21 Ekim 2017 Cumartesi

Esin Bozdemir


*******************************************
       
               Merhaba,

          Bir yazısında da belirttiği gibi, adım attığı her yerde tarih boyunca gelişmiş uygarlıkların izlerini gören Esin Bozdemir’in İzler ve Yansımalar adlı bloguna gideceğiz şimdi.

        Herkes seyahat edebilir, herkes bir fotoğraf makinesi gibi, bir kamera gibi görebilir; ama tarih boyunca gelişmiş uygarlıkların izini görebilmek öyle kolay değil. Böylesine görmek için bilgi gerek, en önemlisi de kültürlü olmak gerek.
Gördüklerimizi yansıtmak kolay mı sanırsınız; hele bloglarda.

     Bozdemir salt gördüklerini yansıtmıyor, okuduğu kitapları da duygu ve düşüncelerini de anlaşılır ve akıcı anlatımıyla aktarıyor.

        Yazılanları canlandırıyoruz, sanki gözümüzün önüne geliyorlar. Fotoğraflar ve videolar da cabası.

        Okuyucularla iletişime geçmek büyük bir marifet.  Başarının sırrı burada sanki. İletişim derken mailleri ve yorumları kast ettim. Ama siz diyebilirsiniz ki Bozdemir  yazmıyor sanki yanımızdaymış gibi anlatıyor. Hele bir okuyun daha çok özelliklerini bulacaksınız yazarın. Birkaç örnek bizden:

         Yaşayan Sümer Kraliçesi Muazzez İlmiye Çığ hakkında bakın ne diyor Bozdemir:

        “Ülkemiz insanlarının aydınlanmasına, kadınların modern ve çağdaş bir dünyanın içinde yer almasına ve yaşamı sorgularken tarihe ışık tutacak o olağanüstü çalışmalarıyla, gençliğine ve dinamizmine hayran olduğum(uz) okuyan, araştıran ve üreten bir Cumhuriyet kadını.” Bozdemir’in amacını belirtecek çok güzel bir ifade.

         Kültürel etkinlikler için de bakın ne diyor:

       “Kaçırır mıyım hiç, hele ki ...” Üç nokta yerine sergi yazın, plak günleri yazın, konser yazın; ne bileyim etkinlikle ilgili aklınıza geleni yazın. Yazar kaçırmıyor bu etkinlikleri. Bu etkinlikleri takip eden birçok kişide vardır belki; ama yazarımız yansıtıyor.

        Paylaşmanın, hele bu tür paylaşmanın ne kadar güzel, yararlı ve örnek olduğunu görmemiz için okumaya başlayalım.

        Kolay gelsin.

       Sabahattin Gencal (Emekli Öğretmen)

*******************************************



26 Eylül 2017
Hoş Geldin Sonbahar

Geldi yine bir sonbahar, sessiz sedasız. "Ne çabuk geçti yaz? ne çabuk geçti kış?" derken... yazlar, kışlar ardı ardına diziliyor, ömürler geçiyor hiç anlamadan. Bir koşuşturmaca, bir curcunadır akıp gidiyor zaman.
"Yaz mı? kış mı? yoksa ilk, ya da sonbahar mı?" derseniz, ben her iki bahar mevsimini, diğer mevsimlere göre daha çok severim. 'İlkbahar' bir tazelik, bir uyanış hali iken, 'sonbahar'da sanki görmüş geçirmişliğin, vakur bir edası var gibi gelir bana.

NÂZIM HİKMET
hüzün ki en çok yakışandır bize
belki de en çok anladığımız

biz ki sessiz ve yağız
bir yazın yumağını çözerek
ve ölümü bir kepenek gibi örtüp üstümüze
ovayı köpürte köpürte akan küheylan
ve günleri hoyrat bir mahmuz
ya da atlastan bir çarkıfelek
gibi döndüre döndüre
bir mapustan bir mapusa yollandığımız

                                     HİLMİ YAVUZ





18 Eylül 2017
İstanbul Arkeoloji Müzeleri
Üzerinde yaşadığımız bu kadim topraklar; Hititler'den Lidyalılar'a, Frigyalılar'dan, Urartular'a, Romalılar ve Bizanslılar'dan Osmanlılar'a gelinceye kadar birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Bu uygarlıklardan günümüze ulaşanlar, aynı zamanda insanoğlunun hangi süreçlerden geçtiğini de bizlere anlatır. ‘Kültür’ dediğimiz şey, binlerce yılın birikimiyle oluşur. Katman katman toprağın altından çıkan hazine değerindeki o eserler, bize geçmişten bir haber verir!
*
18 Temmuz 2017
'Yitik Ada'nın Öyküsü' José Saramago
Kimin aklına gelir İber'i koparıp Okyanus 'a sürüklemek, hem de Amerika kıyılarına getirip New York 'un önünü kapatma tehlikesi ile karşı karşıya bırakmak!
Böylesine engin bir hayal gücü ve kurguyu uzun, şiirsel ve devrik cümleleriyle yapsa yapsa ancak Jose Saramago yapar ;)
Saramago'nun 'Yitik Ada'nın Öyküsü' kitabında, konu; tesadüf eseri bir araya gelen (Portekiz ve İspanyol uyruklu) üç erkek ve iki kadın ile 2 mecalsiz at ve 1 köpeğin, Okyanus'ta ve zamanda ilginç yolculuğunu anlatıyor.


11 Mayıs 2017
Atatürk Çiçeği ve Bilinmeyen Hikâyesi
Bu çiçeğin kökeni Orta Amerika ve özellikle Meksika’dır. Sütleğenler familyasından bir bitkidir. Botanik bilimi içindeki adı “Euophorbia pulcherrima” olarak bilinir. İngilizce ismi ise; bu bitkiyi 19.yy da Meksika’da tanıyarak Amerika Birleşik Devletleri’ne götüren bitki bilimci Joel Roberts Poinsett’e izafeten “Poinsettia” olmuştur. Bu bitki üzerinde ıslah çalışmaları yapan Chicago Vanderbit Üniversitesi Botanik Profesörü Kırk Landın, halen bildiğimiz türünü geliştirmiştir...
*
5 Mayıs 2017
"Yusuf Franko’nun İnsanları" İstanbul'da
ANAMED çok ilginç bir sergiye ev sahipliği yapıyor. “Yusuf Franko’nun İnsanları: Bir Osmanlı Bürokratının Karikatürleri” Sergisi Bahattin Öztuncay küratörlüğünde hazırlanmış. Ömer M. Koç Koleksiyonu’nda yer alan, 19. yüzyıl sonu Osmanlı bürokratı, Hariciye Nazırı, Mutasarrıf, cemiyet adamı ve aynı zamanda oyunbaz bir karikatürist olan Yusuf Franko Kusa Bey’e ait karikatür albümünü ilk kez gün yüzüne çıkarıyor.
*
27 Nisan 2017
Düttürü Dünya!
Eski bir inanca göre hiç kimse boş yere İstanbul'da dünyaya gelmez! Ve pek çok insan hayattayken dünya gözüyle de olsa bu kadim şehre ayak basmak ister, onu solumak, onunla hemhal olmak ister. Bu inanca göre bu şehirde doğan ya da bir şekilde bu şehrin suyundan içen herkesin illa ki bir vazifesi ve geçmişten gelen bazı görevleri vardır, zira burası efsunlu bir şehirdir.
Bu inanç ne kadar doğrudur bilemeyiz ancak İstanbul sahip olduğu pek çok özelliği ile hakikaten müstesna bir şehirdir!


3 Nisan 2017
Beyoğlu'nda Bir Huzur Adası; Galata Mevlevihanesi
Beyoğlu’ndan Tünel’e doğru yol alırken; İstanbul’un daimi sakinleri kadar, yerli ve yabancı turistlerle birlikte, insan ve müzik seslerinin birbirine karıştığı o hengâme kalabalığın içinde belki defalarca önünden geçtiğimiz ama fark etmediğimiz bir mekândır 'Galata Mevlevihanesi'. Fark edeni daha girişiyle etkisi altına alan bu mekân uzun zamandır görmek istediğimiz yerlerden biri idi. Adını hep duyar, merak eder dururdum. Bu defa daha bir alıcı gözlerle bakındık etrafımıza ve kulak kesildik...
*
6 Mart 2017
Hokkabazların Dünyasına Yolculuk
Bir zamanlar şehrin sokaklarında çok daha aktif yaşayan, şehirle alış verişi olan esnaflar, İstanbul’un zengin ve renkli kültürel dokusunun belirleyici unsurları arasındaydı. Özellikle bugün nesli tükenmekte olan bu esnaflar, sanat ile zanaatı, iş ile eseri birbirine yakınlaştırmış her biri kendi alanında bir üstat olarak varlıklarını sürdürmüşlerdi.
Usta çırak ilişkisi içinde sanatlarını yeni nesillere aktararak; kendine has giyim kuşamı ve bir ritüeli olan kadim esnaflık, bir şehrin geçmişinin gelenek hanesinde hatırı sayılır bir yer edinirdi kendisine.


27 Ocak 2017
Trabzon'un İncisi Uzun Göl ve Sümela Manastırı
Yüzyıllar boyunca üzerinde yaşayan medeniyetlerin şehre bıraktığı kültürel miras ile Trabzon başlı başına bir açık hava müzesi görünümü içinde, renkli kültürümüze ve sanat tarihine dair ne varsa en cömert hali ile karşılıyor bizi. Bu yüzden adım attığımız her yerde tarih boyunca gelişmiş uygarlıkların izlerini görüyoruz.
*
19 Ocak 2017
Eski İstanbul'da Bir Tuhaf Meslek
Bugün ‘Dalkavuk’ denildiğinde hemen pek çoğumuzun aklına, sözlükteki karşılığı olarak da, kendisine çıkar ve yarar sağlayacak olanlara karşı samimiyetten yoksun bir saygı ve abartılı bir hayranlık gösteren kişiler gelir değil mi!. Bu tip insanlar oldukça yağcı ve yalakadırlar. Böyle davranışlarının altında da mutlaka bir hesap kitap vardır.
*
6 Aralık 2016
Çocukların Sevgilisi 'Noel Baba'nın Gerçek Öyküsü
O, yardımseverliği ve sevecenliği ile fakirlerin koruyucusu, kimsesizlerin arkadaşı, hastaların ise umudu oldu. Ama en önemlisi, yüzyıllardır Hıristiyan çocukların Noel rüyalarını süsleyen, onları, birbirinden güzel hediyeleri ile sevindiren al yanaklı, beyaz sakallı sevimli Noel Baba’sı oldu. Noel Baba’nın bu topraklarda doğduğunu bilmeyen var mıdır!.



23 Kasım 2016
Çarşamba'da 800 Yıllık Tarihi Göğceli Camii
Göğceli Mezarlığı içinde bulunan 'Göğceli Camii' Anadolu'nun ahşap mimari geleneğinin en önemli temsilcilerinden biri olup, Türkiye'de günümüze ulaşabilen en eski ahşap camiidir. 1206 yılında Anadolu Selçukluları zamanında inşa edilen bu tek katlı ahşap camii, Türkiye’deki ilk ahşap camii ve dünyada sayılı ahşap eserler arasında yer almaktadır. Üstelik camiinin en önemli özelliği çivisiz yapılmış olmasıdır.


28 Eylül 2016
Kadıköy Plak Günlerinde Nostalji Rüzgârları Esti..
Hafta sonumuz, bu yıl ilk kez düzenlenen ‘Kadıköy Plak Günleri’ etkinliği ile oldukça renkli geçti. Kadıköy Belediyesi’nin Moda’da 24 Eylül Cumartesi ve 25 Eylül Pazar 2016 tarihlerinde (Kadıköy Meslek ve Teknik Anadolu Lisesi bahçesinde) gerçekleştirdiği ‘PlakKadıköy’ etkinliği, başta Kadıköy olmak üzere İstanbul’un önemli plakçılarını ve plak-sever dinleyicileri bir araya getirdi. Gün boyu süren Plak Günlerinde bir dizi söyleşi ve plak okuma etkinlikleri de vardı.



25 Ağustos 2016
Fikret Muallâ’nın ‘Sainte - Anne Desenleri'
Kısa bir süre önce Şişli’ye yolum düştü. Ve ben aramakta olduğum özel bir siparişin izlerini sürerken bir ara baktım ki, Amerikan Hastanesi’nin bulunduğu sokaktayım. Bir de ne göreyim, Amerikan Hastanesi’nin cephesinde; ‘Operation Room’ Sanat Galerisi’nde, Fikret Muallâ’nın “Sainte-Anne Desenleri” nin sergilendiğinden bahsediliyor!. Kaçırır mıyım hiç..hele ki sergi, Türk ressamlarının önde gelen isimlerinden biri olunca, bir anda Sanat Galerisi'nin içinde buldum kendimi.
*
17 Ağustos 2016
Bakırköy' ün Sevimli Graffitileri
İlkçağ insanının mağaralara çizdiği sembolik şekillerle; kendini ifade ediş biçimi veya tarihe not düşecek bir mesaj verme yöntemi olan duvar resimleri uzun yılların ardından, 1970'li yılların sonunda Amerika'da, kötü koşullarda ve azınlık olarak yaşayan siyahilerin gündemden uzaklaşmak ve eğlenmek için oluşturduğu ve bir yaşam tarzı olarak kabul gören hip hop kültürünün doğuşu ile bugün adına graffiti denilen sokak sanatını ortaya çıkardı. Bu kültür, rap müziğin, blues, funk, soul ve jazz müziğinin birer uzantısıdır.


21 Haziran 2016
Bugün 'Uzaklarda Bir Yerlerde Güneşler Doğuyor'
Yılda sadece iki kez tekrarlanan 'GÜNDÖNÜMÜ' güneşin dünyaya (ekvator çizgisine) en uzak mesafede olduğu ana verilen addır. Bu tarih bazı ülkelerde Kuzey Yarıkürede yazın, Güney Yarıkürede ise kışın başlangıcı sayılıyor. Bununla beraber bazı ülkelerde de yazın veya kışın tam ortası kabul ediliyor. 21 Haziran'da, Güney Yarıkürede en kısa gün yaşanırken, Kuzey Yarıkürede ise, en kısa gece yaşanıyor.


1 Haziran 2016
Yeni Ev Heyecanı!
4-5 yılın ardından gündemimizi yine taşınma heyecanı sardı. Karar alındı, beton yığınları içinde hapis olsak da! tek cazip unsur mekanın işe yakınlığı ve kira vermemek düşüncesi içinde harekete geçildi. Tek tek elden geçirildi tüm eşyalar. Görünenlerin dışında bir de görünmeyenler vardı ki, onlar; kenarda, köşede, çekmecelerde, raflarda kalanlar. Karınca gibi insan, hiç durmaksızın taşır da taşır!..


21 Mart 2016
Dostlar Seni Unutur mu?
Halk şiirimizin güçlü Ozanı, Aşık Veysel yarım yüzyılı aşkın bir süre yazdıklarıyla, sazıyla çalıp söyledikleriyle çevresine hep ışık saçtı. O sadece çağımızın değil, bizden çok sonra yaşayacakların da; “Dostlar Beni Hatırlasın” , “Uzun İnce Bir Yoldayım”  ve daha pek çok şiirleriyle unutamayacağı bir ozan olarak hep gönüllerde olacaktır.
*
14 Şubat 2016
Efsane Aşk Ferhat ile Şirin
Ferhat, nakkaşlık yapan, bir yiğit delikanlıdır. Süslediği köşkler, saraylar görenleri hayrete düşürmektedir. Aşıktır Ferhat. Fırçasından dökülen zarafetin Şirin’e olan duygularının ifadesi olduğu söylenir.
Şirin Amasya Sultanı Mehmene Banu’nun kız kardeşidir. Her iki genç birbirlerine sevdalanırlar. Gizliden gizliye buluşurlar. Zamanı gelince de Ferhat Şirin’i istetmek için dünürcü gönderir.
*
21 Ocak 2016
Lezzetin Sırrı!
Bizden önceki kuşakların daha sağlıklı ve uzun ömürlü yaşamalarındaki sır kuşkusuz doğal beslenmeleriydi. Ama doğal beslenmek kadar gündelik hayatta kullanılan eşyaların içerikleri de önemliydi. Bu yüzden ahşap ürünler çok kullanılırdı. Çünkü doğal malzemeyle temas eden gıdalar besin değerini koruduğundan, yapılan yemekler de hem daha lezzetli olurdu, hem de daha sağlıklı. Artık işin sırrı çözüldü!


5 ocak 2016
' Esiyor Tane Tane Yine Beyaz Bir Rüzgâr '
2016, Yeni Yıl' dan objektifimize yansıyan kar manzaraları...
Esiyor tane tane yine beyaz bir rüzgâr.
söyleyin hangi kuşun kanatları yolundu?
 yine hangi ağaçtan döküldü bu yapraklar? Y
yağan beyaz bir sükut, bir mahşerdir sanki kar!
 bir hicret sevdasıdır ruhumu sardı yine.
 ruhum gibi pervasız yoldaşlar da bulundu.
                   ruhum karıştı gitti bu kar tanelerine;
şimdi yağan kar değil, ruhumdur kar yerine.
 Cahit Sıtkı Tarancı

*
26 Kasım2015
Antik Çağın Bilgesi Priene'li Bias’ın adalet çağrısı!
Yaşadığı çağa damgasını vuran ve uygarlık tarihinin ilk müzakerecisi ve adaletin temsilcisi olan Priene'li Bias'ın; adalete olan inancı, erdem sahibi eğitmenlerin yönlendirmesiyle Priene meclisindeki ticaret davalarında savunma hakkını kullanmak isteyenlerin yanında duruşu ve güçlü hitabet özellikleriyle de yıllar içerisinde yaşadığı zamanın ruhuna uygun bir sembol isim haline gelmiş...Ve antik çağın yedi bilgesi arasında adından çok söz ettiren bir insan olmuştu..
*
26 Ağustos 2015
Türkiye İş Bankası ve çocukluğumun ilk kumbarası !
İlk kumbarayı 1928 yılında Türkiye'ye getirip müşterilerine sunan, para biriktirme alışkanlığının erken yaşlarda başlamasını sağlayarak, tasarruf bilincinin ülkemizdeki gelişiminde önemli bir görev üstlenen Türkiye İş Bankası çocukluk yıllarımızın en değerli eşyası olan çelik kumbarayı bizlerle tanıştıran bir bankaydı!..Çocukluğumun ilk kumbarası !.. İş Bankasını ben, ilk kez sahip olduğum çelik kumbara ile tanımıştım…



19 Ağustos 2015
Tevfik Fikret şiirleriyle devrim yaratıyor hâlâ !
Tevfik Fikret, bir şairin çok ötesinde, hem bir ressam, bir öğretmen ve mimar ve hem de yürekli bir vatanseverdi. O, sanatı hayatın merkezine oturtmuş ve tıpkı bugün cumhuriyetin temellerinin sarsılmak istendiği gibi, dün de temelleri çatırdayan bir imparatorluğun, dökülen değerler sistemini yerden yere vurmuştu. Aydın hassasiyeti ile karanlığı delen güçlü bir ışık gibi “Eğer bu memlekette bir gün sabah olacaksa...” diyerek doğru bildiği yolda yalnız yürümekten hiç çekinmemiş...
Yağma Sofrası
Bu sofracık, efendiler –ki bekler yutulmayı
Huzurunuzda titriyor –şu ulusun hayatıdır
Ulusun ki acılı, ulusun ki eşiğinde ölümün!
Ama sakın çekinmeyin, yiyin, yutun hapır hapır…

Yiyin, efendiler yiyin; bu doyumsuz sofra sizin,
Doyuncaya, tıksırıncaya, çatlayıncaya kadar yiyin!

Efendiler pek açsınız besbelli yüzünüzden;
Yiyin, yemezseniz bugün, yarın kalır mı kim bilir?
Şu doyumcu sofra, bakın gelişinizle övünçlü!
Hakkıdır kutsal savaşınızın, evet, o hak da elde bir…

Yiyin, efendiler yiyin; bu iç şenliği sofra sizin,
Doyuncaya, tıksırıncaya, çatlayıncaya kadar yiyin…

Bütün bu nazlı beylerin ne varsa ortalıkta say:
Soy sop, şeref, gösteriş, oyun, düğün, konak, saray,
Tüm sizindir efendiler, konak, saray, gelin, alay;
Tüm sizindir, tüm sizindir, hazır hazır, kolay kolay…

Yiyin, efendiler yiyin; bu doyumsuz sofra sizin,
Doyuncaya, tıksırıncaya, çatlayıncaya kadar yiyin!

Büyüklüğün sindirimi biraz ağır olsa da yok zarar,
Görkemli yüceliği, öç alıcı sevinci var,
Bu sofra gönül almanızdan böyle ısınır ve ışıldar.
Sizin şu baş, beyin, ciğer, bütün şu kanlı lokmalar…

Yiyin, efendiler yiyin; bu doyumsuz sofra sizin,
Doyuncaya, tıksırıncaya, çatlayıncaya kadar yiyin!

Verir zavallı memleket, verir ne varsa; malını,
Varlığını, hayatını, umudunu, hayalini,
Tüm olanca rahatını, olanca gönül balını,
Hemen yutun, düşünmeyin haramını, helalini…

Yiyin, efendiler yiyin; bu doyumsuz sofra sizin,
Doyuncaya, tıksırıncaya, çatlayıncaya kadar yiyin!

Bu harmanın gelir sonu, kapıştırın giderayak!
Yarın bakarsınız söner bugün çatırdayan ocak!
Bugünkü mideler sağlam, bugünkü çorbalar sıcak;
Atıştırın, tıkıştırın, kapış kapış, çanak çanak…

Yiyin, efendiler yiyin; bu cümbüşlü sofra sizin;
Doyuncaya, tıksırıncaya, çatlayıncaya kadar yiyin!
Şiir: Tevfik Fikret
Günümüz Türkçesi: Ceyhun Atuf Kansu



20 Haziran 2015
Yaşayan Son Sümer Kraliçesi 101 Yaşında !
 “Bir devrimin yarattığı aydınlanma savaşçılarının son temsilcisi O. Bağnazlığın önünde eğilmeyen bir kuşağın temsilcisi. O, hem Sümerlilerin hem de Atatürk devriminin son kraliçesi. O, yaşayan son Sümer Kraliçesi! "
Cumhuriyetten bu yana, günümüze gelinceye değin tarihe tanıklık eden ve ülkemiz insanlarının aydınlanmasına, kadınların modern ve çağdaş bir dünyanın içinde yer almasına ve yaşamı sorgularken tarihe ışık tutacak o olağanüstü çalışmalarıyla, gençliğine ve dinamizmine hayran olduğum(uz) okuyan, araştıran ve üreten bir Cumhuriyet kadını.


*





Videolar

*

        



*