17 Şubat 2013 Pazar

Öğren, öğret hakkı halka, gürle coş; Durma_durma_koş...

Çağrışımlar 
Önsöz gibi
Yapılan işe, okunan metne odaklanılamazsa başarı yüzdesi düşer. Yaptığım işe, okuduğum metne odaklanamıyorum; o halde başarı hayal benim için.
Odaklanamamanın birçok nedeni var; bunlardan biri çağrışımlardır.
Okurken, yazarken, düşünürken; yerken, içerken; gezerken… kısaca bir eylem içindeyken davranışlar, düşünceler, duygular arasında, daha doğrusu kavramlar arasında bağlantı kuruyorum. Bu bağlantıyla bir yerden, bir yere, bir halden bir başka hale, bir zamandan başka bir zamana geçiyorum. Bu duruma çağrışım diyorlarmış.
Çağrışımı başka türlü nasıl anlatsam.  İnternette bir hayli ilerleme ve gelişme var. Bir metni okurken kürsör bir kelimenin üzerine gelince üçgen gibi, el gibi bir işaret beliriyor; Sonra tıklıyorsunuz. İşte bir pencere! Buna da bağlantı, köprü ya da link mi diyorlar. Açılan pencereler çok olunca asıl metin daha az kavranıyor.  Bu yazdıklarımız bilinen, olağan konular değil mi ? Herkeste az çok çağrışım olmaz mı, yeni pencereler açılmaz mı?
Bu aralar bende o kadar çağrışım var ki anlatamam. Yaş ilerledikçe çağrışımlar artıyor gibi. Artması bir yana bende yeni kapılar açılıyor. Hani yukarıda dedik ya tıkladık mı pencere açılır. Bende kapı açılıyor ve de uzun müddet dönmemecesine gidiyorum, doğduğum yerlere, çocukluğuma, gençliğime gidiyorum.
“Git gidebildiğin kadar.” demek vardı ya diyemiyorum; çünkü bu aralar Kur’an-ı Kerim okuyorum. Öylesine odaklanmalıyım, odaklanmalıyım ki konuları iyi anlayabileyim. Anlayacağınız anlamak için Kur’an okuyorum. Bilindiği üzere çok çeşitli amaçlar için Kur’an okunabilir. Her amacı Allah kabul etsin. Allah, inşallah bana da yardım eder de az da olsa anlarım. Anlarsam paylaşırım da…
Kur’an okurken de çağrışım olmaz ki, açık deyişle olmamalı. Bunu yazmaya da utanıyorum; ama neyleyim ki gerçek bu. Çağrışımla çıkıp gidiyorum. Tövbe, tövbe… Şeytana mı yenik düşüyorum. Şeytanın şerrinden Allah’a sığınarak bu çağrışımları da yazmak istiyorum.
Çağrışımlar başlığı altında, yalnız Kuran-ı Kerim okurken kurduğum bağlantıları yani aklıma gelenleri yazacağım. Diğer zamanlardaki çağrışımlarımı yazmak olası değil; çünkü ben bu andaki bende değilim ki…
Ressamların çizgilerini gözle tamamlarlarmış bizim eksik cümlelerimiz, kelimelerimiz de tamamlanır inşallah.


01
Öğren, öğret hakkı halka, gürle coş;
Durma durma koş.
Kur’an-ı Kerim’in ilk ayeti “Oku!”kelimesiyle başlıyor. Yaratan Rabbinin adıyla oku/çağır!”
Yalnız Kur’anı  mı okuyacağız? Yalnız ilahi kitapları mı… Hayır. Yalnız yazılı metin mi okuyacağız? Yine hayır. Evreni okuyacağız, evrendeki canlıları, insanları, hayvanları, bitkileri, cansızları… her şeyi okuyacağız. Nasıl Okuyacağız? Yaratan Rabbimizin adıyla okuyacağız.Yani başka rablar, patronlar, şeyhler adına okumayacağız. Bu basit gerçeği de bilmiyorduk. Yalnız Kuran okumayı tavsiye edenler, üstelik sadece Arapçasını… Kuranı Türkçe okursak şöyle olurmuş, böyle olurmuş…
İlk ayetin ilk kelimesindeki oku’nun anlamının geniş bir anlamı olduğunu yeni yeni öğreniyoruz. İlk ayetteki oku, çağır, davet et anlamını da içeriyor. Yani vahyi de okuyacağız, insanı da , evreni de. Tabi acele etmeden, yavaş yavaş, düşüne düşüne okuyacağız. Başka deyişle anlayacağız. En önemlisi de okuduklarımızı paylaşacağız. Yani oku, öğren, öğret…
Okuduklarımı öğren öğret kelimelerine indirgeyince öyle bir çağrışım oldu ki. Zaman tüneline girdim. Erzurum yavuz Selim İlköğretmen okuluna gittim.  Gitmekle kalmadım Öğretmen Marşını söylemeye başladım: Öğren öğret hakkı hakka gürle coş…
İçimden, sessizce Öğretmen Marşını söylüyorum. Gözlerim açık mı kapalı bilmiyorum. Bedenimin bulunduğu çevreyi değil 1957’deki Pulur İlköğretmen Okulunun 33 binasını, sokaklarını, bahçelerini, tarlalarını, ahırını ve tavlasını görüyorum…
Doğrusu bu andan değil,  çağrışım yaptığım andan söz ediyorum. İçimden marşımızı tekrar tekrar söylerken gözlerimden yaş akıyor. Bu yaşlar geçmişi özlemle açıklanabilir mi? Daha fazlası var. Daha fazlasını anlatmadan önce Öğretmen Marşını bir kere daha söyleyelim.

Öğretmen Marşı

Alnımızda bilgilerden bir çelenk,
Nura doğru can atan Türk genciyiz.
Yeryüzünde yoktur, olmaz Türk'e denk;
Korku bilmez soyumuz.

        Şanlı yurdum, her bucağın şanla dolsun;
       Yurdum seni yüceltmeye antlar olsun.


Candan açtık cehle karşı bir savaş,
Ey bu yolda ant içen genç arkadaş!
Öğren, öğret hakkı halka, gürle coş;
Durma durma koş.

      Şanlı yurdum, her bucağın şanla dolsun;
      seni yüceltmeye antlar olsun.


İlk ayetten öğrendiklerimle ne kadar da denk düşüyor bu marş. İnsan öğrenir, iyi de kötüyü de öğrenir. Önemli olan Nura doğru can atmaktır, aydınlatmaktır.  Aydınlık yolda ilerlemeyi sağlamak için, cehle karşı savaşmak için ant içmek gerek. Marşı analiz ediyor değilim. Bu marşı analiz etmeye kelimeler yetmez. Ben sadece ilk aklıma gelenleri yazıyorum. Alnımızda bilgilerden bir çelenk var yani çalışarak, alın teri dökerek kazandığımız bilgiler var. Ezberlenmiş, tekerlemeler değil.
Öğren, öğret hakkı halka, gürle coş; Durma durma koş. Durma durma koş. Durma durma koş. Durma durma koş.

Duruyorum, ağlıyorum, gözyaşlarım akıyor…
Böyle mi olacaktık?

Düşüncelerimle duygularım karıştı. Ne duygularımı dökebiliyorum, ne düşüncelerimi anlatabiliyorum.
Sabrınızı zorlayarak kısaca anlatayım. Yukarıda sözünü ettiğim ilköğretmen okulu Pulur Köy Enstitüsüydü. Köy Enstitüleri 1954’de kapandı. Aynı binalarda ilköğretmen okulları faaliyete geçti. 1957’de Pulur İlköğretmen Okuluna gittim. Birkaç yıl sonra okulun adı Yavuz Selim İlköğretmen Okulu olarak değişti. Ad değişti, müfredatlar da değişti, ama az da olsa enstitü havasını teneffüs ettik.
Öğretmen Okulunun kazandırdığı aşkı, sevdayı anlatamam. Sonraları ilköğretmen okulları da kapandı, Eğitim Enstitüleri de, Yüksek Öğretmen okulları da. Bu konuların altından kalkamayız. Yalnız şu kadarını söyleyeyim. Dünyada görülmemiş bir eğitim modeli olan Köy Enstitülerinin kapatılması yabancı ajanların komploları ve hileleriyle olmuştur. “Su uyur, düşman uyumaz.” atasözünü elli defa, yüz defa deftere yazan bu milletin evlatları düşmanlarını tanıyamadı. Ve de yazık oldu eğitim sistemimize. Benim okullarımdan, Köy Enstitülerinden, İlköğretmen Okullarından, Eğitim Enstitülerinden, Yüksek Öğretmen Okullarından yetişen kuşakların ayrılmalarıyla sistemimiz çöktü.
Gözyaşlarım biraz da bundan.
Halen çalışmakta olan öğretmenlerim kusura bakmasınlar onlara diyeceğim yok. Oğlumun da Eğitim Fakültesinden yetişen bir öğretmen olduğunu da belirterek diyorum ki bütün öğretmenlerimi, yavrularım seviyorum. Hepsinin öğretmen Marşını büyük bir aşkla söyleyebileceklerini zannediyorum. Ama sadece marşla olmuyor.
Olmuyor, olmuyor. Kendimi tutamadım. Uzattım da uzattım.
Çağrışım yapılmaz değil, yapılır. Bir pencere açılır, pencereden bakılır o kadar. Benim çağrışımlarımda kapı açılıyor. Çıkıp gidiyorum. Kayboluyorum. Konuya dönemiyorum.
Konumuz neydi? Oku, öğren, öğret, çağır…

Öğren, öğret hakkı halka, gürle coş;
Durma durma koş.

Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli, 08. 01. 2013

2 yorum:

  1. Bir kurgu yaparken eğer birtakım aşırılıklar okuyucuya hissettirilecekse yunus emrenin ve onunla ilişiği olduğu düşündüğümüz diğer şahsiyetlerin zikredilmesine hiç gerek yok.Bu şahısların ismini kullamadan da garip fantezileralelade bir biçimde okuyucuta aksettiriklebilir. Misal varlıkla yokluk arasında gelgitler yaşayan kafir bir zihniyet dünyalıklarından bir türlü vazgeçemeyen aşina fikriyat...Ve daha fazlası.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba,
      Ziyaretiniz ve yorumunuz için teşekkür ederim.
      Hayırlı günler dileğiyle.

      Sil