17 Ağustos 2012 Cuma

Mürekkep Lekeleri

    • Şiir sevenlere...

      Önsöz
       
      “Mürekkep Lekesi testi”ni duymuşsunuzdur.  Psikologların ve pisikiyatrislerin kullandığı   bu testte bireylerin kişilik özellikleri ve duygusal işleyişleri incelenir.  Kişiler bazen               duygularını anlatmak istemez ya da anlatamazlar özellikle bu durumlarda bilinçaltı          çözümlemeleri için bu test kullanılır.                                                                                           
      Her nedense şiir niyetine yazdıklarım için bu mürekkep lekesi testi aklıma geldi. 1960’lı     yıllarda çok kullanılan bu testin alanını biraz genişletmiş oluyorum. Açık deyişle sadece     okuyanlar için değil şiir yazanlar için de bu benzetmeyi kullanıyorum.                                 
      Şiirler genellikle duygu yüklüdür. Şairler duygularını açık seçik anlatmazlar, anlatamazlar. Leke örneği bazı kelimeler kullanırlar. Okuyucular da kendi duygularına göre anlam          verirler şiirlere.  Yani“Herkes kendini okur şiirlerde, metinlerde.”                                          
      Aslında daha basit benzetmeler bulunabilirdi durumu anlatmak için. Örneğin bulutlu bir havada gökyüzüne bakıyorsunuz. Her bulutu bir şekle benzetiyorsunuz.  Bir haritaya, bir hayvana, ya da birinin yüzüne… Islak yollardaki su lekeleri için de aynı şeyi söyleyebiliriz.  Her gün karşılaşılan bu durumlar varken niye tuttum İsviçreli Profesör Hermann                  Rorschach ‘ün mürekkep lekesi olarak bilinen Rorschach testinden örnek verdim.           Anlatayım.                                                                                                                                     
      Mürekkep lekesi testinden haberdar olmadığımız yıllarda Erzurum Yavuz Selim                    İlköğretmen Okulundayken, 1958- 1959 öğretim yılında Resim dersiyle ilgili bir anım          ilginçtir. Birkaç defa anlattım; ama asıl burada anlatmam anlamlı olacak. Öğretmenimiz   mürekkeple bir çalışma yapmamız için ödev verdi bize. Birkaç arkadaş ısrarla yardım         istediler benden. Adetim olmamasına rağmen bu ısrarlara dayanamadım mütalaada          çarçabuk ödevlerini yaptım. Ertesi gün resim dershanesinde çalışmalarımıza not vermeye başladı öğretmeniz. Resmini yaptığım arkadaşlar, yalan olmasın, diğer arkadaşlardan        yüksek not aldılar. 7 mi, 8 mi şimdi hatırlayamıyorum. Hatırladığım şu; arkadaşlar              öğretmenin görmeyeceği açıdan bana işaretle sen 10 alısın diyorlardı ki tam bu sırada      öğretmenimiz çalışmamı eline aldı, şöyle bir baktıktan sonra resmi yere attı. Bu sırada       olduğumu anlatamam. Başımı öne eğdim. O andaki sınıfın durumunu da anlatamam.         Sınıf öyle bir sessizliğe büründü ki… Öğretmen diğer arkadaşların resimlerini incelerken fırçamı mürekkebe daldırıyor ve önümdeki kâğıda gelişi güzel lekeler sürüyordum. Çok    öğretmenimin önümdeki kâğıdı aldığını fark ettim. Bir noktayı kapatıyor ve “İşte bu        “diyordu. Ve dersin sonuna kadar resmimi övdü. Resmimden hareketle yeni bilgiler           verdi…
      Bu anıyı niçin anlattım dersiniz. Ben Türkçe öğretmeniyim. Öğrencilerimi şiir yazmaya      teşvik ettim; şiirle ilgili yazılı kurallardan da az çok söz ettim.  Emeklerim boşa çıkmadı.     Çok güzel şiirler yazan öğrencilerim oldu. Bu şiirlere not veren okuyucuların benim           şiirlerimi yere atacaklarını düşünüyorum. Tıpkı resim öğretmenimin resmimi yere atması gibi. Ama sonra, şöyle bir düşündükten sonra şiirleri okumak üzere ele alacaklarını da       ediyorum.
      Şiirlerimde ölçü de yok, kafiye düzeni de yok. Şiirleri geleceğe taşıyan belirli formlara        göre yazılmaları olduğunu bilmiyor değilim. Ama şiir niyetine yazdıklarımda gelece            uzanmak kaygım yoktu. Şiir kitaplarına bakıyor ve görüyoruz ki duygu ve form benzerliği var. İnsanın hayat sürecinde böyle benzerlik var mı? Her gün değişik duygular kaplamaz   mı içimizi.
      Önsözlerin yazarın savunması olduğunu söyleyenler biraz da doğru söylemişler.                  Savunmadaymışım gibime geliyor. Aslında şiir yargılanmaz dolayısıyla savunulmaz da. Biz sözün gelişi böyle dedik.
      Şiir niyetine yazdıklarım da bazı duyguları ve düşünceleri besleyebilir.  Nasıl besleyebilir? Okuyucuların mürekkep lekelerini yorumlamalarına göre. Mürekkep lekesini geçelim.       Havadaki bulutları anlamlandırmasına göre bir şeyler olur. Yani bulutlar çözülür ince ince rahmet yağmurları yağabilir.
      Bazı şiirlerimi bu esere almadım. Bazı şiirlerimi de henüz yazmadım. Nazım Hikmet’in          deyişiyle söyleyelim: En güzel şiirlerim yazmadıklarımdır.                                                       
      Sizleri  “Şiir Niyetine Mürekkep Lekeleri”yle baş başa bırakıyorum.     
       
Düşüne düşüne,  içinizden tamamlayarak okumanız dileğiyle.                                               
Sabahattin Gencal, Başiskele- Kocaeli, 06. 10. 2012
**********  İçindekiler **********

  •   Kalemle Dimağın Tutulması
  •   Şiir
  • Aklımla yüreğim
  •  Su gibi...
  •  Tutkularım
  •  A+A' ( Şiir mi?)
  •  Tutsak
  •  Yanılt Beni  
  •  Yeşilcedir anlamsızlığım 
  •   ?
  •  Meçhul Durak
  •  İnsanın sırrı
  • Canlılar düşündürmeli
  • Dört element
  •  Huzur
  •  O
  •  Varalım
  •  Çağdaş Bunalım
  •  İşlemeğe Geldim
  •  Veysel
  •   Uygarlaşmak Çabasındayız
  •   Yücel
  •  Yücel
  •   Yücel
  •   Ufkunu Aştık
  •   Yetişmelisin
  •   Yunus Emrem
  •   Kalkınan Güzel Yurdum
  •    Anıt Öğretmen
  •    İkini Zil de Çaldı Hocam
  •   Devrimler
  •   Yara
  •   Barış
  •    Öğün, Güven, Çalış    
  •    İlk Karne
     Dedeciğimiz 
      •     
      • Hiç yorum yok:

        Yorum Gönder