·         Newyorkta ;
·         İstanbul’da yazdığını ve
·         Harvard Üniversitesi’nin Widener Kütüphanesiyle;
·         Stephan Greenblat’ın Cambride’gedeki kitaplarla dolu evinde bitirdiğini söylüyor.
Böylesine bir durum için ne denir bilmem ki; tek kelimeyle Maşallah.
(Orhan Pamuk’un yazma mekânları ve yazma alışkanlığı, tekniği konusu ayrı bir araştırma konusudur. )
Bu Sonsöz bölümünde de altı çizilesi birçok cümle var. Ama Orhan Pamuk’un sadece bir cümlesini yazmakla yetinelim:
_Benim için ideal durumun, bir romancının aynı zamanda hem “saf”, hem “düşünceli” bir ruha sahip olduğunu söyleyeyim.

Nobel alan birinin eseri hakkında fikir beyan etmek akıl kârı değil, övsen bir türlü, yersen bir türlü. Buna rağmen bunu bildiğimiz halde, emekli, yaşlı bir öğretmen sıfatıyla bu çalışmayı okuyucularla paylaşıyorum. Pamuk’un bu eserde adını verdiği eserlerin çoğunu okumuş olmama rağmen içeriklerini hiç hatırlamıyorum. Biraz da bunun için Pamuk’a maşallah dedim. Sözü edilen kitaplar kendinden uzakta; ama içerikleri kafasının içinde. Eskiden bizlere de ayaklı kütüphane derlerdi; ama Pamuk bir başka. Eserleri sistemli olarak kategorilere ayırıyor. Ona “düşünceli” romancı demenin ötesinde bir bilim adamı gibi çalışan bir yazar diyebiliriz. Tabii, bu eserden hareketle bu yargıya varıyoruz. Bu 153 sayfalık eserde müzik de var, şiir de var, en önemlisi de hayat var. Ama biz satır aralarını göremediğimiz için yüzeysel bir çalışma yaptık...

Pamuk’un bu eserinden yararlandım. Bu eseri, kendisinin de ifade ettiği gibi sanat üzerine çalışanlar çok daha iyi anlayabilecekler ve değerlendirebileceklerdir.
Bir eseri anlayabilmek mutluluktur.

Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli, 15. 07. 2013

*

Orhan Pamuk "saf ve Düşünceli Romancı" adlı kitabı hakkında konuşuyor http://www.youtube.com/watch?v=hASdwrDuqZM

2 yorum:

  1. Bloğunuzu beğenerek takip ediyorum.Blogda yeniyim.
    Sizi de benim bloğuma mutlaka beklerim.
    http://lezzettaneleri.blogspot.com/

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba,
      Ziyaretiniz ve yorumunuz için teşekkür ederim.
      Sitenizi ziyaret ettim. Teknik bakımından olduğu kadar içerik bakımından da çok güzel bir siteniz olduğunu içtenlikle söyleyebilirim.
      başarılarınızın devamı dileğiyle.

      Sil