16 Ocak 2018 Salı

“Göreyim sizi birbirinizle iyi geçinin…”


Görüntünün olası içeriği: 1 kişi


Uyarı: Bu yazı sadece uzun değil, biraz da moral bozucudur.  Sadece zaman almaz, biraz da kafa karıştırır.
Bu yazı sadece yöneticilerin durumuna değil, halkımızın düştüğü duruma da işaret eder. Onun için okuyarak zaman harcamayınız. Ama oldu ki okumak istediniz. O zaman da bu yazının düzünden de tersinden de okunabilecek, plansız doğaçlama bir yazı olduğunu hayretle görecek ve kim bilir belki de düşüneceksiniz.
Sabahattin Gencal (Damarları sertleşmeye başlayan adam)

         *
Allah (cc) devletimizi ve milletimizi korusun.
Allah herkese, bu arada bizlere de sağlıklı, mutlu ve hayırlı uzun ömürler versin.
Allah dinden, imandan ayırmasın. Her iki dünyamızı da mamur etsin.
Allah hayır dualarımızı kabul etsin.
         *

Bugünler moralim yine bozuk.
Böyle morali bozuk olanlara yapılan tavsiyelerden biri de öğrenmeye ve öğretmeye devam etmesidir. Morali bozuk adamın, zarardan başka ne yararı olur.

Yarar olmayacağını bilmekle beraber yazıyorum yine de.


Derdiniz varsa gidin denizlere anlatın. Kedilere bulutlara anlatın. Pencere pervazından çiçeklere anlatın. İnsana dert anlatılır mı hiç.” Nejat İşler’in bu sözünü, herkesten farklı yorumlayacağım. Söz, insanların dert anlatanlara sağır olduğunu belirtmesine rağmen; ben “Dert anlatarak insanların moralını bozmayın.” biçiminde yorumluyorum. Doğrusu da bu olsa gerek; çünkü duygular bulaşıcıdır.
*

Bir televizyonum vardı. Bugünler televizyon da sarmıyor:

Sözde bilim adamları ve uzmanların beraberce çıktığı programları izlerken başım ağırıyor. Yüksek yüksek perdelerden yapılan konuşmaları dinleyince midem bulanıyor. Onun için kanal kanal geziniyorum.
Önceki gün bir kanalda Doç. Dr. A. Şener’e rastladım. Dinlemez olaydım. Öyle moralimi bozdu ki anlatamam.

Adam dosdoğru konuşuyor, tarih ve saat veriyor, rakamları konuşturuyor. Yasa maddelerini sıralıyor. Sırası mı şimdi böyle dosdoğru konuşmanın. Zaten, anlattığına göre birçok kanal yer vermiyor ona. Böyle dosdoğru konuşanlara yer veren kanallar da kapansa iyi mi olur acaba?

Başta dedim ya benim moralimi bozdu. Kim bilir nicelerinin de moralini altüst etti.

Bize bu yapılır mı hiç? Kendi dertlerim başımdan aşmış bir de…

Çok da şikâyetçi olmayalım. Allah’ın gücüne gider. Nice çaresizler var. Benim durumum hamt olsun iyi.

Ne var ki terörist hücreler yine endişeye sevk ediyor insanı. Anlaşılan iki operasyon yetmedi. Bir haftaya kadar sindiler sindiler; değilse doktorlar operasyon yapmasını bilir.

Başka başka hücreler de fırsat kolluyor. Yok, kistmiş, yok bilmem ne plakmış. Açık deyişle damarlar sertleşiyor. Her şeyim sertleşiyor. Oysa ben sertlikten yana değilim.  Haftaya doktorlarla konuşacağım yine inşallah güzellikle üstesinden geliriz.

Şimdi, siz söyleyin, böyle bir durumda olan adamın moralini bozmaya Şener ve Şener gibi doğru konuşan kişilerin hakkı var mı?

Şimdi merak etmişsinizdir. Şener ne dedi acaba? Tüm söylediklerini yazamam, gereği de yok zaten. Ama bir iki hususu belirtmekte yarar var:

İhlâs zedelerden söz etti. Ben de İhlâs zede olduğum için dikkatle izledim:

İhlâs Finans iflas etti. İlkin banka olmadığı için hakkında bir işlem yapılamadı. Daha sonra finans kurumlarını da banka gibi bir statüye bağladılar. Bu yasadan hareketle İhlâs Finansın TMFS’ye devri işlemleri yapıldı. Ancak Meclis Genel Kurulunca yapılan işlem kaldırıldı.

Şener’in ifadesine göre bizzat başbakan, ilgili uzmanlara ve diğer ilgili kişilere çıkışarak İhlâs’ın devrini önledi. Böylece sayısız kişi ve bu arada ben havamızı aldık. Bu vesileyle tekrar söleyeyim ben bir İhlâs zedeyim. Ben 1999’da depremzede de olmuştum. İzmit Körfezi sahilindeki dairemizi deprem aldı elimizden. “Canımız sağolsun, gelen mala gelsin.” dedik. Fazla üzülmedik. Ama İhlâs zede olmak daha çok üzdü beni. Aslında fazla param yoktu. Derler ya dişimden tırnağımdan artırdığım birkaç kuruş. Baktım alamıyorum. Seneler sonra, yarısı ile Kuzuluk’ta bir 15 günlük devre mülk aldık. Senede 15 gün, 600 küsur TL aidat ödeyerek banyo alıyoruz. Öteki yarısı için hâlâ hava alıyoruz. Yine canımız sağ olsun. Benim canımı yakan, inanın para değil İhlâs kavramına yapılan ihanettir. Bütün dindarlar, özellikle yönetim kademesinde bulunanların bu konuda çok hassas olmaları gerekirken, evet gerekirken tutup da onları koruma altına almak her bakımdan can sıkıcı.

İnanın bu İhlâs meselesi hiç ama hiç aklımda yoktu bu günler. Ama Şener, sorulan soruyu geçiştirmek yerine bu konuyu anlatarak moralimi bozdu. Onun için Onuncu köyden de kovulmasını öneriyorum. Dahası var:

Ben, ne hikmetse karamsarımdır biraz. Başta büyük oğlum olmak üzere, beni tanıyanlar pozitif düşünmemi önerirler. Bazen hak veririm onlara. Bardağın boş tarafına bakma derler. Dolu tarafında ne olduğunu sorunca yollar, köprüler, geçitler vb. dev projelerden söz ederler.

Ben de bardağın dolu tarafına bakmaya karar veriyordum ki; Şener yine moralimi bozdu. Bu yap işlet devret projelerinin nasıl olduğunu, geleceğimizin nasıl ipotek altına alındığını söyleyince inanır mısınız değil bardağın dolu tarafı bardak kalmadı.

Daha üzücü taraf bütün bunlar ballandıra ballandıra anlatılırken, konunun iç yüzünü bilen bir Allah’ın kulu çıkıp bizi aydınlatmadı.

Şener’i daha önce de dinlerdim. Özelleştirme konularında, ihaleler konularında bilgi verirdi. Üzülürdüm; ama bugünler, özel durumumdan olacak böyle konuları duymak istemiyorum.

Ben, duygu kontrolü yapan biriydim. Şimdi, belki terörist hücreler yüzünden, belki kalp damarlarının sertliği, belki de Akciğer ve diğer organlardaki aksaklıklar yüzünden duygu kontrolü yapamıyorum. Üzülüyorum.

Zengin fakir arasındaki uçurumun açılmasına doğrudan veya dolayısıyla sebep olan yöneticilerin icraatlarına üzüldüğüm kadar muhalefetin tavrına da üzülüyorum. O da içimde kalmasın açıklayayım:

Bu an için söylemiyorum, daha önceleri böyle hukuku, eğitimi, yönetimi, ekonomiyi vb. yerle bir eden yöneticilere söz geçiremeyince derhal sineyi millete dönüp yöneticileri halkla, kendi sevenleriyle baş başa bırakmalıydılar.

Düşündüğüm gibi yapamadılar. Bari şimdi doğru dürüst bir muhalefet yapsalar ya. Neymiş seçimler seçimler…

Doğru partiler demokrasinin vaz geçilmezidir. Seçimler gereklidir. Ama partiler seçimlere eşit şartlarla mı giriyorlar? Bu söylediğim bazı partilerin boykot nidalarıyla karıştırılmasın lütfen.

Her konunun propaganda vesilesi yapılmasından bıktık usandık. Masal anlatmayı, nutuklar çekmeyi bırakalım ve halkı doğru dürüst aydınlatalım.

Aydınlatmak bir görevdir. Şener buna “Emri bil maruf nehyi anil münker.”diyor. Ah, Şener, yine üzdün beni: rahmetli annemi hatırlattın bana:

84 yaşında vefat eden rahmetli annem son nefesine kadar “Emri bil maruf nehyi anil münker.” yapmayı bir görev bilirdi. Bizlere ve ziyaretine gelenlere “Göreyim sizi, birbirinizle iyi geçinin. Namazınızı ihmal etmeyin. Görevlerinizi dikkatli yapın. Vb. sözler ile başlayıp dini nasihatler verirdi.

Dikkat ediyorum da bu görevi yapmaya çalışanlar çoğunlukla ahiret hayatı için nasihat veriyor. Prof. Dr. A. Bardakoğlu’nun dediği gibi dinimiz sadece ahiretle ilgili değil. Bu dünya hayatının nasıl olması gerektiğini, yozlaştırmadan anlatmak gerekir.

Yozlaştırma kelimesini özellikle kullandım. Örneğin, Peygamberimiz (sav); "Ben, ancak güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim." demesine rağmen ahlâk sadece cinsel ahlâk yönüyle ele alınıyor. Ticari ahlâk, siyasi ahlâk vb. konular gündeme gelmiyor bile.

Hiç kimse kızmasın, darılmasın. Ben ticari ahlâkımızın da siyası ahlâkımızın da istenildiği gibi olmadığını söylüyorum. Beni yalanlarsanız memnun olurum. Okullarda ahlâkı konuları okutmak yetmez; örnek olmalı örnek. “Eline, beline, diline”sahip olmalısın. Hak hukuk nedir bilmelisin. Adam gibi adam olmalısın. Daha ne diyeyim?

Şunu da bir not olarak yazayım:

Bu yazıyı bitirmek üzereyken oğlum Fuat telefon etti. Sesimin bozulduğunu, dolayısıyla kafamın da moralimin de bozulduğunu anladı.

Anladı; ama eksik anladı. Zannetti ki bugün gittiğim özel hastanedeki doktorların sözlerinden etkilendim. Onun için, “İzmit’e Umut Tepeye gidelim” dedi. Gerek rahmetli eşim içim için, gerekse benim için defalarca gittik doktorlara. Bizi tanıyan doktora gitmenin daha yararlı olacağını söyledi. Hak verdim kendisine.

Doç. Dr. Şener ve Şener gibi doğru dosdoğru konuşanları da artık dinlememeye çalışacağım.

Yüksek perdeden atan İMF’ye borcumuzu bitirdik deyip, dört kat daha fazla borç aldına girildiğini söylemeyenleri dinleyeceğim.

%11 kalkındık deyip, bu kalkınmadan bizlere düşen payı söylemeyenleri dinleyeceğim.

Aslında, biraz takatim olsa tiyatroya gidip komedi oyunları da dinlemek isterdim.

Şaka yaptığımı sanmayın. Prof. Osman Müftüoğlu’nun  ve dostların sağlık öğütlerini dinliyorum. Hepsi de aşağı yukarı aynı şeyleri söylüyorlar. Kafaya takmamak gerek. Aslında doğru da söylüyorlar. Kafaya taktık da ne oldu. Durup dururken hücrelerimi terörist yaptık. Teröristler görüldüğü yerde…
*
Baştaki uyarımıza rağmen bu yazımızı okuyan olmuşsa, zamanını kaybetmeye sebep olduğum için üzüldüm.

Onun için bir telafi cümlesi yazalım:

Emri bil maruf nehyi anil münker.” Hepimizin görevidir. Ben, böyle sıkıntılı yazının içinde bile bu görevi hatırlatmaya çalıştım.

Rahmetli annemin sözleriyle bitiriyorum:

Göreyim sizi birbirinizle iyi geçinin…”


Sabahattin Gencal, Hamidiye-Çekmeköy-İstanbul