11 Aralık 2012 Salı

Dinimizi de mi bozmak istiyorlar?


(Damla’da 2012 Ramazan ayı boyunca yayınlanan 
Dini konulardaki alıntı yazıların değerlendirilmesi)

Giriş

2012’nin Ramazanına girerken “zamanın önemi” üzerinde durmuştum.(1) Ramazan sonunda yani bugün de “zamanın önemine” işaret ediyorum.İnşallah yarınlarda da “zaman” konusu üzerinde yazarız.
Zamanı öyle değerlendirmeliyiz ki iki günümüz birbirine eşit geçmesin; yarın, her bakımdan bugünden daha güzel, daha ileri, daha çağdaş olsun. 
Zamanı değerlendirme ölçütleri, bir çok derste özellikle yönetimle ilgili derslerde verilmektedir. Bu ölçütlerden sadece birine dikkat çekmekle yetiniyoruz:
Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) nefis muhasebesi yapmamızı öğütlemektedir.
Atatürk de mealen “Her gün 15- 20 dakika, ne kadar vakit bulabilirseniz “Bugün ne yaptım, yarın ne yapacağım.” deyiniz. Yararını göreceksiniz.” diyor.
Biz her Ramazan ayı boyunca Damla’da ne yaptığımız üzerinde duralım. Açık deyişle yayınlanan alıntıları değerlendirelim.

(Merhaba,
Hayırlı Ramazanlar. Ramazan ayını fırsat bilerek Ramazan ayı hakkında ve  dini konularda aydınlatıcı bilgiler vermek, hatta Ramazan Sayfaları çıkarmak isterdik. Ancak dini konularda uzman değiliz. Onun için,  alıntı kurallarına uyarak öyle cümle ve paragraflar seçeceğiz ki "Başka söze gerek yok." diyebileceğiz. Karşılaştırmalı olarak düşünmekten de geri kalmayacağız.Yararlı olması dileğiyle.
Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli)

Ramazan alıntılarına yukarıdaki açıklamayla başladık. Keşke böyle bir açıklama yazmasaydım; çünkü büyük bir çelişkiye düştüm. Bir yandan dini konularda uzman olmadığımızı bildirirken  bir yandan da alıntılar seçeceğimden söz ettim. Oysa seçme işi daha büyük bir uzmanlık ister. Bu çelişki için özür diliyorum.

Yanlışım bu kadarla sınırlı değil. Alıntıları “Başka söze gerek yok” sözü ile etiketliyeceğimizi belirttik. Sözde iki kere iki dört eder gibi  olmasa da pozitif bilimlerdeki doğrular gibi olan doğruları bulmayı tasarlıyordum. Meğer konu sandığım gibi değilmiş. Fethullah Gülen’in de bir yazısında belirttiği gibi pozitif bilimlerde her an değişiklikler olmaktadır. Değişmeyen dini bilgilerdir. Açıkçası, benim anladığım değişmeyen Kuran-ı Kerim’in esaslarıdır.
Kuran’ı Kerim’in esaslarının uygulanması  tarihe, coğrafyaya, gelişmişlik düzeylerine, kültürlere göre çok çeşitli olmuştur; olacaktır da. Biz bir esası uygulamak  istiyorsak o esası Arabistan’daki, İspanya’daki, Amerika’daki… kısaca başka coğrafyalardaki uygulamalardan mı alacağız yoksa Kuran’dan mı alacağız? Kuran-ı Kerimi bir tarafa bırakıp başka ulusların geleneklerini almaya çalışırsak işin esasını kaybederiz. “Başka söze gerek yok” diyebilmek için Kuran-ı rehber edinmemiz gerekir.
Kuran-ı, anlamadan rehber edinemeyiz…
Çokça söylenmiş, işlenmiş konular üzerinde durmamız zaman kaybıdır. Zamanı kaybetmemek için Mehmet Akif’in dizelerini tekrarlayalım:

Doğrudan doğruya Kur'an'dan alıp ilhamı,
Asrın idrakine söyletmeliyiz İslâm'ı.

Ya açar bakarız Nazm-ı Celil'in yaprağına,
Yü üfler geçeriz bir ölünün toprağına

İnmemiştir hele Kuran, bunu hakkıyla bilin;
Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için.

Ölüler dini değil, sen de bilirsin ki bu din
Diri doğmuş, duracak dipdiri, durdukça zemin!

Seçme kelimesini de kullanmamam gerekirdi.  Sanki bütün yazıları okumuş da aralarından beğendiklerimizden alıntılar  yayınlamışız gibi algılanabilir yaptığımız. Biz ulaşabildiğimiz yazılardan alıntı kuralları çerçevesinde, metnin hacmine uygun olarak bir iki paragrafi, yazının bütününe  aktif link vererek yayınladık. Başka türlü yapamazdık, bu işin altından kalkamazdık.
Düşünebiliyor muyuz bütün dünya coğrafyalarındaki İslam uygulamaları kaç çeşittir? Türkiye’deki uygulamalar kaç çeşittir? “Prof Dr. Hüseyin Atay, dini üç kısma ayırarak bunlara; “Halkın Dini”, “Ulemanın Dini”, Kuran’ın Dini” isimlerini verir.(2) Bu ayrımı o, geleneksel yapıya tutunanların yanlışlarını görmeleri ve ayıklamaları için yapmaktadır. Atay’a göre Halkın Dini Ulemanın dininin bir kısmına uyar, bir kısmına ters düşer. Ulemanın dininin bir kısmı Kuran’a uyar, bir kısmı uymaz. Kuran’ın dini ise akla, ilme ve birebir insanı durumlara uyar ve karşılaşılan problemlere çözüm getirir.Kaynak: http://www.belgeler.com/
Biz  halk arasında bir gözlem ve inceleme yapmadık. Ulemayı değerlendirecek, Kuran-ı Kerimi anlayabilecek kapasitemiz de yok. Onun için biraz önce de söylediğimiz gibi internette ulaşabildiğimiz bazı yazılardan alıntı yapabildik. Yani okyanustan bir damla  sunabildik.


Durum Tespiti

Diyanet İşleri eski başkanlarımızdan Prof. Dr. Ali Bardakoğlu  Türkiye’de görsel dindarlığın artığını söylüyor.(3) Diyanet İşleri Başkanımız Prof. Dr. Mehmet Gülmez “Ramazanı değiştirmeyelim.”(4) İkazını yapıyor.  Uygulamalara bakıyoruz da bu ikazların kulak arkası edildiğini görüyoruz. Fethullah Gülen Müslümanlığı  politize etmenin islamın ruhuna aykırı olduğunu yazıyor.(5) Bir çok aydımız yazıyor, yazıyor… Yazıyor da ne oluyor? “Oğlumun adı Reşit sen söyle sen işit.” söylencesine uygun olarak yanlış uygulamaların devam ettirildiğini görüyoruz.
Ali Bulaç “dinde aslı astarı olmayan uygulamaların  liberallerin çarklarını işlettiğinden söz etmektedir.(6) (7) Sözün burasında biraz düşünmemiz gerekir. Bir yandan düşünürken bir yandan da  Prof. Dr. Nurullah Çetin’in “Zihinsel emperyalizmim eğitime uzanan kolu”(8) başlıklı yazısına göz atarsak görürüz ki  emperyalistler kafamızı doldur- boşalt yöntemiyle bir sürü kavramla sarsıp boşaltmaya çalışıyorlar. Allah Allah, ne oluyoruz? Bunları hangi emperyalistler ve işbirlikçileri kotarıyor? Prof. Dr. Yaşar Öztürk “Laikliğe saldırıyı kim kotarıyor?”(9) başlıklı yazısından fikir edinebiliriz; ama bu yeterli olmaz. Bir de “ılımlı İslamlaştırma” meselesi var değil mi?  Bu tespitler kuşkusuz ki iç açıcı değil. Bu durumdan daha kötüsü nedir biliyor musunuz? Bizim hiçbir şeyden haberimiz olmaması. Nasıl da uyutuluyoruz?
Elbet bir gün uyanacağız; ama inşallah o gün iş işten geçmemiş olur.

Nasıl olmalı, ne yapmalıyız?

Ramazan alıntılarımız sadece durumun tespiti ile sınırlı değil; yararlı öğütler, yöntem önerileri de var:
  • Her ibadetimize, işimize besmele ile başlamamız gerekir. “Besmele çekmek, el atacağımız her işte Tanrı’nın rahmetini egemen kılmak üzere iş yapacağımıza dair Tanrı’ya söz vermek demektir.”(10) Şunu da eklemekte yarar görüyoruz; başkalarına duyurmak ya da göstermek için, Allahla aldatmak için besmele çekmekten söz etmiyoruz.
  • Niyet  etmeliyiz. “Niyet öyle önemli bir etkendir ki, ibadet olmayan bir davranış bile niyet güzelliği ile ibadete sevaba dönüşmektedir. “(11) Tabi halis niyetten, iyi niyetten söz ediyoruz.  Besmele ve niyet Allaha güven, kendimize güven ve işimize, ibadetimize odaklanmayı da sağlar.
  • Bilinçli olmalıyız. Namazın hareket olmadığını (12), orucun diyet (13) (14) (15) (16), zekatın (17) (18), haccın bir gösteriş olmadığını, her ibadetin insanı yücelttiğini  bilmeliyiz.
  • İbadetlerimizi, işlerimizi anlayarak yapmalı. Anlamadan okumaktan istenilen yarar doğmaz.(19)
  • Ölçülü olmalıyız. “Hz. Peygamber (s.a.v.) bir anlık heyecana kapılıp, nefsine fazlaca yüklenen sahabesini her zaman uyarmıştır.Bir hadisinde: "Allah yorulmaz, siz yorulursunuz" buyurarak, ibadette ölçüyü aşmayı tenkid eder. “  (20) (21)
  • İstişare etmeyi unutmamalıyız. Her bilgi sahibinin üstünde daha iyi bir bilen vardır. (Yusuf Suresi, 76) ayetin gereği unutulmamalı. Parası pulu olanlar, statüsü ve mevkisi olanlar kendilerini bir şey sanma gafletine düşmemeli, başkalarının fikirlerine de değer vermelidir. (22) (23)
  • Sevgi, hoşgörü, sabır, fedakarlık...vb. erdemlerle donanmalıyız. (24) (25)
  • Ahlaklı olmamız gerekir. Unutulmamalı ki “Ancak güzel ahlak sahibi kişi kamil bir insan haline gelebilir ve ancak bu ahlak yapısına ulaşanların oluşturduğu toplumda huzur ve bereket olabilir. “ (26) (27)
  • Aklımızı işletmemiz gerekir. Yunus Süresi 100.ayet: ‘‘ Allah aklını işletmeyenlerin üzerine pislik yağdırır.’’ (28) (29) 
  • Ruhumuzu yüceltmeliyiz. "Olumsuz düşünce , zevk tuzakları, çeldirici, ayartıcı unsurlara karşı “Hayır ben iyi şeyler yapacağım." İradesini deklare etme düşüncesi taşıyan ibadet, ilahî hedefe daha uygun ibadettir." (30)
  • Okumalıyız. Kuran-ı Kerimi anlayarak okumalıyız. Evreni, yeryüzünü gözlemlemeli, her yaratıktan ibretler çıkartabilmeliyiz. Tefekkür edebilmeli ve dinimizi doğru anlayabilmeliyiz....(31) (32) (33) 

Damla’yı izleyenlerini de bildiği gibi Ramazan ayında okuduklarımız, yayınladıklarımız yukarıdakilerle sınırlı değil, daha bir çok yararlı yazıya aktif link verilmiştir.(34) (35) (36) (37) (38) (39) (40) İnşallah yararlanırız.

Son sözler

Puzzle nedir bilirsiniz. Puzzle birbiri ile uyumlu çok sayıda ufak parçalardan oluşan bir resmi bir araya getirerek tamamlamaktır. Biz de çok sayıda alıntıyı bir araya getirip bir resim oluşturmaya çalışıyoruz. Çocukların çokça oynadığı bir oyunu ilk kez oynuyorum. İhtimal hiç kimse böyle bir oyun oynamamıştır. Açık deyişle önce alıntıları gelişigüzel yayınla sonra bunları bir araya getirip değerlendir. Böyle yazı daha önce hiç okumuş muydunuz? Neyse sonuca gelelim.
Ortaya çıkan tablo hiç de iyi gözükmüyor. Prof. Dr.  Nurullah çetin "Modern İslamcılar bataklığa saplandı." diyor.( 41) Korkarım ki, Allah göstermesin onlarla birlikte tüm Müslümanlar, hepimiz de bataklığa saplanmaktayız...
Damla'da Ramazan ayı boyunca yayınlanan alıntılardan çıkartığımız tablo içimizi karartıyor.  Ya, yayınlamadığımız diğer haberler? Tabii, her haber doğru değil. her iddiada bunalırsak yaşayamayız; örneğin 14. 08. 2012 tarihli Sabah Gazetesindeki bir haber "Acaba?" dedirtiyor insana. "O kadar da değil." dedirtiyor insana. Sözde 50 yıldır Türkiye'yi Türkler yönetmiyormuş."MİT Kontrterör Merkezi eski Başkanı Mehmet Eymür'den şok açıklamalar: Yabancı istihbaratçılar Türkiye'de cirit atıyor. 1950'den itibaren 50 yıl Türkiye'yi Türkler yönetmedi. Başta ABD olmak üzere Rusya, İngiltere, İsrail ve diğer ülkeler bizi rahat bırakmıyor." (ttp://www.sabah.com.tr/Gundem/2012/08/14/turkiyenin-ajandasi)

Emperyalistler Atatürk’ü de sevmiyorlar, Müslümanları da sevmiyorlar. Acaba niçin? Kurtuluş Savaşında Atatürk’ü yenemediler. Üstelik Atatürk Kurtuluş Savaşı verenlerin sembolü olmuştur. Müslümanlık da her türlü sömürüye, emperyalizme karşıdır.  Kurtuluş Savaşında Atatürk’ü yenmek için O’nu dinsizlikle suçlamadılar mı? İmam casuslar olmadı mı? Bazı çevrelere altınlar dağıtılmadı mı?
Bugün de Atatürk’ün getirdiği laikliği dinsizlik gibi görmüyorlar mı? Atatürk’ü dinsiz diye tanıtıp O’nu dindarların gözünden düşürmeye çalışmıyorlar mı? Atatürk düşüncesini böylece yıkmaya çalışırken Müslümanlığı da yozlaştırmaya çalışmıyorlar mı? Öteden beri taktikleri: parçalara ayır, parçaları birbirlerine vuruştur, birbirlerine kırdır sonra da… Emperyalistlerin bu oyunlarına alet olanlar kimler acaba?
Mehmet Şevki Eygi 12. 08. 2012 tarihli Milli Gazetede yayınlanan köşe yazısında  "Vicdanım bana yine diyor ki:İslamî hareketin içine sızmış iki kimlikli sahte Müslüman Kriptolar, casuslar, ajanlar, provokatörler, istihbaratçılar bizi paramparça ettiler."diyerek bozmak ve dejenere etmek çabalarını başka bir açıdan ele alıyor. Yani hangi açıdan bakarsak bakalım durum iç açıcı değil... (http://www.milligazete.com.tr/makale/islamî-hareket-nasil-dejenere-edildi-246975.htm)

Bu anlatılanları aşağı yukarı herkes biliyor. Bilinenleri tekrarlamak yerine çare üretmek gerek. Biz “Kurtuluş Tablosu”nun (http://blog.milliyet.com.tr/kurtulus-tablosu/Blog/?BlogNo=351666) bozulmamasını öğütlüyoruz.

“Öğüt vermek kolay”diyeceksiniz. Başka bir şey daha söyleyeyim: Biz kendi kendimizin öğütçüsü olalım, aklımızı kullanalım. Güldürdüm mü sizi? Gülüp geçmeyelim, okuyalım. Kuran’ı Kerimi ezbere okumak da sevaptır; ama asıl önemlisi anlayarak okumaktır. Onun için Türkçe yazılı mealleri, tefsirleri okumaya çalışalım. Okumaz da, kendi aklımızı kullanmaz da emperyalist yanlılarının  gazeteleri ve Tv lerinin verdiği bilgilerle yetinirsek vay halimize.

Prof. Dr. Hüseyin Hatemi’nin  bir ders kitabında mealen “Doğruları söylemeye yürek ister” cümlesi yer alıyordu. Bugün de, özellikle dini konularda doğruları söylemeye yürek ister. Haksızlık yapmayalım, az da olsa yürekli aydınlarımız yok değil. Ancak bunları etkisizleştirme çabasındayız.
Kimimiz bilgisiz, kimimiz yüreksiz oldukça  karanlıkların aydınlığa çıkmayacağını bilelim ve bilgili ve de yürekli olmaya çalışalım.
İşin şakası yok. Dilimizi yozlaştırdılar. Şimdilerde de İngilizce’yi ilkokuldan başlatıp sömürge ülkelerinde bile görülmeyen bir durum yaratmaya çalışılıyor. Dinimizi de yozlaştırmaya çalışıyorlar. Fikret’in mısraını hatırlayacaksınız: “ Kanun diye, kanun diye kanun tepelendi.” http://sabahattin-gencal.blogspot.com/2012/02/doksan-bese-dogru-tevfik-fikret.html  Şimdi de din diye diye…
Türkiye’deki etnik kökenleri de kaşıyorlar. Bunun sonunu düşünmek bile istemiyorum.

Prof. Dr. Hüseyin Hatemi:“Din niçin bir "rıza lokması"dır? (42)Çünkü sevgi sınavına tabi olan insana verilen yol gösterici ta'limat bütünüdür. “diyor. Sevgi ve hoşgörü ile, sabırla donanırsak, yukarıda da belirttiğimiz gibi aklımızı gereği gibi yürekle kullanabilirsek sorunların üstesinden gelir, üstümüze düşen görevi yapar, açık deyişle sınavı veririz gibime geliyor. Bu sınavın ikmali-bütünlemesi yoktur.
Umuyoruz ve diliyoruz ki sayısız sınavlardan geçerek bugünlere ulaşan bütün kardeşlerimiz mezhep ve dini düşünce farklarını doğal karşılar, emperyalistlerin tezgahladığı fikir ayrılıklarına ve  iç çatışmalara düşmez, siyasi istismarların ve her türlü sömürünün farkına varır ve kardeşlik içinde nice bayramlara erişir. 
Bu duygular içinde tüm yurttaşlarımızın ve Müslüman Aleminin Ramazan Bayramlarını tebrik ederken bayramın insanlık alemi için hayırlara vesile olmasını Yüce Allah'tan dilerim. 

Sabahattin Gencal, Başiskele- Kocaeli, 18. 08. 2012

*************************************************************
                      Dip notlar - (Damla’da 2012 Ramazan ayı boyunca yayınlanan Dini konulardaki alıntılar)

01   02   03  04   05   06   07   08   09   10   11   12   13   14   15

16   17   18   19   20   21   22   23   24   25   26   27   28   29   30

31   32   33   34   35   36   37   38   39   40   41   42   43   44   45

**************************************************************

  • Ramazan Bayramımız kutlu olsun (Sabahattin Gencal)...
  • Tefekkür
  • Ruh dünyasına iyi bakım vermek
  • İslamın istediği adalet
  • İnsanın doğruyu bulmasında sadece aklı yeterli mid...
  • Aklı ve Bilgiyi Kullanabilmek
  • Hikmet varsa sual da vardır
  • Neden Ku'ran-ı Türkçe Okumalıyız ?
  • Mustafa Kemal ve dinî yayınlar meselesi
  • Kur’an-I Kerim’i Nasıl Anlamalıyız?
  • "Oku" yaratan Rabbin adına
  • Dostlara yer ayırın
  • Bin aydan hayırlı gece
  • Aklı işletmek
  • Ramazan, her şeyden önce Kur’an ayıdır
  • Bilim Efendimiz'i ( sav ) geriden takip ediyor
  • Türbe ziyaretlerinin usulü nedir?
  • Riyâkârlık insanlığın en büyük belasıdır
  • Ramazân-ı şerîf, her sene on veya onbir gün öne ge...
  • İslam orta yolu öngörür
  • Ramazan içinde bir hayat
  • Sevgi
  • Zekât vermek
  • Sağlık Büyük Bir Nimettir
  • Modern İslamcılar bataklığa saplanmıştır
  • Zihinsel emperyalizmin eğitime uzanan kolu
  • Fedakarlık kolay, bencillik ise zor olandır
  • Namazın Önemi
  • Şehr-i Ramazan'a uzaktan bakmak
  • Üç Çeşit İslam
  • Zekât, maldaki fakirin hakkıdır
  • İbadette ölçülü olun
  • Laikliğe saldırıyı kim kotarıyor?
  • Teravih namazı
  • İslamcıların 'din'i, muhafazakârların 'diyanet'i
  • İslamcılık nedir?
  • Müslümanlığı Politize Etmek İslâm'ın Ruhuna Aykırı...
  • Ancak güzel ahlak sahibi kişi kamil bir insan hali...
  • Dindarlaşmıyoruz
  • Oruç
  • İstişarenin önemi
  • “İstişare etmek kıymetli bir ibadettir!”
  • Besmele çekmek ne demek?
  • Oruç insanı tutar
  • Niyet kalbe aittir
  • Ahlâk bozulunca
  • Dinleri bir araya getirmek dinimize aykırıdır
  • Din alanında bilgi kirliliği
  • Din
  • "Ramazan" kelimesinin bir anlamı da güzün yağan ya...
  • Oruç tutan bünye, âdetâ bakıma girer
  • 'Şikeli' oruç tabletleri ilahiyatçıları böldü
  • Peygamberimizin hadislerinde ramazan ve oruç
  • Ramazan'ı değiştirmeyelim
  • Zamanımızı Değerlendirelim / Sabahattin Gencal

  • Hiç yorum yok:

    Yorum Gönder