19 Eylül 2017 Salı

"Hocama Götür Beni"


Mutluluk Tablosu
Bu mutlu tabloyu çizen öğrencilerime çok teşekkür ederim.
(arkada) Mehmet Muratoğlu, İrfan Gencal, Fuat Gencal
(Önde) Ahmet Gencal, Sabahattin Gencal, Necati Gül
(19. 09. 2017, Yukarı Baklacı- Çavuşbaşı_ Beykoz)
*****
  
2017-2018 Eğitim ve Öğretim Yılı, en sade yurttaştan Cumhurbaşkanına kadar herkes tarafından dile getirilen çok güzel dileklerle başladı. Güzel dileklerin gerçekleşmesini Yüce Rabbimizden niyaz ederiz.

Eğitim ve öğretim, sadece, 18 milyondan fazla öğrenci, bir milyona yaklaşan öğretmenin değil bütün ulusun sorunudur. Onun için herkes kendini eğitimci olarak görmelidir.

Herkes derken yine en sade yurttaştan Cumhurbaşkanına kadar tüm bireylerimizi kast ediyorum. Evet, herkes yani hepimiz ağzımızdan çıkacak her kelimeye dikkat etmek zorundayız. Davranışlarımıza dikkat etmek zorundayız; çünkü gözümüzden sakındığımız sevgili yavrularımız bir teyp gibi, bir kamera gibi her şeyi kaydetmektedirler. Teyp ve kamera kelimelerini konuyu canlandırmak için söyledim. Aslında bilinçaltı konusunu dile getirsek daha iyi olurdu belki.

Değerli öğretmenlerimiz yarınların teminatı sevgili yavrularımızı bilinçlendirmek için uğraşırken çocukların bilinçaltı gelişi güzel beyanatlarla, konuşmalarla, olumsuz davranışlar ve olayla doldurulursa ki dolduruluyor sonumuz iyi olmaz. Unutulmasın ki olumsuzluklar bilinçaltında mayalanıyor. Öyle oluyor ki kendilerini eğitime adayan kıymetli öğretmenlerimizin gayretleri de heba oluyor.

Bütün bunları söylememin sırası mıdır bilmem. Aslında nasıl başlanılması gerektiğini yazsak daha iyi olurdu:

Eski Milli Eğitim Bakanlarımızdan Rahmetli H. A. Yücel’in “Başarının sırrı iyiye başlamak, iyi başlamak ve iyi bir yoldan devam edip bitirmektir.” sözünü her zaman hatırlarım. Lütfen, siz de bu söze göre bir gözden geçirin eğitimimizi:

İyiye mi başladık?
İyi mi  başladık?
...

Yukarıda belirttiğim gibi dileklerimiz, mesajlarımız çok çok güzel; ama gerçek nasıl?

Bu ve buna benzer sorunları konu edecek yerde bilmem neyi gündeme düşürmek doğru mu? Evet, her sorunun üzerinde herkes kafa yormalıdır; ama öncelikleri unutmayarak.  Her şeyi gerektiği zamanda gerektiği sırada ve gerektiği dozda ele almalıyız. Bazı sorunların üzerine adeta tül çeker gibi başka başka havalara girmemeli.
***
Ben emekli olduktan sonra, torunlarımın okuduğu okulların etkinliklerine, bu arada eğitim öğretim yılı açılış programlarına katılarak, bir nevi kendimi tatmin eder oldum. Torunlarım okulu bitirince yeniden bir emeklilik yaşadım.

Ancak emekli öğretmenlerin anlayabileceği yoğun duygularla dolu olarak 2017- 2018 Eğitim ve Öğretim yılına, hayali olarak girdim. Birkaç gün önce öğretmen olan oğluma ve onun şahsında tüm öğretmenlere ve eğitim camiasına bir mektup yazdım.(tıkla) Eğer biraz keyifsiz olmasaydım en son olarak öğretmenlik yaptığım ve 18 yıl önce ayrıldığım okulun açılış törenine katılmayı düşünebilirdim. Hiçbir şey düşünemeyerek evde kaldım. Evimin tam karşısında olan bir teknik Lisesin’den gelen  seslerle yetindim:

“Sevgili Öğrenciler! Şimdi ders zamanı... İyi dersler!
 Sayın Öğretmenler, iyi dersler!

Her derse girişlerde bu anonsu duyuyorum.  Yukarıda dedim ya bu basit gibi görülen sesleri ancak emekli öğretmenler değerlendirebilir.

Ben bu duygularla mahzun mahzun otururken Facebook’ta paylaşılan fotoğrafımın altına tam 47 sene önce derslerine girdiğim iki öğrencimin yorumlarını okudum. Allah (c.c) kendilerinden razı olsun yorumları her zaman güzel ve anlamlıdır. Okuyunca çok memnun olurum. Ama bir cümle, bence öyle etkiliydi ki anlatamam.

Bir öğrencim, 19 Mayıs Üniversitesi emekli öğretim görevlilerinden Necati Gül Bey, diğer bir öğrencim, Teknik Lise’den emekli olan  atölye öğretmeni Mehmet Muratoğlu Beye “Beni Hocama götür.” diye yazdı.

Bugün beni oğlum Fuat’ın kulübesinde ziyaret ettiler. Daha sonra akrabam İrfan Gencal ve oğlum Ahmet Gencal’da sohbetimize katıldı.

Ne konuştuk?
Ne konuşmadık ki?

Hayvan sevgisinden, doğa sevgisinden, insan sevgisinden, eğitimden öğretimden; anılardan kısaca her şeyden konuştuk.  

Pardon, bir şeyden konuşmadık: “Beni hocama götür.” Sözünün beni ne kadar etkilediğini gündeme getirmedim. Duygularımı sergileyerek neşelerini bozmak istemedim. Allah neşelerini daim etsin. Sadece güzel anı bırakmadılar. Yararlanabileceğim fikirleri de bıraktılar.

Eğitim öğretim yılının başlangıcında beni ziyaret eden sevgili meslektaşlarıma ne kadar teşekkür etsem azdır.

Yazayım mı yazmayayım mı diye düşündüğüm bir cümlem daha var. İnşallah gelecek eğitim ve öğretim yılında da öğrencilerimle birlikte olurum.

Oğulllarım Fuat ve Ahmet, daima pozitif düşünmemi, duygusal konulara girmememi söylerler.  Ben de onları kırmamak için eğitim ve öğretimle ilgili genel bir yazı yazacak sonunda da kısaca bugünkü güzel buluşmamızı ekleyecektim. Ama kısa yazmayı beceremiyorum. Sözde önce Türkiye’mizin ağır eğitim sorunlarını yazacak ve bunların arasına benim duygularımı kamufle edecektim.

Ben kamufle etmek konusunda da beceriksizim galiba. Bazıları eğitim ortamında öyle şeyleri kamufle ediyorlar ki ne siz sorun ne ben söyleyeyim.

Allah (c.c) yardımcımız olsun.
Sabahattin Gencal, (Emeki öğretmen), 19. 09. 2017
Hamidiye-Çekmeköy_İstanbul