11 Aralık 2017 Pazartesi

İnsanlığımızı Muhafaza Edelim


Görüntünün olası içeriği: 1 kişi
Sabahattin Gencal
Başiskele-Kocaeli, 2014
Merhaba,
Nasılsınız?
İyi olmanızı, daha iyi olmanızı dilerim.
Yazımı okumaya başladığınız için doğrusu memnun oldum. Ne yalan söyleyeyim; bir yandan da tedirgin olmaya başladım. Çünkü hayal kırıklığına uğramanızı istemiyorum.
Bu anda aklından geçenleri bilemiyorum.
Aklından ne geçiyorsa geçsin sen geniş ol. Biraz daha geniş ol.



Geniş ol deyişim boşuna değil.
İnsanın zihni bir dere yatağı gibi. Bir an içinde, su gibi düşünce ve duygular geçer/akar kafamızdan. Geniş olursan suyun debisi azalır. Ne kadar daralırsan debi de o derece yükselir.
Unutmadan söyleyeyim yüksek debi beyne zarar verir.
Aklınız yattı mı bu söylediklerime?
Aklınıza yattığına memnun oldum. Zaten bu hususu biliyordunuz değil mi?

Şimdi size, bilmediğiniz bir şeyi söyleyeyim mi?
Şimdi içinizden; “Bilmediğimizi nerden biliyorsunuz?” diye bir soru geçebilir mi? Bilmiyorsunuz çünkü ilk defa açıklıyorum.
Yeni bir şey keşfettim. Ne demek şey? Sakın siyasetçilerden birinin dediği gibi şeyin şeyinin şeyine gibi yakışıksız şeyler düşünmeyin. Eğer siyasetçi gibi düşünürseniz benim bu düşüncemi hiçbir zaman anlamayacaksınız.
Ne demiştik? Geniş olalım ki duygularımızın ve peşin düşüncelerimizin debisi azalsın.

Debi azalırsa ne olur?
Ne olacak, debisi az derede sular dere yatağındaki taşları, çakılları vb. sürükleyemez.
Şimdi de, ya bu ne alâka falan filan mı düşünüyorsunuz.
Hâlâ anlamadın mı be kardeşim?
Dere yatağındaki çakıllar, kayalar bizim değerlerimiz.
Elbette bizimkisi benzetme bizim değerlerimiz öyle çakıl gibi, kaya gibi, dal budak gibi değil. Her türlü değerli taşlardan da, elmaslardan da, mücevherlerden de kıymetli.
Şimdi bu benzetmemi anladınız gibime geliyor. Ama kendinize yakıştıramıyorsunuz. “Yok, canım benim değerler aklımdan gönlümden sökülüp de akıp gitmez vb.” gibi savunmaya geçmeyin.

Nefes alın, genişleyin ve derin bir düşünceye dalın…

Tamam. Şimdi de cevap verin:
Senin adalet anlayışını sular götürmedi mi? Ben sular diyeyim, sen haması nutuklar anla.
Sakın mazeret uydurmaya kalkma. “Öyle ama öyle olursa öyle olur. Dün de böyle oluyordu… Şimdi adalet dersem beni şundan sanırlar, bana şucu bucu derler vb.” sözler geçti mi kafandan.

Peki, “Kötülüklerin anası yalancılıktır.” desem. Sakın yanlış anlama sözüm size değil. Biliyorum ki zerre kadar yalan söylemediniz… Ama yalanları ortaya dökülenlere de hiçbir tepkiniz olmadı. İçinizden oldu muhakkak; ancak “Kol kırılır yen içinde.”mazeretine sığındınız.
Adam kayırma, istismar, yolsuzluk, molsuzluk diye sayarsam debiyi artırırız.

Oysa genişlemenizi istemiştik, debi azaldığı zaman dere yatağında milli ve dini değerlerimizin kalıp kalmadığının muhasebesini daha iyi yapabileceğinizi düşünerek böyle bir istekte bulunmuştuk.
Durumlar iyiye giderken, istemeden debinin az da olsa artmasına sebep olduk. Bundan da dersler çıkarabiliriz. Şöyle ki; bir kütleye aidiyeti olan birileri o kütlenin bin bir yanlışını görmekle birlikte ayrılamıyor. Bir spor kulübünü tutar gibi tutuyor o kütleyi. Çünkü karşı taraf yanlışları öyle sergiliyor ki debiler artıyor. Öyle ki yerinde kalan birkaç çakıl parçası da yuvarlanıveriyor.

Tekrar nefes alalım. Genişleyelim ve düşünelim.
“Düşünelim.” deyip yazıyı sonlandırmak üzereyken aklıma bir şey geldi.
Mutlaka içinizden birileri soruyor: “ Niçin açık seçik yazmıyorsunuz?”  Cevap veriyorum:

Ben 54 yıl önce yazdığımı bugün de okuyabiliyorum. Ne demek bu? Bu demek ki; bir yazı her okunduğu anda düşündürsün. İnşallah buna gerek kalmayacak. İnşallah toplumu temizleyeceğiz.

Ya temizleyeceğiz, ya temizleyeceğiz. Bakın ben paradan puldan söz etmiyorum. Milli ve manevi değerlerimizin yozlaşmasından, çakıl parçasına dönüşüp akıp gitmesinden söz ediyorum. Eee, bu değerler giderse… Başka türlü söyleyelim: İnsanı insan yapan değerlerdir.
İnsanlığımızı muhafaza edelim.

Güzel bağladım değil mi?
Samimi söylüyorum. Can sıkıntısıyla geçtim klavyenin başına. Sonra seni getirdim gözümün önüne. “Boşuna zamanını almayayım; dişe dokunur birkaç lâf edeyim.” diyerek bunları yazdım.

Ne derler,  “sürç-i lisan ettiysek affola


Sabahattin Gencal, Hamidiye-Çekmeköy_İstanbul