6 Temmuz 2012 Cuma

Doğal hayat mutluluktur

        Doğal yaşam, en genel tanımıyla doğanın düzenine ve gereklerine uygun yaşamadır.
        Yaşamak salt canlı olmayı değil canlılığı, sağlıklı ve mutlu olma anlamını da içerir.
        Yaşama hakkı sadece insanlara özgü değildir. Tüm hayvanların, bitkilerin kısaca tüm yaratıkların yaşama hakları vardır. Başka deyişle tüm yaratıklar doğal yaşamlarını sürdürmelidir.
        Yaşama ortamımız yer-toprak, su, hava ve ısıdır. Açık deyişle dağlar, tepeler, ormanlar, çayırlar, ovalar, tarlalar, bağlar, bahçeler…kısaca tüm karalar yaşama ortamımız. Yine okyanuslar, denizler, göller, ırmaklar, kaynaklar… kısaca sular yaşama ortamımız. Havamızı, oksijenimizi de belirtmek gerek; güneşimizi de. Bunlar olmaksızın yaşam olur mu? Aslında insanın da hayvanların da, bitkiler ve diğer canlıların da doğanın birer parçası olduğu düşünülürse doğanın her zerresiyle bir bütün olduğu anlaşılır.
        Doğa Allah tarafından öyle bir sistemle yaratılmış ki, sistemin bir zerresinde bozulma görülürse zincirleme olarak bozulma başlar ve denge bozulur. Doğadaki muazzam dengenin bozulması yaşamı kalitesizleştirir, zamanla da yaşamı sona erdirir.
        Ekolojik dengenin korunmasından insanoğlu sorumludur. Evet, kendisine cüz-i irade verilip Allah’ın Halifesi olarak evrene gönderilen insanoğlu doğadan da sorumludur.

        Sorumluluğunu idrak eden insanoğlu doğayı korumak için, daha geniş anlamıyla doğal hayat için elinden geleni yapma uğraşısı içindedir. Çeşitli isimler altında bir çok dernek ve vakıf kurulmuştur. İl idareleri, belediyeler, okullar ve diğer kurumlar doğal çevre için çalışmaktadırlar. Bakanlıklar ve bakanlıklara bağlı müsteşarlıklar ve müdürlükler de çalışmaktadır. Ayrıca sayısız gönüllü bireyler de doğa için çalışanların kervanına katılmış durumdadır.
        *
        Damla’da “Doğal hayat mutluluk kaynağıdır.” temasını işleyen bir özel sayı çıkarırken amacımız sadece konuya dikkat çekmektir. Dikkat çekme de birkaç yazı, birkaç fotoğraf ile olur muydu?
Konuyla ilgili internette küçük bir araştırma yapınca ilginç denebilecek durumlarla karşılaştım. İşte bunun için bu özel sayıya biraz daha fazla yer vermeyi düşünüyorum.

        Doğayı hepimiz seviyoruz; ama birileri biraz daha fazla seviyor. Açık deyişle biz sit alanlarını seviyoruz. Bu alanlardaki gezilerimizde bol bol fotoğraflar çekiyoruz, fotoğraflara bakmak bile bizi mutlu ediyor; ancak bazıları sit alanlarını daha çok seviyor.
Biz yeşil alanları seviyoruz. Bu alanlarda çocuklarımızla eğleniyoruz; ama bazıları bu alanları daha çok seviyor.
Biz ormanları seviyoruz. Ormanlık alanlarda geziler yapıyoruz. Fotoğraflar, videolar çekiyoruz sonra bunları sitelerimize koyuyoruz; bakıp bakıp mutlu oluyoruz; ancak bazıları ormanlık alanları daha çok seviyor.
Bizler kıyılarımızı, koylarımızı seviyoruz; yüzüyoruz, stres atıyoruz; ama yine…Ama bazıları… İnsan merak ediyor doğayla ilgilenen bunca bakanlık, kurum ve kuruluş varken nasıl oluyor bu işler? Yoksa yasamaya da mı etki ediyor bu bazıları? Bazı doğa sever kuruluşlarının kanunları izlemeye alması bir hayli düşündürücü olmuştur.
        *
        Doğal hayata katkımız fiili olarak olmuyor, olamıyor. En azından sanal ortamlarda bile olsa birkaç yazı, birkaç fotoğrafla da olsa doğal hayatın mutluluk kaynağı olduğunu hatırlatayım istedim. Bunun için Damla’yı izlemeye alan bir çok arkadaşa katkı sağlamaları konusunda     –e mail attım. Sağ olsunlar, bu çağrıma memnuniyetle katıldılar:
        Kimileri yazı ve fotoğraflar gönderdi.
        Kimileri fırsat bulduklarında katkı sağlamaya çalışacaklarını bildirdi.
       Kimileri de sitelerinden seçme yapabileceğime dair izin verdiler.
        Bu arkadaşlarıma ayrı ayrı teşekkür edemedim. Buradan açıkça teşekkür ediyorum. Doğayı, insanları seven bu arkadaşlarımıza gönülden teşekkürler, sağlıklar, mutluluklar…

        Bu arkadaşlarımızın çalışmalarını belirli aralıklarla yayınlayacağım. Yayın planına aldığım çalışmalar aşağıya aldım ki bir yanlışlık yapmışsam düzeltilsin.
Bu arada şunu da bildireyim. Bazı arkadaşlar müsaade vermelerine rağmen sitelerinden yazı almayı beceremedim. Burasını vurguluyorum. Sitelerinde birbirlerinden güzel çalışmalar var ama ben becerip alamadım.
        *
        İsmini unuttuğum bir yazar “Zamanım yoktu, uzun yazmak zorunda kaldım.” demişti. Kısa yazmanın zaman istediğini, kısa yazmanın önemli olduğunu vurgulamak için söylenilen bu sözü zaman zaman hatırlıyorum nedense. Aslında zamanım yok değil; ama bir türlü beceremedim kısa yazmayı. Kısaca;
Doğal hayat mutluluktur. Mutluluğumuza katkı sağlayanlara gönülden teşekkürler.

        Sabahattin Gencal, Başiskele – Kocaeli, 11. 11. 11
*****************************************************
*****************************************************

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder