26 Ocak 2013 Cumartesi

Sen Senin Öğütçün Ol


Yazısı yıllar sonra da, birileri tarafından ilgiyle okunamayan blog yazarının emeğine ve harcadığı zamana yazık olmuştur. Yazısı, yayınlandığı anda etkili olamayan bir gazete köşe yazarının aldığı ücrete yazık olmuştur.
Yarınlarda da okunabilecek yazısıyla bugünlere de etki edebilen blog yazarı yazarlığın sırrına eriyor demektir. Bugünlere etkili olan bir gazete köşe yazarı yarınlarda da okunabilecekse o yazar ustalaşıyor demektir.
Yazarlığın sırrı ve ustalaşmanın yolları konularında hazır formüller, reçeteler yoktur. Her yazar  “yazarlık formülünü” kendi bulur. Tabii, bu formülü bulmak için, çok iz sürmeli, çok okumalı, çok çalışmalıdır.
Bir yazar adayının, yazarlık yolunda ustaların izini sürmesi elbette çok yararlıdır. Ayrıca yazar olamayanların serüvenlerini okumaları gereklidir. İz sürmek, okumak güzel; ama bol bol da yazma çalışması da gerekli.
Şunların izini sürün diyemem, nasıl çalışılması gerektiğini de belirtemem; ama “Aşağıdaki satırları okuyunuz.” diyebilirim. Çünkü bu satırlar yazarlık hevesi kursağında kalan bir emekli öğretmenin yazısıdır,  benim yazımdır. Yazıya başlamadan önce “nasıl yazar olunamaz” çerçevesi içinde kalmak gerektiğini de belirtmeliyim. Yoksa, yazının içindekilerine kendinizi kaptırırsanız yıllar geçse de bu yazıyı bitiremezsiniz. Bir ikaz daha, bu yazı blog yazarları ve gazete köşe yazarları için yazılmıştır. Başkaları okuyamaz mı? Okumasına okur da zamanını boşa harcamış olur.

Yazar adaylarına öğütlerim
  • Çok kucaklamaya çalışmayınız. “Çok kucaklamak isteyen hiç kucaklayamaz.” Bugüne dek ulusumuz “böl yönet” uygulamalarına maruz kaldı. Toplumumuz her dönemde değişik parçalara bölünmeye çalışıldı. Sağcı, solcu; alevi, sünni; laik, dindar, Bunlar yetmedi şimdide ırklara göre bölmeye çalışıyorlar. Yani param parça etmeye çalışıyorlar. İşin garibi aydın geçinenler de, siyasetçiler de bu parçalanmayı körüklemişlerdir.  Ben her dönemde herkesi kucaklamaya çalıştım. Bu bölme sloganlarını temelde yanlış buldum. Örneğin laik, dindar ayrımı yanlış. Dindarlar da laik olabilir. Dindar dinsiz ayrımı doğru değil. Bizim dinimize göre (İslama göre) hiç kimseye dinsiz diyemeyiz ki. Kimin ne olduğunu Allah bilir. Sağcılık solculuk da dine dayandırıldı. Dindarlar sağcı dendi. Bir de şöyle düşünülmeli İslamiyetteki sosyal adalet anlayışı solcu geçinenlerin savunduğu sosyal adaletten çok daha ileri. Bu arada  Atatürkçülük denince sanki, açıkça belirtilmemişse de  din karşıtı gibi algılanıyor. Atatürkçülük tek kelimeyle akılcılıktır; açık deyişle vahiyi inkar etmeyen akılcılıktır. Bilindiği üzere İslam dini de akla çok önem vermektedir. Fazla ayrıntıya girmeyelim. Ayrılık sloganlarını yapay bulduğum için bunlara itibar etmedim. Herkesi kucaklamaya çalıştım; ama kucaklayamadım. En basit örnek: Blog sitemde  (http://sabahattin-gencal.blogspot.com/) bir dini yazı yayınlandıktan sonra üye olan birkaç kişi Atatürkçü yazılar yayınlanınca ayrılıverdiler. Bunun tersini de gözledim. Atatürkçü yazıdan sonra üye olan birkaç kişi de dini yazı görünce ayrıldı. Bu tecrübe işe yarar diye düşündüğüm için yazdım. Ben özellikle herkese hitap etmeye çalışıyorum. Gençler bu hataya düşmesinler.  Benim gibi olursanız öğretmen olabilirsiniz; ama yazar olamazsınız.
  • Öğretmeye kalkmayınız. Bilgiçler (ukalalar) sevilmez. Hele de blog yazılarında bunlar çekilmez. Okuyucu  bıkmıştır. Bir  ders çıkartılması gerekirse o dersi bizzat okuyucunun çıkarması gerekir. Bir bakıma doğru bu. Şöyle bir benzetme yaptım: Bir şişeye, kavanoza birkaç konu atıveriyoruz. Sonra eğitim harcı döküyoruz. Ne oluyor? Donuyor, betonlaşıyor. Hiçbir şey çıkaramıyoruz kavanozdan. Açık deyişle yazıdan nasibimizi alamıyoruz. Diyeceksiniz ki “Siz bunu bile bile niye her daim öğretme peşindesiniz? “ Benimki bir alışkanlık, bağımlılık gibi bir şey. 35 yıl öğretmenlik yaptım ya. Bir türlü bu alışkanlığı bırakamıyorum.Onun için de yazar olamıyorum. Siz siz olun bu hataya düşmeyin.
  • Anlatımınıza dikkat edin, bir üslubunuz olsun. Bir edebiyatçı ne yazdığına değil nasıl yazacağına bakar. Bir hukukçu nasıl yazmaktan çok ne yazdığına bakar. Hukuki terimleri öylesine kullanır ki ne az, ne çok yazmış olur. Bir yönetici yanlış anlamalara meydan vermeyecek açıklıkta yazmaya çalışır. Bir öğretmen kendi düşündüğünden çok okuyucuların ne anladığını düşünerek yazar…Peki, ben nasıl yazayım? Ben edebiyat grubu öğretmeniyim, hukukçuyum, kamu yönetimi uzmanıyım. Öyle yazsan olmuyor, böyle yazsan olmuyor. Olmuyor olmuyor… Kendimize özgü bir anlatım biçimi geliştiremedik, açık deyişle bir üslubumuz olmadı. Bu da yazar olmaya en büyük engel oldu. Engelleri aşınız…
  • Çevre edinin. İşbirliği ve iş bölümü yapabileceğiniz arkadaşlarınız olmalıdır.  Ben, öğünmek gibi olmasın yaştaşlarıma göre çok genç fikirli kaldığım için yaştaşlarımla arkadaş olamıyorum. Gençler yanında fiziki bakımdan çok yaşlı gözüküyorum; onun için onlarla da olamıyorum. Atatürk’ün  “Genç demek genç fikirli demektir.” sözünü biraz da yaşlılığımı kamufle etmek için kullanıyorum… Kısaca arkadaşlarla çeşitli organizasyonlar düzenlemek güzel. Örneğin.  Blogum –e dergi çıkartılması  yararlı olmuştur.
  • Girişimci olunuz. Girişimcilik de ne demek? Keşke bilebilseydim. Öğüt vermek kolay uygulamak zor. Adını unuttuğum bir yazar; (mealen) “Para gübre gibidir, onun için akıllı olmak şartıyla bazı yerlere para harcamaktan çekinmeyiniz.” demiştir. Bizim öyle harcayacak hiç paramız olmadı. Geçim derdinden olacak öylesine dikkatli, öylesine tutumlu davrandım ki… Bu paragrafı yazdığıma da pişman oldum gibi, gençler yanlış anlayıp savurgan olmaz inşallah. Neyse, ben üç beş kuruş harcayıp yazdığım eserlerimi bastırabilseydim şimdi bir yazar olarak tavsiyelerde bulunmuş olurdum. O zaman daha inandırıcı olmaz mıydım?
  • Kararlı olunuz. Ne derler, “En kötü karar kararsızlıktan daha iyidir.” Bunu bile bile kararlı olamıyorum. En basitinden örnek vereyim: yazmış olduğum bu yazıya başlık koymakta bile kararsızlık yaşadım.. Beraberce düşünelim, Sen Senin Öğütçün Ol başlığından başka  nasıl bir başlık koyabilirdik? Yazar Adaylarına Öğütlerim, Yazarlık Sırları, Nasıl Yazar Olunamaz…vb.

Her biri  ayrı bir çalışma konusu olabilecek birkaç öğüt yazdım. Yaygın bir söz vardır: “Öğütler tutulmamak içindir.” Tabii, bu söz öğüt almayanları kınamak için söylenmiştir. Ancak sözü ilk anlamıyla benimseyenlerin oranı da yüksektir. Yazar olmak isteyenlere son sözüm: Bütün öğütleri dinleyiniz, okuyunuz; ama kendi düşünceniz doğrultusunda planlı, devamlı, güvenli yürüyünüz.
Yolunuz açık, başarılarınız devamlı olsun.

Sabahattin Gencal, Başiskele- Kocaeli, 08. 06. 2012.

6 yorum:

  1. Güzel yazınıza emek verip paylaşımınıza çok teşekkürler ediyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Vişnap,
      Ziyaretiniz ve yorumunuz için teşekkür ederim.
      Hayırlı günler dileğiyle.

      Sil
  2. Çok doğru tespitlerin yapıldığı güzel bir fikir paylaşımında bulunmuşsunuz. Çoğu kişinin önemsemediği sanmıyorum ancak farkında olmadığına inanıyorum. Taklit etmek çoğu zaman bir işi başarmaya eş değer görülmekte, kendi fikirleri ile öğretileri harmanlayarak tarzını ortaya koyabilmek hep göz ardı edilmektedir. Farkındalık yaratan yazınızın özellikle yeni nesil olarak tabir edilen gençlerin okumasını dilerim.
    Saygılarımla

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba,
      Ziyaretiniz ve yorumunuz için teşekkür ederim.
      Hayırlı günler dileğiyle.

      Sil
  3. sevgili Sabahattin Hocam,
    yılanı deliğinden çıkaracak kadar sevimli ve güçlü edebiyatınıza hayranım:)

    En kısa zamanda tekrar uğramayı, ayrıntılarda birazcık (izninizle) tartışmayı umuyorum. Bu aralar iş yoğunluğundan dolayı pek ilgilemeyiyorum; ancak bu yazınız özellikle çekti. Görüşmek umuduyla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Zihni Bey,
      Ziyaretiniz, yorumunuz ve iltifatınız için teşekkür ederim.
      Hayırlı günler dileğiyle.

      Sil