15 Haziran 2012 Cuma

İnsanın cüzi iradesi var mı?

İman esaslarından kader ve kaza konusu kapsamında olan irade konusunun incelenmesi ve açıklanması çalışmalarında bir çok âlim helak olmuştur. Âlimlerin bile helak olduğu böylesine zor ve hassas konuda bizim gibi cahillere söz düşmez. İlgili ayetleri yorumlama ve  yargıya varma şöyle dursun herhangi bir fikir dahi yürütemeyiz. Ancak iman esaslarından olduğu için konu hakkında fikir sahibi olmak istedik. İnternetten yararlanarak birkaç kaynağa ulaştık. Alıntı esaslarına uygun olarak, okuyucularla paylaşmak için seçtiklerimizi sıraladık. Alıntılarda aşağı yukarı aynı olan ifadeleri de, tekrarında öğrenmede yararı olur düşüncesiyle koruduk.

I
TDK Büyük Türkçe Sözlüğünde  “Bir şeyi yapıp yapmamaya karar verme gücü, istenç” olarak tanımlanan irade İslâm kaynaklarında  külli irade ve cüzi irade olarak ele alınmaktadır.

İslam fıkhında Cüz'i irade insanlara verilmiş olan ve kaza ve kader sınırları çerçevesinde hareket imkânı tanıyan özgür iradedir. 
Cüz'i kelimesi Arapça ve Osmanlı Türkçesi'nde kısmı anlamına gelir. Buna karşılık Külli irade yani Allah (cc) 'nin iradesi herhangi bir sınırla bağlı değildir ve cüz'i iradenin üstünde yer alır.
Cüz'i irade sadece insanoğluna verilmiştir, diğer mahlukatta ve Melekler'de irade yoktur. İslam dinine göre insan'ın sorumluluğu da kendisine cüz'i irade verilmiş olmasından kaynaklanmaktadır.
Cüz'i İrade İnsanın kendi yaptıklarıyla kaderini belirlemesidir. Külli İrade İse Allah'ın belirlediği kaderdir.” (Vikipedi, özgür ansiklopedi)

Cüz’i iradekonusunda üç  temel görüş ileri sürülmüştür:

Bu görüşlerden birini, Kaderiyye diye isimlendirilen Mutezile; diğerini Cebriyye; üçüncüsünü de Ehl-i Sünnet temsil etmektedir.

a. Kaderiyye (Mutezile) mezhebinin irade hakkındaki görüşü:

Kullar, iradelerinde tamamen hür ve bağımsızdır. Zira Mutezileye göre irade fiildir. Bunda Allah'ın bir rolü yoktur. Bir bakıma insan, fiillerinin yaratıcısıdır; onları işleyip işlememekte tamamen serbesttir. Özellikle kötü fiiller açısından bu böyledir. "Allah'ın iradesi kötü fiillere taalluk etmez. O sadece iyiyi diler" (Kâdî Abdülcebbâr, Şerhu Usüli'l-Hamse, Kahire 1965, 431)
Kaderiyyeyi bu görüşe sevk eden âmil, "Allah'ın adaleti" ne bakış açılarıdır. Onlara göre, Allah'ın kullarının fiillerinde bir etkisinin olmaması, adaletinin ve kullara zulm etmemesinin bir gereğidir. Eğer Allah, kulun kötü bir fiilî yapmasında bir katkısı varsa, sonra da kulu bu kötü fiilinden dolayı cezalandırıyorsa, bu, O'nun adaletiyle bağdaşmaz. O halde kul, tamamen bağımsız olmalı ki, yaptıklarından dolayı hesaba çekilebilsin.
Bu görüşleri için dayandıkları ayetlerden birkaçı : el-Kehf 18/29,el-Bakara,  2/226, Enfal 8/51, Ra'd 13/11, en-Nahl, 16/35, Fussilet/46, İnsan/3, Şura/30, İsra/15)
Ayrıca şu hadise de dayanılmaktadır:
 “Her doğan ancak İslam fıtratı üzere doğar. Sonra ana ve babası onu, Yahudi veya Hristiyan yapar.” (Ebu Davud, Ebu Müslim, Tırmızi)

b. Cebriyye mezhebinin irade hakkındaki görüşü:

Cebriyye mezhebine göre, insanın hiçbir irâdî hürriyeti yoktur. Allah önceden her şeyi takdir etmiştir. Kul, bu takdir edilmiş şeyleri yapmak zorundadır.
Cebriyye'nin bu görüşlerine dayanak olarak ileri sürdükleri ayetler: el-Mâide 5/41, el-En'am 6/125, el-Ahzâb33/17, Tekvir 81/29, Nahl/9, Kehf/17,Yunus/99-100)

Bu görüşle ilgili hadisler:
  • “Allah önce kalemi yarattı; ‘Yaz’ dedi. Kalem, ‘Neyi yazayım?’ dedi. Allah, ‘Kaderi, olanı ve ebediyete kadar olacak olanı yaz’ diye buyurdu.” (Tırmızi, Ebu Davud)

  • “Allah yarattıklarını bir karanlık içinde yarattı, sonra nurundan saçtı; bu nurdan alanlar hidayete erdi, almayanlar delalette kaldı. Allah’ın ilmine göre kalem kurudu.” (Tırmızi, iman bahsi)

c. Ehl-i Sünnetin irade hakkındaki görüşü:

Selef, hem Kaderiyye'nin, hem de Cebriyye'nin görüşlerini naslara uygun görmemişlerdir.
Onlar, bu konudaki nassların hepsini bir bütün olarak değerlendirmişlerdir. Böylece ileri sürdükleri görüş de, her iki fırka arasında orta yolu takip eden bir görüş olmuştur.
Kula irade ve seçme hürriyetini veren, bizzat Allah'ın kendisidir. İnsana iyi ya da kötüyü seçme kabiliyetini O vermiştir. O halde insan, iradesini kullanırken Allah'ın iradesinin dışına çıkmamaktadır.
Kul, kendisine verilen irade ile seçimini yapar. Allah Teâlâ, kulların kendi fiillerini yapma ve kesb etme hürriyetine sahip olduklarını açıkça ifade etmektedir:

  • "Dilediğinizi işleyin, doğrusu O, yaptıklarınızı görendir. " (Fussilet 41/41)

  • "Kim yararlı bir iş işlerse kendi lehinedir, kim de kötülük işlerse kendi aleyhinedir. Rabbin kullara karşı zalim değildir. " (Fussilet 41/46). Ama kul bu hürriyeti kullanırken kesin olarak kendisine bu irade gücünü verenin Allah olduğunu bilmelidir. O'nun iradesi dahilinde bunları yapmaktadır; Allah Teâlâ dilemezse, hiç bir şey yapamaz.

Kul seçimini yapar ama yaratma Allah'a aittir:
·        "O, herşeyin yaratıcısıdır." (el-En'am, 6/102).
O halde yapılan iş, yaratma yönüyle yüce Allah'a; kesbedilmesi ve işlenmesi yönüyle kula aittir. Bu sebeple de sonucundan sorumludur.
Kul, irade ve isteğinin dışında kalan durumlardan sorumlu tutulmayacaktır.
·        "Allah, kimseye gücünün üstünde bir şey yüklemez. Herkesin kazandığı iyilik kendi yararına, kötülük de kendi zararınadır. " (el-Bakara, 2/286)
Kul, yaptığı bir şeyi kaderinde yazılı olduğu için yapıyor değil; o şeyi yapacağı için Allah kaderine onu yazmıştır. Bu sebepledir ki, yaptıkları kötü ameller konusunda kaderlerini gerekçe olarak ileri süren müşriklerin bu iddiaları Kur'an'da reddedilmektedir:
·        "(Allah'a, ortak koşanlar Allah dileseydi ne biz, ne de atalarımız O'ndan başka hiç bir şeye  tapmazdık ve O'nsuz hiç bir şeyi haram kılmazdık dediler. Onlardan öncekiler de böyle yapmıştı. Peygamberlere düşen yalnız açıkça tebliğ etmek değil mi?" (en-Nahl, 16/35)
(M. Sait Şimşek http://www.enfal.de/ )

Çok daha dar görüşlü kimi insan da duruma göre hem,“Allah bizi yarattı, dünya üzerinde serbest bıraktı, bizim cüzi irademiz var, kaderimizi kendimiz yazıyoruz”, hem de “Allah’ın yazdığı kadere tabiyiz”, derler. Nefsine hoş gelen bir gelişme için, “Ben cüzi irademle yaptım” deyip kendine pay çıkarırken; nefsine hoş gelmeyen bir gelişme içinse, “Bu benim kaderimde varmış” deyip, olanlardan Allah’ı sorumlu tutar.
Kaderin hakikatine ermiş olanlar ise bilir ki, insanda; “madde üstü ruh”, “madde beden” ve “madde ötesi bilinç” Birlik halindedir. Bu Birlikten dolayı insan kainatın özüdür. İşte; “Ve Allah insanı kendi suretinde yarattı. Onu Allah’ın suretinde yarattı.” Tevrat, Eski Ahit, Tekvin, Bab 1/27) ayeti bu hakikate işaret eder. (http://caferabdullah.com/)
II
 “Kulun da kendine mahsus bir küllî bir de cüz'î iradesi vardır. Küllî irade, fiile uygulanmadan var olan ve bütün seçenekleri kapsayan (yapmaya da yapmamaya da karar vermeyi sağlayan) iradedir. Cüzî irade ise bunun bir seçeneği için kullanılan (yapma veya yapmamayı seçen) iradedir. İnsanlar sorumlu tutulacakları fiilleri yapıp yapmamakta hürdür, bu sebeple de yapınca veya yapmayınca sorumlu olurlar. Allah her şeyi, zaman ve mekan engeli olmadan bildiği için, zamanı gelince kulun, serbest iradesi ile neyi seçeceğini de bilmekte ve onu yazdırmaktadır.” (Prof. Dr. Hayrettin Karaman)

“Kaderin dışında kalan hiçbir şey yoktur. Kader, Allah’ın bilgisinden ibarettir. Allah’ın bilgisi dışında kalan bir şey düşünülebilir mi? Kaderin iki yönü vardır: Külli iradeye bağlı yönü, bunda insanın rolü yoktur. Cüzi iradeye bağlı yönü. Kaderin bu yönü insanın seçimine bağlıdır. İnsan aklıyla neyi seçerse o olur. Yaratan yine Allah ama seçim insandan olduğu için o sorumludur. Olmuş bitmiş hiçbir olay kaderin dışında değildir. O zaman Allah’ın bilmediği ve yaratmadığı olayların bulunması gerekir. Her şeyi yaratan Allah’tır. Kimini kendi külli iradesiyle yaratır. İnsanın akıllı veya aptal olması, uzun veya kısa boylu olması, Türk veya İngiliz olması gibi... Kimini de insanın seçimine, isteğine göre yaratır. İnsanın namaz kılması veya günah işlemesi... Bunları yaratan da Allah’tır ama seçen insandır.”
(Prof. Dr. Süleyman Ateş, http://haber.gazetevatan.com/)

Allah insanı verdiği yük kadar mesul tutuyor. Ve her insana aynı ve eşit yükü vermediği aşikardır. Yani Allah her insana farklı kuvvette ve derecede kabiliyetler vermiş ve ona münasip bir sorumluluk yüklemiştir. (http://www.sorularlarisale.com/)

İnsanın hür bir iradeye sahip olduğunu ve bu iradesinden dolayı sorumlu ve yükümlü bulunduğunu gösteren âyetler vardır:

·        "Nefse ve ona birtakım kabiliyetler verip de iyilik ve kötülüklerini ilham edene yemin ederim" (eş-Şems 91/7-8).

·        "Şüphesiz biz ona doğru yolu gösterdik. İster şükredici olsun, ister nankör" (el-İnsân 76/3).

·        "Kim iyi bir iş yaparsa lehine, kim de kötülük yaparsa aleyhinedir. Rabbin kullara asla zulmedici değildir" (Fussilet 41/46).

(http://www.kuransitesi.com/)


“İnsanın dışındaki bütün varlıklar yaptığı eylemlerde zorunludur. Onlar için irade hürriyeti diye bir şey söz konusu değildir. Asıl hürriyet, insan içindir. Çünkü insan eylemlerinden sorumlu olabilmesi için özgür irade hakkına sahip olması gerekir. Bunu Mevlânâ bir başka beytinde  şu  şekilde ifade eder:
“O çalışma da, dua da himmet miktarıncadır. İnsan ancak çalıştığını elde eder,”
diyen Mevlânâ, tercihini, irade hürriyetinden yana yapmıştır.
Mevlânâ bu ifadelerinde bir defa daha  insanın Kelâmî bir bakış açısıyla
söylemek gerekirse, özgür yaratıldığını vurguluyor. Nihayetinde insanın doğru yolu
bulmasında iyiliğin sembolü melek ve insanın sapmasında kötülüğün sembolü şeytan
mutlak bir tasarruf yetkisine sahip değildir. Her ikisi de insanın ihtiyarını harekete
geçirmede teklifte bulunuyor. Burada karar, insana aittir. Çünkü, sorumluluk
yüklenmek bunu gerektirir. Öyleyse, insan üzerinde  şeytanın saptırıcılığı mutlak
değil, ârizidir. Şeytan, mü’minin imanını kahren ve cebren soyar, alır demek uygun
değildir. Fakat insan kendi arzusu ile imanını terk ederse, o taktirde şeytan müminin
kalbindeki imanı söker alır. (Ebu’l-Müntehâ, 1984, 27).  Burada sorumluluk tamamen
insana aittir. İnsan nefsine ve şeytana muhalefet ettiği sürece başarılı olacaktır.
(Mevlânâ, 1966, IV, 234; Ramazan Altıntaş, http://eskidergi.cumhuriyet.edu.tr)

Cüzi irademizi, Allah’ın rızasına uygun olarak kendimiz, ailemiz, toplumumuz ve insanlık için en iyi biçimde kullanabilme aklına ve becerisine sahip olmayı Yüce Allah’tan (cc) dileriz.
Ne mutlu cüzi iradesini yararlı biçimde kullanabilenlere.

Sabahattin Gencal, Başiskele – Kocaeli,


1 yorum:

  1. Ne de güzel yazmışsınız
    https://duadualar.blogspot.com

    YanıtlaSil