22 Mayıs 2017 Pazartesi

Ayna ayna


           “Anne karnında bir bebek nasıl olgunlaşırsa insan beyninde fikirler de öylesine olgunlaşır.” benzetmesini kabul edersek başka benzetmeler de yapabiliriz. Anne karnındaki bebek olgunlaşmadan atılırsa ki bu ya erken doğum ya da düşük demektir. Fikirler için de aynı şey söylenebilir mi?
Ben söylüyorum işte: Bir düşüğümüz oldu.
Bu da ne demek ? Okumaya sabrınız yeterse anlatalım:
Sabah sabah internet dünyasına adım attım. Sırrını çözemediğim bu dünyada da pek rahat değilim. Her şeyle karşılaşıyorum. Bu kez Andrei Tarkovsky   ile karşılaştım.
Andrei Tarkovsky  Bakın ne diyor:

Kendinizi, kendinizle zaman geçirmeyi yalnızlık sanmayacağınız şekilde yetiştirin.

          “Yalnızlık”derdini çeken biri olduğum için ilginç geldi bana bu söz. Sordum Google’ye kim bu Andrei Tarkovsky ?

“Andrey Arsenyeviç Tarkovski, Rus film yönetmeni, yazar ve aktör. Sinema tarihinin önemli yönetmenlerinden biridir. Sergei Paradzhanov'la birlikte Glasnost öncesi kuşağın en iyi yönetmeni olarak kabul edilir.”

Ayna isimli kendi çocukluğundan esinlendi bir filmi takdire şayanmış. Derin ve kişisel ve içe dönük ve kendine bakmakta başarılı filmmiş. Yine, bu adam anlama ve kendini görme konusunda bambaşka bir algı tekniği geliştirmişmiş. –mişli geçmiş zaman kullanıyorum çünkü 1970’i yılların filmiydi.

Ee, ne var bunda diyeceksiniz. Ayna var bunda.

Anlamadınız değil mi? Yine başa dönerek anlatayım:

Allah nasip etti bir daire aldık. Çalışma odamda tam çalışma masamın önüne büyükçe bir ayna astırdım. Ya, masanın önünde ayna görülmüş şey midir? Makyaj yapmak, traş olmak, süslenmek vb. için lavaboda, şurda burda asılanı gördük de…
Uzatmayalım. Tasavvuf edebiyatında kullanılan ayna metaforuna düştüm. Ama bir türlü çıkamadım. Anlayamadım da üstelik:

“İbn Arabî’ye göre insan yaratılana kadar âlem cilasız bir ayna gibidir. İnsan bu aynanın cilasıdır. Yine İnsan-ı Kâmil ve onun kalbi en kuşatıcı, en parlak ve en düzgün ayna konumundadır. Bütün âlem işte bu aynadan sûretini almaktadır. Diğer insanlar bu aynaya bakarak kendisini görmektedir.” [i]

Bir şeyin kendini kendisi vâsıtasıyla görmesi, ayna gibi başka bir şeyde görmesine benzemez.”(İbnü’l-Arabî)

            İbn Arabî takipçilerinden Cîlî’ye göre, kalb, yüze tutulan aynaya benzer. Kalb, varlığın görüntüsüdür. Âlem her nefeste değişmektedir ve âlemin görüntüsü kalbe vurunca kalb de âlemle beraber değişir. Tıpkı bir şeyin aynada aynının değil de aksinin çıkması gibi. Yazının aynada ters taraftan yansıması gibidir. Ona göre, aslında âlem ancak kalbin aynasıdır.

Mü’min, mü’minin aynasıdır.”  [ii] meâlindeki hadis, bunun en meşhur örneğidir. Burada mü’minin, ona bakan başka mü’minlerin kendi eksiklik ve hatalarını açıkça görüp düzeltmelerini sağlayan, cilalanmış, pırıl pırıl parlatılmış bir ayna metaforuyla anlatıldığını görmekteyiz. Bunun aksini düşünmek de mümkündür:

Yansıtma özelliği azalmış, bozulmuş ayna konumundaki kusurlu ve günahkâr mü’minleri gören diğer mü’minler, bundan kendilerine ders çıkararak aynı yanlışlıklara düşmemeye çalışırlar. Bu hadiste ayna metaforuyla tasvîr edilen gerçek mü’min, sûfîlere göre insan-ı kâmil ve Cenâb-ı Hak olarak da yorumlanmaktadır.[iii]

Bu alıntılardan fazla bir şey anlamadınız değil mi? Ben de anlamadım.

Masamın karşısındaki aynadan söz ediyorduk değil mi?

Aynaya şöyle bir yazı yazdırdım: Önce kendini gör Sabahattin Gencal

Belki de ilktir böylesi. Ben bu dünyadan gittikten sonra, gör kelimesinden sonra bir nokta konur olur biter. Yani bu haliyle bana diyorlar ki “Önce kendini gör Sabahattin Gencal”. Sözün noktalı halinde benim geri kalanlara vasiyetim olur: Önce kendini gör.(Sabahattin Gencal)

Ne ince iş değil mi? Asıl ince iş ayna metaforunu anlamak. Bu konuda çalışmaya niyetlenmiştim. Hatta birkaç vecizenin peşinden gidiyordum. Ama bir kitap oluşturma çalışmam olduğu için ayna metaforunu olgunlaşmaya bırakmıştım.

Gel gör ki bu sabah, bu metafor aklıma  Andrei Tarkovsky   ile düşüverdi.

Sadece tasavvuf edebiyatında değil, sinema sanatında ve diğer görsel sanatlarda da kullanılıyor ayna metaforu.

 Metafor kelimesi okkalı bir kelime değil mi?  Bir ilgi veya benzetme sonucu gerçek anlamından başka anlamda kullanılan sözlere veya kavramlara mecaz yahut metafor denir. Okullarda istiare veya eğretileme derdik ya. Ben de şaşırdım, “Önce ekmekler bozuldu”(Oktay Akbal) Şimdi de kelimeler… Bozuk ekmek yersek anlayışımız kıt olur. Fikir üretmekte zorluk çekeriz ve olgunlaştıramadığımız fikirler böyle düşüverir.

 Valla, Ayna benzetmesini, tasavvufi anlamında büyütüp doğuramadığım için üzgünüm. Beni çok aşan bir konu bu.

Benim ilk aynam su birikintileriydi, camlardı. Sonra yuvarlak cep aynaları… Parklardaki kırık aynalar. Herkesi güldüren beni hüzünlendiren kırık aynalar. Aynalar aynalar.

*
Ayna karşısında yazıyorum bu düşük meselesini. Bari birkaç vecize aktaralım da harcadığımız zamana değsin.

Kendini görmek mi istiyorsun? Aynada ki dışına değil, içinde aynalara bak! (Ali Suad)
*
Aynaya pek az bakan, kusurlarını pek az görür. (Cenap Şahabettin)

*
Aynaya baktığında başka birini görmek istemiyorsan kendin gibi ol. (A. Lincoln)
*
Davranışlar, herkesin kendini seyrettiği bir aynadır. (Goethe)

*
Ayna benim en iyi dostumdur.  Çünkü ben ağladığımda, o asla gülmez.  (Charlie Chaplin)
*
Gelişmemiz için bir aynaya ihtiyacımız var.  (Arthur Schopenhauer)

*
Hayat bir ayna gibidir; gülümserseniz, o da size gülümser. (Peace Pilgrim)

          
          Ayna insanın karşısında değil içinde olmalı. (Sabahattin Gencal) 
        
         
         Sabahattin Gencal,
         Hamidiye-Çekmeköy- İstanbul, 22.05. 2017




[i] http://www.yasamaugrasi.com/kultursanat/ibn-arabide-ayna-metaforu-sembolizm.html
[ii] Süleyman b. el-Eşref Ebû Dâvud es-Sicistânî, Sünenü Ebî Dâvud, Dâru’l-Fikr, tahk.: Muhammed Muhyiddin Abdülhamid, yy., ts., Edeb, 49  
[iii] Ahmet Ögke, Vâhib-i Ümmî’den Niyâzî-i Mısrî’ye Türk Tasavvuf Düşüncesinde Metaforik Anlatım, Van 2005, s. 66. İbnü’l-Arabî’nin Fusûsu’l-Hikem’inde Ayna Metaforu | 77