13 Mart 2013 Çarşamba

Düşünüyorum, o halde …


Kuran-ı Kerim’in ilk ayeti oku/çağır kelimesiyle başlamaktadır. 3. Ayette ve diğer birçok ayette okuma eylemi üzerinde durulmaktadır. Okunanların tam olarak anlaşılabilmesi için ağır ağır, tane tane, düşüne düşüne okumak öğütlenmektedir.
Kur’an-ı Kerimdeki  temel emir okuma üzerinde dururken Descardes’in “düşünüyorum, o halde varım.” felsefi sözü aklıma geldi. Bilim ve felsefede kuşkunun ilerlemeye, gelişmeye konu olduğunu vurgulayanlar bu yaygın sözden hareket ederler; ayrıca düşünmenin var olma bilincini geliştirdiğini söylemişlerdir.
Şimdiye dek düşüncenin önemi konusunda birçok vecize ve atasözü duyduk. Okuduk. Bu sözleri ezberledik, ama düşünce yöntemimiz pek gelişmedi. Birkaç örnek verelim:
Kim özgür düşünürse iyi düşünür. ( Alman atasözü)
Gerek Kur’anı  gerekse kendimizi veya evreni, ya da herhangi bir kitabı okurken ve okuduklarımız üzerinde düşünürken ön kabullerimizden, mevcut bilgilerimizden arınmış olmamız gerekir. Düşünce akışımıza başkalarının etkisi şöyle dursun kendimizin de etkisi olmamalı. Başka deyişle düşüncelerimize duygularımız da etki etmemeli. Mümkün mü böyle düşünebilmek? Eee, düşünür olmak kolay değil. Düşünürleri olmayan toplumların hali de ortada…
Beynimizin de -tıpkı kol, bacak ve adalelerimiz gibi- gelişmek için işlemesi lazımdır. (Gasson)
Birkaç vecize yazlım derken bunları açıklamak niyetinde değildik; ama nasıl olduysa birkaç cümle yazmadan geçemez olduk. Hiç düşünce egsersizi yaptıran programlar gördünüz mü? Her yerde az da olsa egsersiz salonları var;  hatta evlerde bile egsersiz aletleri var. Peki, düşünce egsersizi için ne var? Tam aksine insanları düşünmekten alıkoyan TV. Programları, dizileri; eğlenceler…
İsterseniz yanlış düşünün, ama her durumda kendi kafanızla düşünün. (Doris Lessing)
Şimdi biz düşünüyor muyuz? Hayır. Ezberimizdeki veya internet sayfalarındaki basmakalıp sözleri tekrarlıyoruz. Böyle boş çabalardan sıkılmıyor değilim. Ama düşünme yöntemlerini yetmişimde de öğrenemedim. “Bundan sonra öğrensem ne olur?” demeden bu konu üzerinde duruyorum. Özellikle Kur’andaki  “düşüne düşüne okuyun” mesajı aklıma takıldı. Dini metinler karıştırdım biraz. Arapça bilmediğim için kafam büsbütün karıştı. Örneğin Kur’an okurken tezekkür, tedebbür, taakkul, tefakkuh, tefekkür edeceğiz, tertille okuyacağız. Bu cümleyi olsun anlayabilmem için sözlükler karıştırdım. Nihayet bir sitede (1) bu kelimelerin çok kısa Türkçe karşılıklarını buldum:
Tezekkür: Geçmişe yönelik düşünce demektir. Hatırlamaya ve hafızaya dayanır.
Tedebbür: Geleceğe yönelik düşünce demektir. Hadiselerin ve eşyanın arkasına geçmek  demektir. Madrikeye dayanır ve tedbir üretmeye yarar.
Taakkul: Geçmiş ve gelecek arasında bağ kurmak demektir. Zira "akil" bağ demektir.
Tefakkuh: Geçmiş, gelecek ve bunlar arasındaki bağlantıdan yola çıkarak bugüne ilişkin sonuçlar çıkarmaktır. Fıkıh da budur.

Tefekkür: Bütün bu süreçlerin tümünü kapsayan düşünme melekesidir.
Tertil ayrıdır: Kur'an'ı dura dura, sindire sindire, yedire yedire okumaktır.
Tefekkür etme, düşünme aşamalarını, yöntemini bir kere daha gözden geçirelim: Geçmişi düşüneceğiz, geleceği düşüneceğiz; geçmiş ve gelecek arasında bağ kuracağız ve günümüzle ilgili çıkarımlar yapacağız. Konuya pek de yabancı olmadığımız da anlaşılıyor gibi sanırım. Öyle ya bilimsel çalışma yöntemleri de buna benzemiyor mu?
Kur’an’ı, Kur’an’ın öğütlediği yöntemle okuyabilirsek, kendimizi, evreni doğru dürüst okuyabilirsek…  Eee, sonunu getirelim: Okuyabilirsek anlarız.
Kur’anı, kendimizi ve evreni anlayabildiğimiz oranda gelişiriz.
Gelin, başka bir çıkarım daha yapalım: Gelişmenin, olgunlaşmanın ilk adımı düşünmektir.

Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli, 19. 01. 2013
-----------------------


**************************
**************************

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder