6 Mayıs 2012 Pazar

Zaman

        Bazen süre, bazen vakit dediğimiz “zaman”ın ne olduğunu da ne olmadığını da bilemiyoruz. Bilim adamlarının zamanla ilgili olarak  “görelilik” ve “kuantum” varsayımlarını tam olarak anladığımızı söyleyemeyiz. Zaman hakkında bilmediklerimiz bunlarla da sınırlı değil.

        Fizikçiler bugüne değin kabul gören üç boyutlu uzayın bir dördüncü boyutunun zaman olduğunu belirtiyorlar. Hareketin hızının zamanın hızı olduğunu da ekliyorlar.Bütün bunlar masal gibi.

        Masallarda, efsanelerde hatta dini metinlerde “an içinde an” dan söz edilir. Abdest alırken dalan bir veli daldığı âlemde çalışır, aile kurar, çoluk çocuğu, torunları olur… Sonra kendine gelir ki abdest almaktadır. Rüyâda da aynı olmuyor mu? Birkaç saniyelik rüyâda neler oluyor neler… Mucize gibi bir şey bu. Nitekim “Miraç mücize”sinde de bunu görüyoruz: Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) abdest alır ve Miracına başlar. Dönüşünde abdest suyu dalgalanmaktaydı.
Kuran-ı Kerimdeki ve diğer Kutsal kitaplardaki zamanla ilgili yazıları da tam olarak anladığımız söylenemez.
        *
        Bilime, efsanelere, mucizelere konu olan zamanı bilemezsek de algılayabildiğimiz zamanı bilmek özellikle de değerlendirmek gerekir.

       Fiziksel olarak belki değişmez olan zaman insan algısına göre değişken oluyor. İnsanoğlu, saat, gün, ay, mevsim,  yıl, …vb. kavramlar yaratıyor. Tabii böyle bir takvim yapma insanın içinde bulunduğu ortama, sosyal, ekonomik ve kültürel durumlara göre değişik oluyor…
                                           
        Çağlardan, asırlardan, yıllardan, mevsimlerden, aylardan, haftalar ve günlerden söz etmek de kolay değil. Hatta saatler saniyelerden bile söz etmek bile zor. Saniyenin yüzde birinin salise olduğunu ders kitaplarından öğrendik. Saniyenin binde birinin (mili saniye), kentrilyonda birinin (Atto saniye), vb. birimler de bilimsel kitaplarda var. Ama hayatımızda saniye, dakika yok gibi.

        Devlet dairelerindeki, okullardaki vakit cetvellerinde giriş çıkışlarda beş dakika ve beşin katları var. Hiç görmedik bir okulda derse girişin 09.00 da değil de 08.59’da olduğunu. Bir toplantının 13.15’te değil de 13.14’te başlayacağını… ( Okul müdürü olarak vakit cetvellerinde dakika ve saniyeyi kullanmak istedim; ama başaramadım. )
        *
        Yaşamımızda en kıymetli şeyin zaman olduğunu, bir salisenin dünyanın tüm hazineleri verilse bile geri alınamayacağını söyledik durduk.  Ama söylemekle kaldık, zamanın kıymetini bilemedik. Bilemiyoruz da… Oyalanarak zamanı geçiriyoruz, zamanı öldürüyoruz. 
Duruma göre uzun ya da kısa olarak algılanan, tekrarı olanaksız olan zamanda boşluk yoktur; ama “boş zaman” kavramı yaygın olarak kullanılmaktadır. Aslında söylenmek istenen bireyin hiçbir zorunlu çalışması olmadığı zamandır.
        Bazıları geçimlerini sağladıkları işe harcadıkları zamandan arta kalan zamanlarını boş zaman olarak düşünürler. Bazıları işinden, aile vazifelerinden sonra arta kalan zamanı boş zaman olarak kabul ederler. Daha etraflı düşünürsek insanın kendine, ailesine, akrabalarına, çevresine, insanlığa, peygamberlere, Allah’a karşı vazifeleri vardır. Bu vazifeler bireye resmi, ahlaki, dini ve vicdanı bir takım yükümlülükler yükler. Bu durumda da boş zaman diye bir kavram olamaz. 
        “Boş zamanlarımda kitap okurum, tiyatroya giderim, müzik dinlerim.” … vb. gibi yaygın söyleyişlerin geçersiz olduğunu, boş olduğunu söylemek istemiyoruz. Söylenmek istenen şudur. Kitap okumak, tiyatroya gitmek… bir boş zaman çalışması olamaz. İnsanın kendine karşı görevleri vardır. Temizlik, yemek, içmek, hava almak, kendini yetiştirmek nasıl bir görevse okumak da sosyal aktivitelere katılmak da insanın kendine karşı görevlerindendir. İnsanın kendine zaman ayırması ve bu zamanı en etkin ve verimli olarak kullanması gerekir. Hareket ekonomisi yapması gerekir. Değeri için paha biçilemeyen, tekrarı olmayan zamanı değerlendirmek en büyük görevdir.
        İnsani, toplumsal, resmi, dini, ahlâki ve vicdanı görevlerdeki başarı, zamanı değerlendirme ile doğru orantılıdır. İnsanın görevlerini yapması ile bireysel ve toplumsal mutluluk da doğru orantılıdır.
Dünya ve ahiretteki mutluluk için, her şeyden önce zamanı bireyin ve insanlığın yararına ve  Allah’ın rızasına uygun olarak değerlendirmek gerekir.
Ne mutlu zamanı değerlendirenlere.
         Sabahattin Gencal, 01. 08. 2010

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder