7 Temmuz 2013 Pazar

İlham mı, çağrışım mı, saçmalık mı? Ne oluyor bana böyle?

Okumak gibisi yok benim için. Okumasaydım, bu dört duvar arasında nasıl yaşayabilirdim? Okumasaydım bu bozuk düzende nasıl nefes alabilirdim.  Biraz abarttım mı? Abartmadım; ama okumam dar anlamda bir okuma olduğu için yazdığım su götürür, söz getirir. 
Otobüs durağında da okuyorum, poliklinik önünde de.  Ne okuyorum dersiniz? Kitaptan başka bir şey okuyamıyorum. Bir ara düşünmüştüm: Hastane kapılarında bekleyenler kitap kahramanlarından çok daha ilginçken niye kitapta ısrar ediyorum. Konuşmaya gelince ‘Doğayı okumalı, hayvanı ve bitkileri okumalı.’demekten geri kalmıyoruz. “Okumasını bilirseniz her insanın bir kitap olduğunu göreceksiniz.” vecizesini de sık sık tekrarlıyoruz.
Çoook eskiden, gençliğimde gözlem yapardım; ancak şimdi yapamıyorum. Oysa yetmişinde gözlem yapmak daha orijinal olabilirdi.
Böylesine girişlerin konuyu dağıtmaktan başka bir yararı yok. Benim dağıttığımı kim toplayabilir ki…

Konuya gelelim. Daha doğrusu konulara gelelim. Çünkü birkaç hususu yazacağım:

Dün, yani 21 Şubat 2013 Perşembe günü Yuvacık’ta bulunan Kocaeli Diş Hekimliği Fakültesine gittim. Sıramı beklerken Kevser Yeşiltaş’ın “Arif için Din Yoktur.” Adlı eserini okumaya başladım. Muhyiddin ibn-i Arabi’nin bu sözünü açıklamaya çalışan Kevser Yeşiltaş’a sözüm yok. Kendisini tebrik ederim. Bu eseri tanıtmak ya da eleştirmek için bu yazıyı yazmıyorum. Kitapta geçen Muhyiddin İbni Arabi’nin sözlerini konu edineceğim.
Önce şunu söyleyeyim diş tedavisi böylesi sözleri anlamaktan daha kolay. Gençliğimde Şeyh i Ekber’in birkaç kitabını okumuştum; ama anlayamamıştım yine. Yanlış anlaşılmaması için ekleyelim: Bu tip yazıları anlayabilecek kapasitede değiliz.

Bu sabah, yatağımdan çıkmadan eseri yeniden okumaya başladım.  Eşim kendimi zorlamamı söylediyse de ben “Hastane kapısında okunan kitaptan ne anlaşılır?”diyerek tekrar okumaya başladım:
Kevser Yeşiltaş, girişte bölümünde rüya kanalıyla bilgi aldığından söz etti. İbn Arabi’nin , seyr yolculuğunda kendisine eşlik ettiğinden de söz etti.  Yazar da kusura bakmasın, siz okuyucular  da kusura bakmayın. İster istemez gülümsedim.  Bazı paragraflara da takıldım. Genç nesil plaklardaki takılmayı bilmez; onun için tekrar tekrar, düşünerek okudum; ama altından kalkamadım:

“Her insan Hakk’ın aynasıdır, birbirinin değil.” şeklindedir. Her insan Hakk isimlerinin bir belirmesidir. Yani sen bana bakınca Hakk’ın bir isminin, sendeki belirlemesini görüyorsun, ben sana bakınca Hakk’ın bir isminin belirlemesini görüyorum.” Başka eserlerde de okumuştuk; Allah Adem’i topraktan yarattı sonra da ona üfledi. Buradaki üflemede yalnız bir özellik değil tüm özelliklerin insan fıtratına kaydolduğunu anlamıştım ki yine aynı görüşteyim. Fıtratta tüm özellikler programlanmış; ama her insan bazı özelliklerini meydana çıkartabiliyor. Şeyh i Ekber’den farklı düşünmek haddime mi dedim.  Hadi düşündüm diyelim, niye bunu yazıyorum ki.

Böyle düşüncelere dalmışken, birden ne geldi aklıma biliyor musunuz? Terzilerin kullandığı mıknatıs.  Mıknatısı masanın üzerine gezdiriyor ve toplu iğneler mıknatısa takılıyor. İğneler başka cisimlerin altındaysa büyük mıknatısa kavuşamıyorlar.  Böyle benzetme ile anlatıyorum. Kevser Yeşiltaş’ın yazdığı gibi hakikat bilgisi çok güçlüdür ve sahip olduğu gayb aleminde, gizlide kalmak suretiyle ancak sembollerle insan zihinlerine yoruma açık olarak gönderilir. Semboller, benzetmelerle anlatmak da öyle kolay iş değil. Allah hiçbir şeye benzemez. Onun için mıknatıs benzetmesini de pas geçelim.

İnsan topraktan yaratıldı, toprakta, kâinatta bulunan tüm maddeler insanda var. İnsanın özünde, ruhunda Allah var. İnsan özündeki cevheri şirkle, riya ile, gurur ve kibirle…vb. kötü özelliklerle kapatmazsa bu öz Allah’a doğru seyreder. Allah’a doğru seyretmek için dünyayı çirkinleştiren kötülüklerden uzak durmak gerekir.  Ölmeden önce ölmek ‘ nefsi kontrol altına almak demek olsa gerek. İçimizdeki cevheri olumsuzlukla karartırsak hiçbir kurtarmaz bizi. Doğru, dürüst,  samimi…vb. güzel özellikler  insanı insan yapar.

Allah, Allah bunlar da nerden aklıma geldi. Gençliğimde “Kendimizi Görme Denemesi” adlı bastıramadığım bir kitap yazmıştım. Şeyh i Ekber’in birkaç eseri de dahil olmak üzere onlarca kitap okumuştum. Onlardan kalan bir esindi olabilir mi? Ne olursa olsun bu mıknatıs benzetmem bana özel, orijinal bir benzetme olacaktır. Unutmamak için böylesi bir sohbet havası içinde yazıverdim. İleride gereği gibi işlemeğe başlarız inşallah.

Yeşiltaş, “İnsanlar akıllarıyla hakikat bilgisini karıştırdılar, anlamak istediler; ama zanlarıyla yorumladılar ve o bilgiler içinde kayboldular.” diye yazıyor. Doğrusu bugün kayboldum. Okumaya devam edeceğim inşallah başka ilhamlar da gelir.

İbn-i Arabi, Mevakıf eserinde, arif olan ile olmayanları şu şekilde ayırmıştır: “Alim olan kimse ben’im (Hakk) varlığımın delillerini araştırmakta, fakat bulduğu her delil Bana değil kendisine işaret etmekte; arif ise delilleri benimle aramaktadır.”

Biz ne âlimiz ne arif. Onun için Şeyh i Ekberle beraber aramaya çıkamayız. Anlaşılan yalnız başınayız. Ancak kendi çabamızla özümüzü kapatan olumsuzları üstümüzden atabiliriz.
Allah hepimizin yardımcısı olsun.



Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli, 22. 02. 2013

4 yorum:

  1. Merhabalar Sabahattin Hocam.

    Hayırlı Ramazanlar dilerim. Cenab-ı Hakk bereketini, rahmetini ve mağfiretini eksik etmez inşAllah.

    Sayın hocam, ben de uzun uzun düşündüm ve araştırdım ve hala da araştırmaya devam ediyorum. Cenab-ı Hakk, meleklerine yeryüzünde bir halife var edeceğinden bahsedince meleklerin bu konuda Cenab-ı Hakk'a sanki itiraz etme, ya da yakınma gibi bir eda ile "bizler seni yeterince takdis ediyoruz, yeryüzünde bozgunculuk çıkarıp kanlar dökecek birini mi var edeceksin" itirazlarını hala tam çözmüş değilim. Yazınızda bahsettiğiniz insanın yaratılış öyküsündeki Cenab-ı Hakk'ın insanoğluna ruhundan üfleme olayı da gerçekten ele alınıp didik didik edilmesi gereken bir konu. Bizler Kur'an-ı anlama metodlarıyla ilgili bilgi sahibi olmadığımız için mecburen bu konuda kendini yetiştirmiş müfessirlerin açıklamalarına yöneliyoruz. Ben bu konuda beni tatmin eden bir açıklama bulamadım.

    "Kendimizi Görme Denemesi" ismini verdiğiniz kitabınızı da merak ettim. Söz konusu kitabınızı yayınlayamadığınızdan bahsetmişsiniz, bence bloglarınızın birinde küçük bölümler halinde okuyucularınızla paylaşabilirsiniz.

    Ah hocam ah! Kimse kendini görmek istemiyor. İnsanlarımız gerçeklerden hep kaçıyorlar. Kimse gerçekleri kabullenmek istemiyor. Gerçekleri kabullenmek ve görmek zor bir olay.

    Evet, insanın özünde Cenab-ı Hakk'ın sıfatlarından var. Yeryüzünün halifesi seçilen insana, Cenab-ı hakk sıfatlarından yakışanı vermiş. Ama insan aceleci ve çok nankör bir varlık. Cenab-ı Hakk Yüce Kitabında yarattığı insandan hep şikayetlenir durur. Allah'ın yarattığı insanoğlunun aceleci ve nankör olması, insanın kendinden mi kaynaklanıyor, yoksa bu sıfatları ona yükleyen yine Cenab-ı Allah'ın kendisi mi diye de düşünmeden edemiyorum.

    Hocam, siz bu konuda benden çok daha iyisiniz. Felsefe olmadan bu iş olmaz. Yani insan düşünemez. İnsanın düşünebilmesi için de felsefe bilmesi gerekiyor.

    Çok uzun bir yorum oldu, daha fazla uzatmadan müsaadenizi istirham ediyorum. Selam ve dualarımla birlikte en Güzel'e emanet olun. Tekrar Ramazan-ı Şerif'inizin hayırlı ve mübarek olmasını Cenab-ı Hakk'tan niyaz ederim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba,
      Önce ziyaretiniz ve yorumunuz için teşekkür ederim.

      Sizlere de hayırlı Ramazanlar, sağlıklar ve mutluluklar dilerim.

      Cenab-ı Hakk'ın insanoğluna ruhundan üflemesi konusunu ayrıntılı ve derinlemesine incelemiş değilim. Zaten inceleyemem de. Konuyu enine boyuna inceleyen bir eserin olup olmadığını da bilmiyorum.

      "Kendimizi Görme Denemesi" başlıklı çalışmamı bastıramadım.Ama yine de yararlı oldu. En azından girişimci, becerikli, pratik olmadığımızı anladık. Bu kitabın bloglarda yayınlanmasını şimdilik düşünmüyorum. Gothe'nin bir sözü vardır, bilirsiniz: "Bir işi vaktinde yapmazsanız eğer/Azalır taşımış olduğu değer." Vaktinde, açık deyişle bu tür eserlerin pek nadir olduğu zamanda yayınlamak başka; bugün konuyu kâr amacıyla gören zihniyetin hakim olduğu zamanda basmak başka. Bugün ortalık yaşam koçlarından geçilmiyor; uzmanlardan geçilmiyor. Yani bizim eserimiz çok sönük kalır. Daktiloya, hesap makinesine sahip olabilmeyi defter kalem bulamadığım günlere kıyasla büyük bir nimet olarak kabul ediyordum. Ya bugün?

      Felsefenin temel ilkelerini okulda okumadık. Felsefe üzerine kişisel çalışmalarım hep sistemsiz oldu. O bakımdan felsefeyi anlamış değilim. Şu kadarını söyleyebiliriz: Düşünmek insan olmanın olmazsa olmazıdır.

      İlahiyatçı da değilim.Ancak Kur'anı okumaya çalışıyorum. Anladığım kadarıyla insanın cüzi iradesi var. Bu bakımdan olumsuzluklar insanın kendinden kaynaklanmaktadır. Anladığım kadarıyla deyişim hata oldu belki; çünkü bu konuda farklı görüşler var, ben insanın kendi kaderini Allah'ın yardımıyla inşa ettiği düşüncesindeyim.

      Benim daha iyi düşünebileceğimi yazarak iltifat ediyorsunuz. Teşekkür ederim.Keşke düşünebilseydim. Yanlış okuma alışkanlığım yüzünden; açık deyişle her şeyi okuma hevesim yüzünden hem düşünceye zaman kalmıyor; hem de neyi, ne zaman, niçin ve nasıl düşünebileceğimi planlıyamıyorum.
      Size gelince, daha önce de yazmıştım; yani iltifatınıza karşı iltifat değil yazdığım. Maşallah ilgilisiniz, acaba? diyebiliyorsunuz. Bu az bir meziyet değil. Düşünme ve gelişmesinin acaba ile başladığını belirten bir çok filozof var.
      Bir çok filozof varken deyişimi yanlış yorumlayıp birçok filozofu okumaya kalkmayınız, benim düştüğüm hataya düşmeyiniz. "Yüz filozofu okumaktansa bir filozofu okumak yeğdir." diye bir söz var, hatırlatayım.

      "Gerçekleri kabullenmek" belirttiğiniz gibi zor. Bu zorluğu aşarız inşallah.

      Sizin yorumlarınızdan istifade ettim. İnşallah bundan böyle de istifade etmeye çalışacağım.
      Ben de tekrar hayırlı Ramazanlar diliyorum.



      Sil
  2. Merhabalar Sabahattin Hocam.

    Bana yol gösteren ve ışık tutan cevabi yorumunuz için çok teşekkür ederim.

    Selam ve dualarımla birlikte güzeller Güzeli'ne emanet olun efendim, saygılarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. merhaba,
      Asıl ben teşekkür ederim.
      Selamlarımı iletirken hayırlı günler dilerim.

      Sil