8 Temmuz 2012 Pazar

Dut Ağacım

Çocukluğumuzu yaşadığımız yerlerden ayrı düşmenin ne demek olduğunu bilen bilir. 13 yaşımda ayrıldığım  köyümü, 69 yaşıma gelmeme rağmen hâlâ özlüyorum.İnsanlarını, havasını, suyunu; doğal yaşamını kısaca her şeyini özlüyorum. Özlüyorum da gidemiyorum. 

Dedemin sağlığında gitmiştim birkaç defa. Dedemden sonra çeşitli nedenlerden ötürü gidemedim. 
Sıla-ı rahim yapamama üzüntüsünü de artı olarak çekerken 2007 Şubatında, o da  bir iş dolayısıyla köyüme, Trabzon Dernekpazarına bağlı Akköse’ye gittim. Çok az hane kalmış köyde.
Aliosman Efendi dedemin, babaannemin ve amcamın yattığı evimizin altındaki mezarlığı ziyaretten sonra Aksilisa Camisinin üst tarafında yatan Ömer Efendi dedemi de ziyaret ettim. Sonra dayımların evine geçtim. 
Evin ıssız olduğunu biliyordum; ama pencereler bile kapalı olunca duygulandım. Gözlerim dolu doluyken evin hemen altındaki dut ağacının yanına gittim… 
Amcamın oğlu fotoğrafımızı çekti. Fotoğrafa bakan belki kuru kütük gibi bir ağaç görür; ama bu ağacı bir de benim gözümle görseniz.Sessizce dertleştik ağaçla. Duygularım gözlerimden akıp gitti. Akan kelimelerden bazılarını yakalayabildim.   


Dut Ağacım

Dut ağacım,
Ne o, beni tanımadın mı?
Ben Sabahattin
Sabahattin.

Hani, küçükken anne annemlere geldiğimde sana koşardım
Gövdene sarılınca beni kollarına alır dut ikram ederdin.

Yıllar öncesini, kolunu hatırlattığım için özür dilerim
Kim kırdı kolunu kanadını? Niçin kıydılar?
Gerçi, gençken de komşu tarlaya gölgen düşüyordu, hatta yolu bile engelliyordu dalın
Ancak tarla teyzemlerin olduğu için bir sorun çıkmıyordu
Anlaşılan, teyzemler tarlayı satınca sen de kolundan oldun
Nasıl kıydılar koluna?
Yine de canın sağ olsun

Evin üstündeki kardeşini de göremedim
Yol genişletme çalışmaları yüzünden kesildi kardeşin de
Başın sağ olsun
Anneannemlerin, teyzelerimin Bursa’ya gitmeleri yetmezmiş gibi bunlar da geldi başına
Evin altında kaldın tek başına.

Dut Ağacım,
Çevrende mısırlar olurdu, kestane kabakları, biraz aşağıda Anne annemin sebze bahçesi…
Şimdi çaylar var
Yeşil çaylar da güzel
Güzel ama çaylara dökülen suni gübre köklerinin ucunu mu sızlatıyor
Anne annemi, teyzelerimi, dayım ve yengemi görmemek nasıl burnumuzun ucunu sızlatıyorsa
Köklerinin ucu da öyle sızlıyor demek
Böyle zayıflaman, böyle kırışıp kabuk bağlaman da suni gübreden mi acaba?
Yok yok, senin derdin yalnızlıktan,
Duymuşsundur, anne annem sizlere ömür, Bursa Emir Sultanda yatıyor
Annem ve  teyzelerim de hastalıktan yatıyorlar Bursa’da,
Dayım, yengem ve çocukları her sene bir uğruyorlar sana, onlardan haberleri almışsındır.
Unutulmadığını anlamışsındır
Unutulmak yalnızlıktan beter.

Dut Ağacım,
Beni unutmamıştın değil mi?
Tanımamazlıktan gelmene çok bozuldum, gerçek sandım
Senin de diğer ağaçlar gibi halkaların hatıraların vardır.
Git 65 halka geriye
1943 yılının 28 Eylülünde bir ses kayıtlı olsa gerek.
İşte bu ses benim sesim.
Ben dayımın Akköse’deki bu evinde doğdum
Doğarken herkes gibi dünyaya, evrene haykırıp ağladım
Ağlamamı bir ebem olan anneanne, bir teyzelerim bir de siz duydunuz.

Ses kaydı dışında mutlaka başka kayıtlar vardır halkalarında
Yalnız olduğun zaman o kayıtlara bak
Ben de öyle yapıyorum hatıralarımla yaşıyorum

Dut ağacım,
Yeni halkaların, kayıtların varsa bugünü de kaydet
17 Şubat 2007. Bugün  belki de son görüşmemiz olacak
Bu tarihi hatırladıkça yine gözlerimiz dolacak
Bak ikimiz de üşüyoruz
Sen kalın kabuklarının içinde ben uzun paltomun içindeyken bile üşüyoruz
Üşüyoruz ayrılık vakti geldi diye
Titrerken birbirimize elveda demek zor
Dilerim halkalarına hatıralarımıza balta vurulmaz
Dilerim köklerin kurutulmaz
Dilerim yine yeşillenirsin yine açar ipek gibi yaprakların
Kader bu sonu gelmez ayrılıkların
Ben hakkımı helâl ediyorum,
Sen de hakkını helâl et
Doğal hayatını yaşa ilelebet.

Sabahattin Gencal


zekl müren gül ağacı değilem karazeybek1919

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder