26 Haziran 2012 Salı

Yunus Emre tanıtılmalı

Yunus Emre’nin Yanlış Tanıtılmasının Önüne Geçilmelidir.

        Bir kişi çeşitli alanlarda uzman olamayacağına göre üzerinde durduğumuz konu açık deyişle Yunus Emre’yi anlama ve anlatma konusu T:C: Kültür Bakanlığınca ele alınmalıdır. Bakanlık Yunus Emre’yi araştırıp inceleme konusunu birkaç uzmana havale ederek işin kolayına sapmaktadır. T. C. Kültür Bakanlığı kolaycılığı bırakıp bir ekip kurmalıdır ki yanlış anlamalar olmasın.
       “Günümüzde Yunus Emre ve Mevlana'nın yanlış tanıtıldığının altını çizen Prof. Dr. Kemikli, Hz. Peygamberden kopuk, Kuran'dan kopuk, dinle alâkası olmayan bir Mevlana ve Yunus Emre portresinin çizildiğini dile getirdi. Yaşadıkları tarihten bugüne kadar yaşantıları, fikirleri, sevgi ve hoşgörüleriyle insanlara yol gösteren bu erenleri sadece bir felsefeci gibi tanıtmanın yanlış olduğunu anlatan Prof. Dr. Kemikli, "Bu şekilde yapmak o insanlara hakarettir, onların kemiklerini sızlatır, bu çok veballi bir iştir." ifadesini kullandı.” (www.risalehaber.com/)
         Bugün, bazıları Yunus Emre’nin Aleviliğin büyük bilge ozanı olduğunu söylüyor: “Yazarları, çizerleri, tüm basın-yayın araçlarıyla Hacı Bektaş Veli ve Yunus Emre'yi Türk-İslâm sentezi içerisinde eritme ve Sünnileştirme çabaları boşunadır. Tarihsel gerçek değiştirilemez! Bu çaba yeni değil, öteden beri vardı. Şeriatçı ve milliyetçi yazarlar bunları hep işliyorlardı.” ( İsmail kaygusuz, www.turnadergisi.de/alevi/)
        Bazıları, Yunus  Emre’nin alevi olmadığını belirtmektedirler. ” Yunus Emre bir kere akide olarak ispat etmiş oluyoruz, namazlı niyazlı bir insandı. Sonra sahabe-i kirama hürmet eden bir insandı. Ayet-i kerimeleri bilen bir insandı. Alevî kardeşlerimiz de bu çizgiye gelsinler, bunun başka çaresi yoktur; çünkü, hak budur.”(Prof. Dr. Esad Coşan, www.dervisan.com/ )
         Yunus’un ölümünden iki asır sonra Yunus Emre’nin kâfir olduğunu söyleyenler oluyordu. Yunus’un “Cennet Cennet dedikleri… ile başlayan şiiri sorulduğunda Şeyhülislâm Ebu Suud Efendi bunu Küfr-i sarih (açık küfür) olarak niteleyip bunu inanarak söyleyip okuyanın katlinin vacip olduğu yolunda fetva vermekte terettüt etmemiştir. www.forum-islamik.com/)

        Yunus hakkında bir çok görüş ve iddia vardır. Bunlardan bazılarını öne çıkarıp bazılarını gizlemek doğru olmaz. Yine bazı iddiaları değişik yorumlarla kamufle etmek de doğru olmaz. Evrensellik kazanmış, güneş gibi olan milli şairimizin önündeki bulutlar dağıtılmalıdır.  Başka deyişle efsanelerle yetinmemeliyiz.

        Kısmen efsanelere göre kısmen de Bektaşi Velâyet nâmelerine ve diğer belgelere göre Yunus Emre’nin doğduğu, yaşadığı yerler tespit edilmiştir. Yunus Emre’ye ait 20’den çok makam vardır. Bunlardan Karaman ve Sarıköy öne çıkmaktadır. Bektaşı Velâyetnamesine göre Yunus Emre Sarıköylü kabul edilmektedir.
Yunus Emre’nin doğum tarihi de bilinmemektedir. Ancak Risalet-un Nushiyye adlı eserini H707 (1308) tarihinde yazdığı ve H. 720 (1320)de öldüğü bilinmektedir. Böylece H 638 (M.1240- 1241) yılında doğduğu anlaşılmaktadır. (Söze tarih yedi yüz yediydi/ Yûnus cânı bu yolda fidîydi)
        Yunus Emre’nin Eserleri Komisyonlarca İncelenmelidir
Doğum ve ölüm tarihlerini tam olarak bilmek o kadar da önemli olmayabilir. Önemli olan onun şiirleridir, eserleridir.  Ancak eserleri hakkında da bilgimiz yeterli değildir.

Yunus Emre’nin bilinen iki eseri vardır:

        1. Dîvân-ı Yunus: Yûnus Emre Dîvânının birçok yazma nüshaları vardır. Bu nüshalara Yûnus tarzında söylenen daha sonraki şâirlerin şiirleri de karışmıştır. Burhan Toprak, türlü yazmalarda görülen bin iki yüz şiirden  Yunus Emre’ye ait olanların yüz elliyi geçmeyeceğini yazıyor.
(Yunus Emre Divanı,Burhan Toprak www.eskisehir.gov.tr/sarici/ekitap/ yunusemredivan.pdf)
Yunus Emre’ye ait olmadığını sandığı şiirler için de “inciler arasında sahte inci” benzetmesini kullanıyor.
Doç Dr. Mustafa Tatcı’nın Divan-ı Yunus adlı kitabında (http://ekitap.kulturturizm.gov.tr/dosya/1-128452/h/metin.pdf  )Yunus Emre’nin 417 şiir vardır.
Farklı nüshalarda farklı şiirler. Her nüshada bulunan şiirler de ya beyit sayısı bakımından, ya içindeki kelimeler bakımından yine bir birlerinden farklı.
Divan'daki dil Azeri lehçesiyle büyük bir yakınlık ve benzerlik içindedir.
Yunus, divanında hem hece hem de aruz ölçüsünü kullanmıştır.
        2. "Risalet-el Nushiyye", 1307'de yazıldığı sanılmaktadır . (Dip not.Yûnus Emre, “Risalet-ün Nushiyye” adlı mesnevîsinin sonunda verdiği; Söze tarih yedi yüz yediydi / Yûnus cânı bu yolda fidîydi beytinden anlaşıldığı kadarıyla H. 707 (1307-8) tarihlerinde hayattadır)
"Risalet-el Nushiyye" Mesnevi nazım şekliyle yazılmış, manzum, didaktik, dini, tasavvufi, ahlaki konularda nasihatnâme  tarzında bir eserdir. Toplam 563 beyittir. Başlangıç kısmında aruz ölçüsünün fâilâtün/fâilâtün/fûilün diğer bölümlerinde, mefâilün/mefailün/fâilün kalıpları kullanılmıştır.
 Didaktik mahiyette kaleme alınmıştır.  Başta 13 beyitlik bir başlangıçtan sonra kısa bir düzyazı vardır.
Başlangıçtaki düz yazı metinde aklın ve insanın çeşitlerini anlatır.
Arkasından destanlar gelir. Eserin baş kısmında ateş su hava toprak gibi dört unsurdan yaratılmış olan insandan ve insana üflenen candan söz edilir.
Risaletün- Nushiyye’deki Türkçe asıllı kelimelerin oranı %40’a kadar düşmektedir. Ancak eserde bulunan Arapça ve Farsça kelimelerin çoğu halk tarafında da bilinen kelimelerdir.
Yunus Emre’nin dili ortak medeniyetlerden Türkçeleştirilmiş kelimelerle zengin bir İslâmi Türk dilidir.

        Yunus Emre’nin bu iki eseriyle ilgili olarak yazılanları özetledik. Kendi görüşümüzü belirtemeyeceğiz. Daha doğrusu kendi görüşümüz yok. Çünkü eski Türkçe’yi bilmiyoruz. Yunus’un kullandığı şiveleri de bilmiyoruz. Yine Yunus’un kullandığı Arapça ve Farsça’yı da bilmiyoruz. Bâtınî ve mânevî ilimleri de bilmiyoruz. Bilmediğimiz o kadar şey var ki…İşte bunun için, yukarıda da belirttiğim gibi T.C. Kültür Bakanlığı Yunus Emre’yi inceleme işini bir kişiye havale etme yerine bu konuda çeşitli uzmanların bulunduğu bir birim kursa yararlı olurdu.
         Yunus Emre üzerine Fuat Köprülü, Burhan Toprak, Abdülbaki Gölpinarli, Sabahattin Eyüboglu, Asim Bezirci, F. Kadri Timurtas, Ahmet Kabakli, Müjgan Cumbur, Abdurrahman Güzel, Mehmet Bayraktar ve Nezihe Araz , Doç. Dr. Mustafa Tatcı gibi çeşitli araştırmacı yazarlar inceleme yapmışlardır. Hepsi de birbirlerinden güzel, değerli eserler verdiler kuşkusuz; ancak Bakanlıkça bir komisyon kurulsa çok daha güzel ve yararlı sonuçlar alınabilir.
         Burhan Toprak’ın işaret ettiği bir husus var ki dikkate alınması gerekir. Toprak Divan tarzından yakınıyor; yani şiirleri alfabedik olarak sıraya koymanın bazı sakıncaları olduğunu belirtiyor.. Bu durumda gençlik yıllarında yazılan bir şiir kitabın başında bulunabilir. Olgunluk döneminde yazılan bir şiir de sonda olabilir. Bu durumda şairin gelişme seyri hakkında bilgi sahibi olunamaz. Şiir temalarındaki zıtlıklar mantıki olarak açıklanamaz. Toprak şiirleri yüzlerce defa okuyup kendine göre bir sıra yaptığını yazıyor. Bu iş komisyonca yapılsa belki daha iyi olurdu.
        Yunus Emre’nin şiirlerinin böyle belirsiz ve karışık olmaları Yunus Emre’nin değerini, evrenselliğini etkilemez. Toprak’ın dediği gibi “Yunus’un söylediği bir avuç söz bile ölmezliğine yeter.”
        Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder