8 Temmuz 2012 Pazar

Damla / Özel Öykü Sayısını Sunuyoruz



SANAT İÇİN ...

 
Kapıdan çıkmak üzereydim. Duvarın bir bölümünün rengarenk olduğunu gördüm. Elimi uzattım. Gökkuşağına girmişim. Şaşırdım. Sağa sola baktım. Işık huzmesini takip ederek oturma odasına girdim. Eşim masanın üzerine metal bir çerçeve koymuştu. Camdan giren güneş ışınları bu çerçeveden yansıyarak koridorda ilerliyor ve duvarda güneşin rengini yazıyordu. ” İşte sanat budur.”dedim bir kere daha.

Yıllar öncesinden beri aynı şeyleri söylüyorum. 1958- 1959 öğretim yılı idi, Erzurum Yavuz Selim İlköğretmen Okulu laboratuarındayız. Dersi de konuyu da şimdi hatırlamıyorum. Hatırladığım mercekler ve prizmalardır. Güneş ışınlarının bu prizmalardan geçerek gökkuşakları oluşturmalarını, renklerin dans etmesini unutamadım.

Öğrencilerime hep söylemişimdir. “Sanatçı içinde merceği, prizması olandır.”
Başkaları da bu prizma benzetmesi üzerinde durmuşlardır; ama yanlış sonuçlara varmışlardır. Sanatçı gerçekleri öyle boyayıp süsleyerek sunan kişi değildir. Ne yazık ki gençler yanlış yönlendirilmiş ve sanat adına kalıcı olmayan eserler ortaya çıkmıştır.

Güneş ışığının rengi bizim ilk bakışta gördüğümüz renk midir? Değil kuşkusuz. Güneşin rengi prizmanın ortaya çıkardığı gök kuşağına benzeyen renktir. İçinde prizması olan sanatçılar aslında gerçeği ortaya çıkarmaktadırlar.

Kamera objektifliği ile bir insanı, hayvanı, bitkiyi kısaca varlıkları tam olarak görebilir misiniz? Yanı sanatçı kameradan farklıdır. Sanatçı sıradan kişilerden farklıdır. Sanatçı için aykırı insan diyorlar. Aslında sıradanlardan farklı olan, gerçeğin yüzünü yansıtabilen anlamında kullanılıyordur bu ‘aykırı insan’ benzetmesi.
Kısaca, bana göre sanatçı gerçeği gören kişidir.
Çok eleştirmenler, yazarlar, bilerek ya da bilmeyerek  sanat adına sanatı yozlaştırdılar.

Sanatsız bir yaşam düşünülemez. Sanata katkı için herkes üztüne düşeni yapmalıdır. Bu düşünceden hareketle ulaştığımız blog yazarlarından öyküleriyle katkı sağlamalarını istedik. Kimileri duyurumuzu bloglarında paylaştılar, kimileri başarılar dilediler; kimileri de öykülerini gönderdiler. Herkese ayrı ayrı teşekkür ederiz.
Damla 14 Şubat 2011 Öykü Özel Sayısı blog yazarlarının ortak katkılarıyla çıkıyor. Bu çıkışın hayırlı olmasını; sanat kapılarını aralamasını diliyoruz.
Hikâyenin ( Öykünün) ne olduğu, ne olmadığı üzerindeki tartışmalar Türkiye’de de dünyada da sürüyor; sürecektir, Hikâyenin diğer türlerden ayrılığı üzerinde;  hikâye çeşitleri üzerinde de farklı görüşler var. Hikâye ile öykü farkı üzerinde bile farklı görüşler var.

Farklı görüşler zenginliği yaratır.” diyoruz. “Farklı görüşlerde hikmetler vardır.” demekle yetiniyoruz. Kısaca kuramsal bilgiler vermek yerine hikâyelerimizi (öykülerimizi) sergiliyoruz. Bu arada bin bir kaynaktan birkaçına da bağlantı kuruyoruz.

Öyküleri çeşitleri bakımından da, temaları bakımından da kategorilere ayırmadan sunuyoruz. Özel temalı özel sayılara da kavuşuruz inşallah.
.....

Blog yazarlarının öykülerini Damla'ya taşıyarak bir harman oluşturduk.
Öyküler Harmanına girerseniz geleceğin sanatçılarını da görürsünüz. Türkçe’mizi çok iyi kullanan; noktalama işaretlerine dikkat eden, dilbilgisi ve yazım kurallarına harfiyen uyan  yazarlarımızı göreceksiniz. Kelimelerle adeta dans eden yazarlarımızı; olayları, durumları pürüzsüz akıcı bir biçimde  anlatan yazarlarımızı da göreceksiniz. Uzatmayalım geleceğin sanatçılarının öykülerini okuyacaksınız. Öykülerle doyacaksınız. Öykülere doyum olmaz ; demek istediğim sanatçılarla tanışmış gibi olacaksınız. Sanatçılarla olmak ne güzel.
.....
Yarının sanatçısı gözüyle gördüğümüz bu arkadaşlardan bir kaçı çok geçmeden eserlerini yayınlayabilirler. Eser verenler, bana da mail atıp “ Hocam eserimi yayınladım” derlerse çok mutlu olurum. Bunu niye yazdım biliyor musunuz?
1971 yılında yedek subaylığımı yapmak için askere gittim. Bir ara izinli olarak geldim. Sokakta bir öğrencimin bana doğru koştuğunu gördüm.  Sevdiği öğretmenini gören bir öğrenci nasıl davranır dersiniz? Önce el öper, sarılır; sonra da hatır sorma  faslı… Öyle olmadı. Önce tarifsiz bir sevinç ve heyecanla “Öğretmenim, bir piyes yazdık ve sayneye koyduk.”dedi, Sonra el öpme… Bu anı hatırladıkça da mutlu oluyorum. Öğretmenlik güzel bir meslek, kutsal bir meslek. Emekli olduktan sonra da öğrencilerin başarılarını izlemek de çok güzel.
.....
Dünya Öykü Günü hakkında söylenecekler, başkaları tarafından söylenmiştir. Biz bu günle ilgili birkaç bildiriye bağlantı kurduk. Biz bu günü vesile kabul ederek öykü konusuna az da olsa yoğunlaştık. Bundan böyle bloglarda çalışmalarımıza devam edeceğiz.
Damla Öykü Özel Sayısı'nın tüm sanat sever okurlar için yararlı olmasını dilerim.

Sabahattin Gencal, Başiskele, 14. 02. 2011

*****************************************************
*****************************************************

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder