10 Mayıs 2012 Perşembe

Aile

        Hz. Adem, Havva, Hz. Adem ve Havva’nın çocukları, torunları ve onların soyundan gelenler kısaca tüm insanlar ( insan âlemi) bir aileyiz. Kâinat-Dünya yuvamızdır. Yuvamızda bitkiler, hayvanlar ve  diğer ailelerle uyumlu olarak yaşamalıyız.
        Doğaya, bitkilere, hayvanlara zararımız dokunursa doğal afetler maruz kalırız. İnsanlara zararımız olursa kargaşaya, teröre, savaşlara, kaosa meydan veririz. Afetsiz, kaossuz  kısaca huzurlu ve mutlu yaşam için insan ailesi olarak üzerimize düşen görevleri yapmalıyız. Tüm yaratılanları sevmeliyiz. Sevgimizi de fiili olarak göstermeli ve gereğini yerine getirmeliyiz.
        Bu görevimizi yerine getiremiyorsak, ki getiremiyoruz,  o zaman düşünmeliyiz. Kara kara değil sistemli olarak düşünmeliyiz.
        *
        Bugün yukarıda verdiğim aile tanımını sosyoloji, psikoloji, tarih vb. kitaplarında bulabilir miyiz? Peşinen söyleyelim ki bulamayız. Bu kitaplarda bulabileceğimiz tanım çekirdek aile tanımıdır.
        Nedir çekirdek aile? Baba, anne ve evlenmemiş çocuklardan oluşan en küçük toplumsal  birlik.
        Çekirdek kelimesi niçin kullanıldı bilmiyoruz. Çekirdek kelimesinden çağrışımla bir soru aklıma geldi: Kabuğu soyulmuş bir çekirdeği, bir tohumu ekerseniz o tohum gün yüzüne çıkabilir mi, filizlenip büyüyebilir mi? Cevabımız, elbette hayırdır. ( Bir Hint atasözü: Kabuklarından soyulmuş buğday filizlenmez.) Bunun gibi çekirdek aileler gelişebilir mi, güçlenebilir mi? Bazıları.  işte burada yanıldığımızı düşünebilirler. Böyle ailelerin de geliştiğini örnek olarak gösterebilirler. Ama unutulmasın ki günümüzdeki bir çok kuşak geniş aile içinde de yaşamış bir kuşaktır. Geniş aile, aile soyu, aşiret, kabile, boy, ulus…vb. kavramların ne olduğunu az çok bilen kuşaklardan sonra gelecek kuşakları bekleyen tehlikelerin neler olduğunu düşünebiliyor muyuz? 

        Elbette düşünülüyor bu konular. Aslında düşünmekle de kalınmıyor. Aile konusunda bir çok çalışma var. Aileden sorumlu bir Devlet Bakanlığı dahi kurulmuştur.Tabi bakanlığa bağlı bir çok kuruluş da var. Diğer bakanlıkların, kurumların da çalışmaları saymakla bitmez. Ne yapılıyor? Ne yapılmıyor ki diyebilirsiniz. Yoksul ailelere yardım, kadınlara, çocuklara özel koruma …. Say say bitmez. Hepsi güzel de aileler güçlerini kaybetmeden, parçalanmadan, perişan olmadan önce tedbir alınsa daha iyi olmaz mı? Olur tabi. Ama nasıl olur? Bunun nasıl olacağını ilgililer çok iyi bilirler. Ekonomik güçsüzlüğün, sosyal ve kültürel yozlaşmanın aileyi bozduğunu, ailelerin bozulmasının yozlaşmayı, yoksulluğu artırdığını herkes görüyor. Yani göz göre göre bir kısır döngü oluşuyor. Eminim ki herkes , “Yok mudur bu kısır döngüyü durduracak?” diye düşünüyordur. Evet, bir kahraman bekliyoruz. Oysa kahramanlık dönemi geçti ya da geçmiş olması lazım. Demokrasilerde kahramanlar beklenmez. Herkes kendi uhdesine düşen görevleri yerine getirmeye çalışır. Hiçbir şey yapamıyor olabiliriz; ama hiç olmazsa düşünmekten geri kalmamalıyız.

        Ne düşünmeliyiz? Bugün aileden söze başladığımıza göre aile konusunda düşünmeliyiz. Toplumun yapı taşı aile üzerinde düşünmeliyiz. Ailenin güçlü olmasıyla toplumun güçlü olması arasında bir doğru orantı olduğunu düşünmeliyiz. Bu düşünceler ışığında  dizileri gözden geçirmeliyiz, magazin dünyasını gözden geçirmeliyiz, medyada yer alan haberleri, yazıları gözden geçirmeliyiz. Gözden geçirmek yetmez  tabi, bu ortam nasıl yaratılıyor? Kimlerin yararı var? Evet, bir komplo teorisi yaratmıyorum. Sinsi sinsi yıllardır uygulanan olumsuzluklardan söz ediyorum. Devletimizi çökertmek isteyen şer güçlere ve bunların işbirlikçilerine dikkat çekiyorum.
        *
        Dikkat çekmeyi, kurallarına uygun yazı yazmayı beceremiyorum. Bir ordan bir buradan söz ediyorum. Sözü döndürüp duruyorum. Korkarım ki başları da döndürüyorum. Öyle ya insanlık ailesinden başladık söze. Sonra dünyanın dönmesine aldırmadan günümüz ailesinden söz ettik. Oysa küresel güçlerden söz edecektim. Bu  güçlerin dünyaya şekil verme arzularından, bu arzularının gerçekleşmesi için ailenin temelini dinamitlemesinden söz edecektim. Bunların menfaatleri ile şahsi menfaatlerini bir görenlere de şöyle bir değinecektim.  Sonra düşündüm ki bu konular her gün her gün gündemde. Bu konulara sadece değinmek işe yaramıyor. Çözüm üretmek gerekiyor. Bu konuda, aslında bütün konularda işe yarayacak bir çözüm öneriyorum. Daha doğrusu önceden de önerdiğim çözümü tekrarlıyorum. Başkalarının aklı ile düşünmeyelim. Kendi aklımızı kullanalım.
        Kendi aklımızı kullanamamak hastalığımızı, zaafımızı keşfeden yerli ve yabancı düşmanlar bizi yazılı ve görsel medya ile, toplantılarla, mitinglerle ve diğer hareketlerle yönlendiriyorlar. Bu yönlendirme işini öyle ustalıkla yapıyorlar ki yönümüzü doğruya çevirmek için yıllar geçiyor.
Yıllar geçmeden, iş işten geçmeden önce aile konusunda düşünmeliyiz. Ailenin önemini belirten, vurgulayan binbir doküman var. Bunlara baş vurmalı demiyorum. Düşünelim diyorum. Ve de ona göre hareket edelim. Ailenin kutsallığına gölge düşürmeyelim.
Ailece mutluluk dileğiyle.

        Sabahattin Gencal, Başiskele, 12. 12 . 2010

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder