3 Mayıs 2012 Perşembe

Alışkanlık

        Alışkanlık söz, davranış, iş…vb. eylemlerin, başkalarının emri ve baskısı olmadan, içten gelen itici bir güçle tekrarlanmasıdır.

        İnsan doğumundan ölümüne dek sayısız yararlı, yararsız  alışkanlıklar edinir. Yine yaşamı boyunca yararlı alışkanlıkları pekiştirme, zararlı alışkanlıklardan da kurtarma çabası içindedir insan. Böyleyken insan, maalesef  alışkanlık hakkında pek fazla bilgiye sahip değildir.

        Bir bebeğin parmağını emmesi, bir çocuğun tırnağını yemesi, bir gencin sigaraya başlaması, bir yetişkinin içki içmesi…say sayabildiğin kadar. Erken kalkmak, okumadan yatmamak, ders çalışmak… Bunların hepsi alışkanlık değil mi? Doktorlar, eğitimciler, psikologlar, sosyologlar… vb. birçok meslek sahibi alışkanlıklar edindirme ya da alışkanlıklardan kurtarma uğraşısı içinde. Bu uğraşlarda başarılı olabilmek için alışkanlığın ne olup ne olmadığını iyice bilmek gerekir.

        Alışkanlığın baş nedeni içten gelen itici güç yerine kısaca ADİ güç de diyebiliriz.( A: aklın, D: duygunun, İ: içgüdünün ifadesidir.) Bir alışkanlıkta örneğin sigara alışkanlığında aklın payı ne kadardır, duygunun, içgüdünün payı ne kadardır?. Bunu bilmek gerekir ki sigara alışkanlığı edinilmesin ya da sigara içme alışkanlığı önlensin. Akıl sigaranın zararlarını sayar; ama duygu sessiz kalır. İçgüdü şartlanıldığı gibi hareket ederse sigaradan kurtarmak mümkün olur mu? Oruç tutan bir kişinin inanç duygusu da etkinleşiyor ve niyetli iken alışkanlık yeniliyor.

        İç güdü derken içten gelen tüm güdüler, tüm faaliyetler, durumlar kast edilmiştir. Hormon salgılama, emilim, otomatik hareketler…vb. birçok faktörler, genetik durumlar vb. bilemediğimiz, izah edemeyeceğimiz durumlar için kullandığımız iç güdülere tesir eden etmenlerin, yine insanın duygularına, aklına tesir eden etmenlerin  bilinmesinde yarar var. Demek ki bir alışkanlığın kazandırılmasında ya da alışkanlıktan kurtarma çalışmasında sadece kişiyi değil, çevresini, toplumu, içinde bulunulan ortamı, içinde bulunulan coğrafyayı, hatta iklim koşullarını bilmek gerekir. Bu yeter mi? Yetmez tabii. Ekonomik ve kültürel durumları, öz geçmişi de bilmek gerekir. Tüm eğitimciler, psikologlar, sosyologlar, doktorlar ve de tüm aydınlar sözü edilen bu bilgiye ulaşmak için uğraşıyorlar. Tüm bu uğraşlara rağmen başarılı olunamıyor. Kötü alışkanlıklar bireyleri de toplumu da yutmak üzere. Neden acaba?


        Başarısızlığın nedeni koordineli çalışamamaktır. Doktor ayrı çalışır, öğretmen ayrı çalışır, sosyologlar, yöneticiler ayrı çalışır. Kimi dünyanın öbür ucundaki hazır bilgiyi alır; ama komşusunu göremez. Kimi Milattan önceki bir olayı alır; ama günümüzü göremez. Kimileri yararsız araştırmalara dünyanın parasını harcarken kimileri kağıt kalem bulamaz… Kimi yapar, kimi bozar desem yanlış mı demiş olurum. Yanlış diyenlere televizyonlardaki programları izlemelerini, sokağa bakmalarını tavsiye ederiz.

        Amacımız yakınmak değil. Amacımız en küçüğünden en büyüğüne dek herkesin kötü alışkanlıklara edindiğini vurgulamak değil. Amacımız alışkanlığın baş nedeni olarak gördüğümüz ADİ güce dikkat çekmektir. Bu tabiri ilk kez ben kullandım; ama aklın, duygunun, iç güdülerin sarmalını açıklayamam.  Umuyorum ki bilim kurulları, eksikliklerini de tamamlayarak tam kadro halinde toplanır ve toplumu aydınlatırlar.

        Üniversitelerimiz mutlaka faaliyet gösteriyorlardır. Ama toplumu aydınlatamadıktan sonra faaliyetin fazla bir kıymeti olmaz. Odanın içindeki fenerlerin karanlıkta yürüyenlere faydası olur mu.

        Ek olarak da şunu belirtelim: Her şeyi başkalarından bekleme, kurumlardan, devletten bekleme alışkanlığımızdan da vazgeçelim. En azından kendi alışkanlıklarımızı gözden geçirelim: İşi basitinden ele alalım.

        Erken kalkabiliyor muyuz? Erken yatabiliyor muyuz? Erken kalkmak, erken yatmak bir şiirin adı değil; bir yaşam felsefesi bir kurtuluş reçetesidir.

        Doğru nefes alabiliyor muyuz? Nefes almasını öğrenemeden bu dünyadan göçenler kervanına katılmayalım.

        Beslenme alışkanlığımız nasıl? Çiğnemesini biliyor muyuz? Bu konuda ne kadar da çok yayın var değil mi? Yazılı basın, görsel basın bu alışkanlıkla ilgili o kadar bilgi veriyor ki, hangisi doğru, hangisi para kazanma amaçlı belli değil.

        Beslenme alışkanlığı, çiğneme alışkanlığı dedim de aklıma geldi. Dimağımızı besleme alışkanlığımız var mı? Her halde vardır değil mi? Dimağı beslerken çiğneme mevzubahis mi? Yani diyelim ki biri bir dolma verdi, lup diye yutuyor muyuz. Yutmuyorum diyenlere nutuk atanlarını sözlerini irdelemelerini tavsiye ederim. Uzatmayalım, söylenenleri, yazılanları  süzgeçten geçirerek almalıyız.

      Süzgeçlerimiz ADİ olmalı, adi olmamalı.

      Sabahattin Gencal,  Başiskele, 31. 10. 2010 

2 yorum:

  1. Merhabalar Sabahattin Bey. Değerli bilgilerinizi; düşüncelerinizle destekleyerek, alışkanlık konusunu işlediğiniz yazınızı merakla okudum. Sene iki bin on iki imiş. Şimdilerde; bu tespitlerinizi okusalar bile anlamaya çalışan yeterli sayıda kişi olmayacağını üzülerek düşünüyorum. Birlikte hareket etmek ya da organize olmakta zayıfız. Üstte belirttiğiniz yetkili kurumların koordineli çalışmayı neden düşünemediklerini hiç anlayamıyorum.

    Artık aralarından elemek ihtiyacı hissettiğimiz ve bize, düşüncemize en uygun bulduğumuz herhangi kanallarda; çeşitli konularda, güya bir uzman veya uzmanların çıkıp birbirlerinden uzak ve bizleri ikilemde bırakacak bilgi ve giderek önerilerde bulunmaları da anlaşılır gibi değil. Tam salınmışlık durumundayız şu günlerde. Nasıl toparlanılır, doğru ve düzen er geç oturur mu? Şahsen umutsuzca bakıyorum bu hallerin tümüne ve gidişata. Yine de düzelmesini dilemek en doğrusu galiba. Saygılar size.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Ece Hanım,
      Ziyaretiniz ve yorumunuz için teşekkür ederim.
      Görüşlerinize katılıyorum. Sizin deyişinizle "Yine de düzelmesini dilemek en doğrusu galiba."
      Hayırlı günler dileğiyle saygılar, selâmlar.

      Sil