5 Temmuz 2012 Perşembe

M.A. Ersoy'un eğitim anlayışı ve şahsiyeti

1993 yılında bir okulda,
Mehmet Akif Ersoy'u anma etkinliğinde 
yaptığımız bir konuşmadan
Değerli Arkadaşlarım,

Bu sohbetimizde İistiklal Marşı şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un şahsiyeti ve eğitim anlayışı üzerinde ana hatlarıyla duracak ve birkaç paragraf sunacağız.

Asıl konuya girmeden önce şahsiyet (kişilik) terimi üzerinde kısaca duralım(1)

Mizaç bir kimsenin doğuştan getirdiği fizyolojik nitelikle ilgili olan tutumudur.
Karakter, çok çeşitli davranışlardan toplumun kültür değerlerine göre  iyi veya kötü olanlarının veya  doğru  ya da yanlış olanlarının bir insan tarafından sürekli yapılmasıdır.
Kişilik, doğuştan gelen biyolojik özelliklerle çevreden gelen sosyal etkenlerin birbiri üzerine yaptıkları etkilerin meydana getirdikleri ahenkli bir bütündür.
Görülüyor ki kişilik (şahsiyet) mizaç ve karakter kavramlarını da içine alan geniş anlamlı bir kavramdır. Yine görülüyor ki bir kişinin şahsiyeti hakkında fikir sahibi olabilmek için doğumundan ölümüne kadar içinde bulunduğu çevreyi, ilişkide bulunduğu kişileri ve bunlarla münasebetlerini tanımak ve bilmek gerekir.Eserlerini incelemek, hareketlerinin analizini yapmak gerekir.
Açık deyişle Mehmet Akif Ersoy hakkında fikir sahibi olabilmek için  doğumundan ölümüne yani 1873’ten 1936’ya kadarki hayatını bilmemiz gerekir. Doğduğu Sarıgüzel Mahallesini, okuduğu Rüştiyeyi, idadiyi, Mülkiye Baytar mektebini tanımamız; Ankara’da Taceddin Dergahını görmemiz; TBMM’de Burdur mebusluğu dönemini, Mısır günlerini, İstanbul’a dönüşü ve ölümünü incelememiz gerek. Yine Sebilürreşad’daki yazılarını, Safahat’taki şiirlerini incelememiz; Mütaredeki vaazlarını dinlememiz…Kısaca her yönü ile O’nu ele almamız gerekmektedir.

Böyle kapsamlı bir inceleme imkanını bulamadık, ancak Akif’i inceleyebilenlerden yararlanarak birkaç paragraf sunabileceğiz:
Önce Akif’in kendi nesirlerinden birkaç parça verelim. (2)

Terbiye
Bizim adam olabilmemiz için çocuklarımızı okutmaktan icab-ı asra göre terbiye etmekten başka çare olmayacağını anlamayan ya hiç yktur, ya da pek azdır. Kendimiz ister okumuş, okumamış, ister iyi terbiye görmüş, ister görmemiş olalım artık maziye karışmış sayılacağımız için, bugün düşüneceğimiz bir şey varsa o da istikbaldir, evlatlarımızdır.
Çocuklarımıza kendi terbiyemizi vermeye kalkışırsak cinayet işlemiş oluruz.
Hikmeti doğrudan doğruya peygamberden alan Cenab-ı Ali diyor ki“Ciğerparelerimize yalnız kendi terbiyenizi giydirmeye çalışmayınız. İyice hatırınızda olsun ki onlar sizin yaşamakta olduğunuz zamandan başka bir zaman için yaratılmışlardır.”( Haziran 1910)

Demek ki çocuklarımızı yaşayacakları döneme göre yetiştireceğiz. Yani onları iki binli yıllara hazırlayacağız. Açık deyişle çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkmak için bilim ve fen alanındaki ilerlemeleri takip etmemiz, çağdaş yöntemlerle çalışmamız gerekir.
Nasıl bir yöntem?  Mehmet Akif’in önerdiği bir yönteme işaret edelim.
Topluk ruhu
Bakıyorum ayrı ayrı pek iyi adamlarız. Bizi medeniyette dünyalar kadar geride bırakan milletlerin fertleri arasında bizdeki yükseklik yok. Sonra bakıyorum, bir yere gelince bir içtimai heyet teşkit edemiyoruz. Çünkü o terbiyeden mahrumuz. İşte bizim muhtaç olduğumuz terbiye asıl bu ikinci bir terbiye olacak. ( Eylül,1910)

Özellikle bu konu üzerinde durmak istiyorum.
Çalışma hayatında belli başlı birkaç aşama vardır: ilkel aşamayı saymazsak a)bireysel çalışma aşaması, b) işbirliği aşaması, c) işbölümü aşaması.
Bireysel çalışma önemlidir; ama hiçbir zaman yeterli değildir. Büyük projeler ancak işbölümü ile gerçekleştirilebilir.
İleri ülkeler artık bu konu üzerinde durmuyor. Onlar verimlilik konusunu irdeliyorlar.     Uzatmadan belirtelim: Çocuklarımıza işbölümü ve verimlilik kavramlarını her fırsatta uygulamalı olarak öğretmeliyiz. Eğitici çalışmalar iyi bir fırsattır; ama yeterli değildir. Onun için her zaman bu konu üzerinde duralım.
Şurasını da önemle belirtelim ki işbölümü robotlaşma biçiminde olmamalıdır. Şahsiyet kaybedilmemelidir. Şahsiyeti de geliştirme gayreti içinde olunmalıdır.
Örnek şahsiyetler şahsiyeti geliştirmede yararlı olabilirler. Bu düşünceyle Mehmet Akif Ersoy’un şahsiyeti hakkında fikir vercek bir paragraf sunacağız.(3)
Söz namustur
 “Meşrutiyet'in ilk seneleri, bir cuma, adam boyu kar yağdı. O gün Akif in haz etmediği şeyler işlemedi: Araba, tramvay, şimendifer ve vapur... Çapa'daki bizim eve o gün sütçü ekmekçi gibi adamlar bile gelmediler. Öğle yemeğinden sonra biz hâlâ ekmekçiyi beklerken nihayet kapı çalındı; fakat... Akif Bey gelmişti! Bıyığının yarısı donmuştu. Şaşırdım, nasıl geldiğini merak ettim: "Beylerbeyi'nden nasılsa Beşiktaş'a bir vapur işlemişti." "Bu kadar mı?" dedim-Tabii ki bu kadardı ve tabii ki Beşiktaş'tan Çapa'ya işleyen bir şey yoktu; ancak bunu sormaya da lüzum yoktu; çünkü Beşiktaş'tan Çapa'ya bu havada insanlar yürüyerek de gelirdi. Bu karda, tipiye, yaya yürünülen mesafeye ben şaştıkça Akif de benim hayretime şaşıyordu:

Gelmemem için kar, tipi kâfi değil, vefat etmem lazımdı. Çünkü geleceğim diye söz vermiştim."
İnsanların birbirlerine verdikleri sözün bu kadar korkunç bir şey olması o gün beni ürküttü.

“Akif" dedim, "Sen eğer verilen sözün manasını bu türlü diyorsan bana izin ver de ben bu türlü anlamayayım. Benim verdiğim sözün şiddetli bir lodosa bile tahammülü yoktur!"

            "Ben böyleyim" dedi.
Mithat Cemal Kunday’ın anlattığı bu anıyla ilgili yoruma bilmem ihtiyaç var mı? “ Söz namustur” diyerek başka anılara geçelim, başka paragraflar sunalım:

Sessiz ve konuşkan
Kalabalıkta yok denecek kadar sessizdi. O kendisi ile iki kişi olduğunuz zaman “var”dı. Muhaverelerin sevimsiz gayesi olan “kendini göstermek” zaafına kaymayarak konuşur, içiniz onun ufak cümleleriyle dolardı.
Sade Adam
Dünyaya gelmekte geç kalmış gibi muzdarip bir yüzü vardı. Fakat bu ızdırabını hiçbir lütfün ve idbarın önünde  gizlemedi.Bu mazi hicranını bir imanın sayhasındaki çıplaklıkla yüzünde taşıdı. Ancak bu, ne bir menfaatin vasıtası, ne de bir gururun davasıdır; Mehmet Akif, Mehmet Akif olduğunu bilmeyecek kadar sade bir adamdı.
Para
“Parayı bilmiyordu. (Bu mefhumu, sade Umumi harpte biraz inceledi; fakat sökemedi.) İnsanların ekseriya çirkin oldukları para meselesinde Akif çok güzeldi.
…..

Ders kitaplarımızda olumlu olumsuz kişilik özellikleri sayılmaktadır. Olumlu özelliklerden bazılarını sayalım: uysal, zeki, bağımsız, güvenilir, soğuk kanlı, gerçekçi, metin, alçak gönüllü, itaatli, duygulu, yufka yürekli, vicdanlı, sorumluluk duygusu olan, titiz, saygılı, kibar, canlı, enerjik, uyanık, aydın, uygar, samimi, inanılır… Kısaca Akif tüm olumlu özellikleri üzerinde toplamış bir kişidir.
Türk-İslam ve Batı ahlakının soylu değerlerini  nefsinde toplamış olan yüce insan örneği halis yaratılmış ve fazilet adamı olan İstiklal Marşı şairimiz Akiften yararlanmaya  devam etmemiz dileğiyle konuşmama son verirken teşekkürlerimi sunarım.

Sabahattin Gencal, İstanbul, 1993
_____________
1. Erdem Selman, Psikoloji, L2., İst. 1989
2. Kabaklı Ahmet, Mehmet Akif, Toker yayınları, İst. 1977
3.Türk Edebiyatı Dergisi,
????????????????????????????????????????????????????
???????????????????????????????????????????????????

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder