25 Haziran 2012 Pazartesi

Yunus Emre'nin yaşadığı ortam

Yunus Emre’nin Yaşadığı Coğrafya ve Etkilendiği Ortamı İncelemeli

        Yunus Emre 13.yy sonları ile  14. yüzyılın başlarında Selçuklu diyarında yaşamıştır. Moğol akınlarından kaçan Horasanlı bir aile (Hacı İsmail ailesi), önceleri Konya ve Karaman yakınlarında obalarını kurdular. Zaman içinde de Eskişehir  yakınlarında yerleşmişlerdir.
        Horasandan gelen toprağa bağlı, dini görevlerini ihmal etmeyen, Ahmet Yesevî hikmetlerini bilen bu ailenin oğlu olarak (Hacı İsmail’in torunu olarak) dünyaya gelen Yunus Emre, Karamanda ve Konya’da medreseye devam etti. Hz. Mevlana ve Hz. Mevlana’nın çağdaşlarından yararlandı. Ayrıca tekkelerde ve misafirhanelerde kaldı. Anadolu’yu, Azerbaycan’ı, Suriye’yi dolaştı. Bizans topraklarında da gezdi. Gözlemler yaptı. Selçuklu askerlerinin zulmüne, isyanlara; halkın bezginliğine, kin ve nefret duygularıyla dolu olduğuna şahit oldu. Kıtlıkları, yoksullukları halkla birlikte yaşadı. Bütün bu olumsuzluklara rağmen Hz. Mevlana gibi, Hacı Bektaş gibi, Ahmet Yesevî’nin öğretisini yayanlar gibi halkı aydınlatmayı görev bildi. Kin ve nefret duyguları yerine sevgi tohumları ekmeye başladı. Bu tohumlar kısa zamanda filiz verdi ve türkülerde, ilahilerde, şiirlerde yankılanarak çoğaldı.
        Yunus Emre’nin yaşadığı bu ortamı bilebilmek için coğrafyacı olmak gerek, tarihçi olmak gerek. Moğol akınlarını, Selçuklu Moğol Savaşını, isyanları, Selçukluların parçalanmalarını değerlendirmek gerek. Ayrıca yeni kurulmakta olan Osmanlı Beyliği’ni ve Bizans’ı da incelemek gerek. Sadece tarihçi ve coğrafyacı da olmak yetmez. Halkın durumunu anlayabilmek için Sosyolog da olmak gerekir. O da yetmez. Bu coğrafyalardaki dinler hakkında da az çok bilgili olmak gerekir. Müslümanlığın, Hıristiyanlığın, Museviliğin yanında ilâhi olmayan dinler de var. Zerduşluk,… gibi. Bütün bunların  Yunus Emre’yi nasıl etkilediği ayrı bir çalışma konusudur. Ayrıca tasavvuf konularına da hakim olmak gerekir.
Yunus Emre’nin  yaşadığı çağ ve yaşanılan ortam bazılarınca bir kaos ortamı olarak değerlendirilirken bazıları da bu çağı farklı olarak değerlendirmektedir:
        “13üncü Yüzyıl, Anadolu’nun “Mucize Yüzyılı”dır. Selçuklular, dünyanın batıya uzanan tek yarımadasını Türkleştirirken, İslâmlaştırırken, yeni bir uygarlığın rengârenk boyutları yerleşiyordu. Anadolu’nun nice eski uygarlıklarının kalıtlarından oluşmuş sentezine İslâmî değerlerle birlikte tasavvuf da kök salıyordu. Bir alternatif iman gibi, geleneksel inançlara karşı bir direniş cephesi gibi tarikatler doğdu, gelişti, yayıldı. Resmî dine karşı ayaklanan yeni hareketler yaşandı. Gazi rûhu ile Sufi maneviyatı yanyana… Fütühat ile fütüvvet… Ahilerle Baciyan-ı Rûm’un çalışma erdemleri… Medreselerle tekkeler arasında gerilim… Anadolu, o çağda çatışmalardan taze bir senteze yöneliyordu.”(Talat Sait Halman, www.isikbinyili.org/ )

        Özetle Yunus Emre sadece kaosu gözleyen adam değildir; Selçuklu kültür mirasını, Yesevî mirasını da yüklenen adamdır. Ayrıca tasavvufun en üst kademelerine kadar çıkan Hallac-ı Mansur, Muhiddin-i Arabi , Hz.Mevlana, Hacı Bektaşi,  Beyazit-ı Bestami …vb.lerinin fikirlerinden istifade etmiştir. Hıristiyanlık, Musevilik ve ilahi olmayan dini inanışlar hakkında da bilgisi vardır. Yunus Emre’nin İran ve Yunan Mitolojileri hakkında da bilgi sahibi olduğu sanılıyor. Yunus Emre ırk, dil, din ve inanç ayrılığı yapmadan herkesi kucaklamıştır. Kuvvetli ihtimalle hiçbir tarikata meyletmemiş, nevi şahsına münhasır bir melâmet eri, bir veli şair olmuştur.

         Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder