5 Temmuz 2012 Perşembe

Kurtuluş Tablosu

       Gözlerinizin önünde bir tablo canlandırın: Yazı tahtası (kara tahta), tahtanın üzerinde Atatürk  portresi, Atatürk’ün sağında İstiklal Marşı, solunda Gençliğe Hitabe çerçeveleri. Bu tabloyu canlandırmak hiç de zor olmamıştır; çünkü ilköğretim ve orta öğretimde okullarımızın her sınıfında bu tablo  var. Var da,  acaba bu tablo herkes tarafından görülmekte midir?
       Öğrenciliğimizde, psikoloji öğretmenimiz birden bire “Sınıfta kaç pencere var?”diye bir soru sormuştu bize. Doğru cevaplandıramayanlar da oluyordu. Peşinden gelen “Okul girişi merdivenleri kaç basamak?” sorusunu hiç birimiz tam olarak cevaplandıramamıştık.
       Her gün çıktığımız merdivenlerin kaç basamak olduğunu bilmediğimiz gibi, içinde bulunduğumuz sınıfın kaç penceresi olduğunu bilmediğimiz gibi yazı tahtasının üzerindeki  İstiklal Marşı, Atatürk, Gençliğe Hitabe simgelerinin anlamlarını bilmeyenler olabilir düşüncesiyle  bu yazıyı kaleme almak geldi içimden. Peşinen belirteyim ki, Kurtuluş Tablosu dediğimiz bu tabloyu anlatmayacağız, zaten tam olarak anlatamayız. Sadece konuya ilgi sağlamaya çalışmakla yetineceğiz.

       Önümüzdeki 12 Mart’ta  İstiklal Marşı’nın kabulü ve Mehmet Akif Ersoy’u Anma Günü  kutlanacak. Böylesine önemli bir konuyu bir günle sınırlamamak gerekir, Hem sadece tören  yapmakla görevimizi yapmış olamayız. Sözünü ettiğimiz tablo her zaman gözümüzün önünde olmalı. Gözümüzün önünde yerine beynimizde, kalbimizde olmalı demek daha uygun olur.

       Atatürk, İstiklal Savaşı Başkomutanı, Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılışında , Cumhuriyetin ilanında önder olmuş, inkılaplarıyla simgeleşmiş bir lider.
       İstiklal Marşı, milli tarihimizin özeti, inkılapların ruhu, vatanını ve milletini sevenlerin bildirgesi, Milli Marşımız. Milli Marşımızı yazan, Milli Mücadelenin manevi önderlerinden biri olan  Mehmet Akif Ersoy’un  Atatürk’le yan yana olması  çok anlamlıdır. Birinci Cihan Savaşında yenilmiş, parçalanmış, bütün kuvvetlerini kaybetmiş bir halk manevi olarak coşturulmasaydı Kurtuluş Savaşı kazanılabilir miydi? Atatürk önder olmasaydı, bu hareketi yönetmeseydi ne olurdu?   
        Gençliğe Hitabe, İstiklalimizin, Cumhuriyetimizin yaşaması için gençliğin üstlendiği görevler  bildirgesidir.Gençliğe bu görevlerini unutturmaya çalışmak boşuna bir çabadır.
       Bu çerçeveler yazı tahtası ile bütünleşerek bir tablo oluşturmaktadır. Yazı tahtasında yazarken bu simgeler elbette hatırlanarak yazılacaktır. Açık deyişle tüm çalışmalarımızda bu tabloyu hatırlayacağız.

        Mehmet Akif’i kullanarak Atatürk aleyhtarlığı yapanlar olduğu gibi, Atatürk’ü kullanarak Mehmet Akif aleyhtarlığı yapanlar olmuştur. İhtimal olacaktır da.
        Atatürk’le Akif Cumhuriyetin ilanından sonra bazı hususlarda farklı düşüncede olmuşlarsa da birbirlerinin aleyhinde olmamışlardır. Yüce halkımız da onları sınıflarımızda yazı tahtasının üzerinde hep yan yana muhafaza etmekte, simge olarak kabul etmektedir.

       Bu tabloyu bozma girişimleri olmuyor değil. “Bir şey olmaz.” deyip bu girişimleri kulak ardı edemeyiz.Atatürk‘ü, Akif’i ve diğer büyüklerimizi iyi değerlendirmeli ve vatanımıza, insanımıza hizmet etmeliyiz. Kültür ve Turizm Bakanımızın bir törende söylediği sözlerden bir paragrafı almayı anlamlı buluyorum:   
       "Türkiye'nin her yerinde herkes Akif ve Atatürk'ü yüreğinde sonsuza kadar yaşatacaktır" diyen Günay, şu ifadeleri kullandı: "Bu millet var oldukça bu isimler, bu bayrak, bu ezan ve bu marş, hepsi sonsuza kadar yaşayacaktır. Bir söz vardır; 'Vatanını en çok seven ona en çok hizmet edendir.' Şiir okumakla ve tören düzenlemekle ne Akif ne Mustafa Kemal ne de vatan sevilemez. Ona hizmet edeceksiniz.”  ( 27. 12. 2011, Mehmet Akif’i Anma töreni konuşmasından)
         Şiir okumakla, yazı yazmakla da bu iş olmuyor. Bu son zamanlarda  sözünü ettiğimiz tabloyu bozmak isteyenlerin, açıktan olmamakla birlikte Atatürk aleyhindeki çalışmaların nedenlerini de öğrenmek ve Milletimizi aydınlatmak gerekir.
       Yaşar Nuri Öztür’ten yapacağımız bir alıntı  Atatürk’e saldırının ardındaki sırrı  açıklayabilir sanırım:
         “Atatürk, Hıristiyan emperyalizmine karşı savaş veren, onu mağlup eden ve o mağlup ettiği güçlere karşı ve onlara rağmen devlet kuran tek Müslüman liderdir. Bugün İslam dünyasında Haçlı pergeliyle sınırları çizilmemiş bir tane devlet var mı Türkiye Cumhuriyeti dışında...
        Atatürk’ü anlamak ve dayatmak tabirine dikkat etmek gerekiyor. Türkiye’de iki şey dayatıldı, anlatılmadı. Bunlardan biri İslam’dır, anlatmadılar, dayattılar, birileri de Atatürk’ü dayattı. İkisi de insanımıza kahır çektirdi. Her iki dayatmada da Atatürk dinsiz gösterilmeye çalışıldı. Dinciler, O’nun gerçek dini öne çıkaran tarafından kaçtılar, dinin gerçeğine saygılı Atatürk’ten rahatsız oldular.
       BOP coğrafyasını şekillendirmeye çalışan süper güç, iki kuvvetten çok çekiniyor; bunlardan bir tanesi Türkiye, diğeri İran. Bu nedenle Türkiye üzerinde tahrip operasyonları yapılıp, Türkiye devleti zayıflatılmak isteniyor.Bilinçaltı, içi boşaltılıyor. ”( Fatih Erboz'un röportajı,  09.09.2006)
       Başka bir alıntı verelim:
        “Bir taraf Akif’i gerici diye devre dışı bırakmaya çalışır, öbür taraf Atatürk’ü “Dinsiz” diye gözden ve gönülden düşürmek ister. Aslında bunlar aynı merkezden, Türk’ü Anadolu’dan silmek isteyen Haçlı karargâhlarından beslenen zihinlerdir de çoğu farkında bile değildir.
( Hasan Demir – Yeniçağ, 24. 10. 2011)
        Açıkçası  milletimizi ayrıştırmak için binbir yönteme baş vurulmaktadır. Korkmayalım; ama tefrikanın felaketimiz olabileceğini de unutmayalım:

"Girmeden tefrika bir millete düşman giremez,
Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez."
Mehmet Akif Ersoy

       Bir çok yazar da sözünü ettiğimiz tabloyu bozmak için  ayrılık tohumları ekildiğini yazılarında belirtmiş ve milletimizi bilinçlendirmeye çalışmışlardır. Biz de karınca kadarınca bu duruma işaret etmeye çalıştık. Aman ha, yukarıda sözünü ettiğimiz Kurtuluş Tablosunu şu veya bu şekilde bozmaya çalışanlara fırsat vermeyelim Atatürk’ü ve Akif’i içten duyalım:

Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın.
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
(Mehmet Âkif Ersoy)

        Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur! Mustafa Kemal Atatürk (20 Ekim 1927)

       Sabahattin Gencal, Başiskele – Kocaeli, 03. 03. 2012 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder