5 Temmuz 2012 Perşembe

Mehmet Akif’i Anlamaya Çalışacağız

          Mehmet Akif Ersoy, Kuran-ı Kerimde emr olunanı yapmaya çalışan; zeki, bilgili, kültürlü, yetenekli, güçlü, çalışkan ve erdemlerle donanmış bir kişidir.

          Yazarlar, eleştirmenler ve O’nu tanıyanlar kendisinin övgüye ve takdire layık bir çok özelliğini belitmişler ve O’nu haklı olarak bir karakter abidesi olarak takdim etmişlerdir.

        Yaşamının her döneminde; çocukluğunda, öğrenciliğinde, memuriyetinde, millet vekilliğinde ve Mısır’daki günlerinde kısaca ölünceye dek erdemlerini korumuştur. Erdemlerini her ortamda; halkın içinde de, mecliste de, yurt dışında da; parası olduğu günlerde, parasız günlerinde de korumuştur. Dahası tüm eserlerinde de duygu ve düşünceleri, özellikleri dile getirilmiştir. Başka deyişle yazdıkları başka, uygulamaları başka adam olmamıştır. Onun içindir ki Hekimoğlu İsmail  “Mehmet Akif’in Hayatı, Safahatın’dan daha kıymetlidir.” demiştir. Prof. Dr. Fatih Andı da aynı düşüncededir."Akif aynı zamanda eylem insanıydı. Hatta hayatı da onun eserlerinden biri olarak sayılabilir. Düşüncelerini hayata geçirebilmesi samimiyetinin göstergesidir."

        “Bana sor sevgili kâri; sana ben söyleyeyim, “ mısraı ile başlayan bir şiirinde “Bir yığın söz ki, samîmiyeti ancak hüneri;” mısraı ile samimiyetini belirten Mehmet Akif’in tüm eserlerinde “karakter abidesini” yani kendisini görürüz. Şiirlerinde, makalelerinde, anılarında, nüktelerinde, vaaz ve hutbelerinde, tüm konuşmalarında samimi, gerçekçi, bilimden yana, imanlı bir Müslüman’ı görürüz. Ayrıca bu eserlerin çok güzel bir biçimde oluşturulduğunu da görürüz.

        Yaptığı işi en iyi, en sağlam, en güzel biçimde yapmayı ilke edinenlerden olan Akif’in eserleri, hiçbir biçim, sanat kaygısı gütmediği halde mükemmeldir. Aruzu öyle kullanmıştır ki eleştirmenler bile bunun sırrını anlayamamıştır. Halkın içindeki bireylerin konuşmaları, dertleri, duyguları, fikirleri aynen verilmiş gibi görülen manzumelerde de aruzun kullanıldığı görülmektedir.  Büyük sanatkarın alçak gönüllüğü de büyüktür. Çünkü kendini sanatçı olarak bile kabul etmiyor. Yukarıda verilen mısraların devamında “Ne tasannu´ bilirim, çünkü, ne san´atkârım.” diyor.

        Şiirleri de vaaz ve hutbeleri de, diğer yazıları da hep ahenklidir, akıcıdır. Çünkü samimidir. Yazılanların hiçbiri kurgu değil. Hiç biri ilhamla yazılmış değil. O günlerin  çileli ortamından, emperyalizmin düşmanlığından, cahilliğimizden, geriliğimizden, yoksulluğumuzdan, kısaca içinde bulunduğumuz ortamdan alınan konuları işlemiştir Akif.

        Akif ele aldığı konuları işlemekle kalmamış halkımıza, okuyanlara duygu ve düşünce aşısı yapmıştır. Sadece Milli Mücadeleye katılmayı sağlamamıştır; hayat mücadelesinden de nasıl galip geleceğimizin yolunu göstermeye çalışmıştır. Bu konularda halkın düşünmesi, daha önemlisi düşündüğünü büyük bir gayretle uygulaması gerektiğini vurgulamıştır. Onun içindir ki Mehmet Akif Ersoy her şeyden önce bir düşünürdür.

       Damadı Ömer Rıza Doğrul’un da belirttiği gibi Akif’in kafasını meşgul eden  iki büyük konu vardır: Biri milleti, diğeri İslamiyet’tir.  Mehmet Akif Ersoy,  milletimizin içinde bulunduğu durumdan kurtulması, hür olarak kalkınması; İslamiyet’in de gerilikten, çöküşten kurtulması için çabalamıştır. Tüm eserlerindeki, çalışmalarındaki amaç ve tema  İstiklali tam, dini bütün bir millettir. Başka deyişle  Akif ‘in yegane amacı halkımızı, Kuran-ı Kerim’in emirleri doğrultusunda vatan millet sevgisi, istiklal aşkı, refaha erişme amacı ile dolu ve kendine güvenen ahlaklı bir toplum yapmaktır. Bunun için halkımızı güzel duygu ve düşüncelerle beslemek istemiştir. Eserleri bu gayeye erişmek için birer vasıtadan ibarettir.

        İstiklal Marşı eserlerinin, tabii kendisinin de özetidir.
İstiklal Marşında da, diğer bütün eserlerinde de gördüğümüz gibi Akif duygu ve düşünce yüklü coşkulu biridir. Ancak içindeki duygu ve düşünceler aksettirdiğinden daha da çoktur. Bunu şu mısralarından anlıyoruz:
“ Ağlarım, ağlatamam; hissederim, söyleyemem;
Dili yok kalbimin, ondan ne kadar bîzârım!”
Bu mısralarda, yukarıda da işaret edildiği gibi Akif’in alçak gönüllüğünü de bir kere daha görmekteyiz.
Safahat’ta olan bir şiiri mısra mısra verdik yukarda. Yani şiiri bir bütün olarak değil de parçalayarak verdik. Mehmet Akif’in düşünceleri de böyle parçalanarak verilmektedir bugün. Daha doğrusu herkes işine gelen parçaları, düşünceleri işlemektedir.

Bana sor sevgili kâri ; sana ben söyleyeyim,
Ne hüviyette şu karşında duran eş´ânm;
Bir yığın söz ki, samîmiyeti ancak hüneri;
Ne tasannu´ bilirim, çünkü, ne san´atkârım.
Şi´r için "göz yaşı" derler; onu bilmem, yalnız,
Aczimin giryesidir bence bütün âsârım!
Ağlarım, ağlatamam; hissederim, söyleyemem;
Dili yok kalbimin, ondan ne kadar bîzârım!
Oku, şâyed sana bir hisli yürek lâzımsa;
Oku, zîrâ onu yazdım iki söz yazdımsa
(Mehmet Akif Ersoy)

        Mısraları birleştirerek şiiri yazmamız bir marifet değildir. Marifet Akif’in düşünce çatısını kurmaktır. Nasıl ki gerekli malzemelerden birinin eksik olması halinde ev, bine kurulamazsa Akif’in tüm duygu ve düşünceleri işlenmeden Akif anlaşılamaz. Umuyoruz ki  konunun uzmanları her yönüyle Akif’i ele alırlar. Sadece bazı yönleriyle Akif’i yaşatmak mümkün olamaz. Gönlümüz Akif’in silinmemesinden yanadır.

“Toprakta gezen gölgeme toprak çekilince
  Günler şu heyulâyı da er geç silecektir
 Rahmetle anılmak, ebediyet budur amma
Sessiz yaşadım, kim beni nerden bilecektir…”
(Mehmet Akif Ersoy)

        Ebediyete intikal eden Akif’i rahmetle  anıyoruz. O’nu ezberlemek yerine anlamaya çalışacağız.

        Sabahattin Gencal, Başiskele – Kocaeli, 16. 02. 2012    

2 yorum:

  1. elinize sağlık, ben şairin milli mücadele döneminde Kastamonu'daki örgütlenmeye yardımının konu edildiği Ahmet Karabacak'ın "Adsızlar" kitabını okumuştum. okumayanlara önerebilirim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba,
      Ziyaretiniz ve yorumunuz için teşekkür ederim.
      Hayırlı günler dileğiyle.

      Sil