20 Ağustos 2016 Cumartesi

Yatakta Geziyorum Bütün Hastaneleri

                                                                  

Not: Bu anıyı 
eşim vefat etmeden önce yazmıştım.


             Allah hiç kimseyi 112’yi çevirme mecburiyetinde bırakmasın. Ama oldu ki mecbur kaldık, işte o zaman ne diyeceğimiz, nasıl davranacağımız konusunda bir not yazdım. Bir dosya kâğıdına büyük puntolarla yazıp telefon defterimin ilk sayfasına koyduğum notumu, isimleri değiştirerek aktarıyorum:

-                      Ben Nur Güneş.

-                      Kocaeli Başiskele Çiçek Mahallesi 66. Ada 77.blog, 13. Daireden arıyorum. (İbrahim Hakkı Hazretleri Camisinin aşağısında)

-                       Acil durumu olan hastam  eşim Sagen Güneş, 73 yaşında, durumu: ...

-                        Yalnızım. Ben de 73 yaşında ve hastayım.

-                          İlk yardımı bilmiyorum.

-                       Telefonlarım: 0262 344 63 ... , 0505 233 33 ..

-                      Doktor ve ambulans ekibinin acele gelmesini rica ederim.

            Eşime bu notu okuttum ilkin. Sonra Allah korusun acillik olursam bu notu okumasını, durumumu da kısaca özetlemesini istedim. Ayrıca telefon ettikten sonra da kapıyı açması gerektiğini belirttim. Ne olur ne olmaz kendisi de heyecandan bayılıp düşebilir. Evden ayrıldıktan sonra problem olabilecek ne varsa ambülans bekleme anında halledilmesi gerektiğini de belirttim. Olur ya ocak açık kalır, elektrik sobası yanıyor olabilir...

            Eşime bu notları yazmamın bu izahı yapmamın sebebi şudur: Ben ki bunca tecrübeme rağmen eşimi acile kaldırırken hataya düştüm. Gerçi hatamdan ötürü herhangi bir sorun çıkmadı; ama ya çıksaydı... Benim gibi eşim de hata yapmasın.

         Bunca tecrübeden söz ettim yukarıda. Önce tecrübemi konuşturayım sonra hatamdan söz ederim.

             Eşim Nur cilt kanseri olduğu için günlerce şua tedavisi gördü İstanbul Avrupa yakasındaki büyük bir hastanede. İstanbul Anadolu yakasındaki bir hastanede rahim ameliyatı oldu. Aynı hastanede daha sonra safra kesesini de aldırdı. İzmit’teki bir hastanede hemoroit ameliyatı oldu. Çok geçmeden fıtık ameliyatı oldu. Birkaç sene sonra başka bir hastanede  paratiroit ameliyatı oldu. Katarak ameliyatı, anjiyo ve lokal ameliyatları saymıyoruz. Ayrıca Gerek İstanbul’da, gerekse İzmit’te, gerekse Başiskele’deki fizik tedavileri de var...Ne diyelim Allah devletimize zeval vermesin. Allah doktora düşürmesin, onlarsız da yapmasın...

           Eşimin tüm operasyonlarında ve tedavilerinde refakatçi olarak ben bulundum. 2 defa özel odada kaldık. Diğer operasyonlarda hastanedeki koltuklarda yatmaya çalıştık. Bazen de gündüz hastanede, gece evde oldum.

         Özel odada refakatçi olduğum sürede farklı gözlemlerim olmadı. Herkesin bildiği veya bilebileceği hususları gözledim. Bu arada Üniversite amfisinde düzenlenen birkaç konferansı da kaçırmadım. Özel odada olmadığım sürede can sıkıntısını büyük bir sancı gibi hissediyordum. Bol bol gözlem yaparak vakit dolduruyordum.  Yatan hastaları röntgen için zaman zaman acile gönderiyorlardı. Acil servisini görmem bu münasebetle oldu. Sonra özellikle de gözlem yaptım. Kısaca hastanelerin röntgenini, emarını çeken biriyim. İşte bundan ötürü tecrübeli olduğumu söyledim. Ama öyle bir durum oluyor ki tecrübe unutuluyor. İnsanın bacakları titriyor.

          Tüm operasyonları başarıyla atlatan eşim, osteoporoz olduğu için gezemiyor. Eşimin kalp ritim bozukluğu var, tansiyonu da vb. birkaç hastalığı da var. Bütün bunlara rağmen umudunu kaybetmeyen daima neşeli ve şakacı olan biridir eşim. Tek eğlencesi oynadığımız oyunlardır. Taa kızlığından beri oyun oynuyoruz. 52 yıllık evliyiz, 5 yıl da öncesini hesap edersek demek ki 57 yıldır oyun oynarız. Bu bir Gines rekoru olsa gerek.

         Bir gün, her zamanki gibi oyun oynuyoruz. Birden değişti, bir hal oldu ki anlatamam. Bacaklarım titremeye başladı. Sonra yavaş yavaş düzeldi ve beni sakinleştirmeye çalıştı. Hemen tanıdık bir taksi çağırıp acile gittik. Şoförümüz içeriden bir araba getirdi ve acildeki prosedür başladı.

         Tabii makineye bağladılar, serum taktılar. Bu arada benim, diğer hasta yakınları gibi dışarı çıkmamı istediler. Eşim elimi bırakmıyordu. Kendisinin sonraki günlerde anlattığına göre geçirdiği 7 ameliyattan çok daha fazla korkuyu acilde tattı. Onun için elimi bırakmıyordu. Allah ayırmasın birbirimizden ayrılmak o kadar acı ki, o kadar zor ki... Neyse dışarı çıktım. Biraz sonra doktorlar çağırdı beni; bağlı olduğu makine de beni içerde istiyordu. Bir ara formül buldular 15 dakika içeride, 15 dakika dışarıda. Bu 15 dakika çok uzun geliyordu eşime, tabii bana da... 6 saat acilde kaldık. Çok gelen giden oldu. Bizleri gözleyenler oldu. Sağolsunlar gıbta ettiklerini açık açık söylediler. Ama ben hiç bir şey göremedim. Oysa hastanelerde öğretmen gibi, hukukçu gibi, yönetici gibi gözlemler yapardım. 

             Demek acil bir başkaydı. Acile kalkışımızla ilgili bir yazı yazmıştım. Bu yazıda daha çok eşimin ve benim duygularımı sıraladım. Bu yazıma gelen yorumlardan birinden söz edeyim:
Geçmiş olsun dileklerinden sonra başkalarının olur olmaz ambülans çağırdıklarını; bizim taksi ile gittiğimizi belirtiyor. Yorumcu taksi çağırmamı olumlu buluyordu; ama ben bu konuyu enine boyuna düşündüm. Niye ambülans çağırmadığıma hayıflandım. Ama ambülansın zamanında gelemeyeceğinden korktum. Ambülans eve gelinceye kadar biz hastaneye gideriz diye düşündüm. Düşündüm; ama ya hastama merdiven indirmem sakıncalı olsaydı?  Hatadan söz edişim bu yüzden.
Ambülans çağırma konusunu istismar edenler sıkıntıların başlıca sebeplerinden biri oluyorlar. Bu konuda da gözlemlerim az değil:

           Şimdi rahmetli olan annem Bursa’da kardeşim tarafından acile kaldırıldı. Tabii bana da haber verildi. Vakit geçirmeden hastaneye gittim. Annemde de birçok hastalık vardı. Bu kez Koah hastalığı için acile kaldırılmıştı. Uzun müddet süren işlemlerden, tedavilerden sonra doktor hanım hastayı eve götürmemi istedi. Doktorlara da tüm görevlilere de saygım sonsuz. Hay hay! dedim ve bana söylediklerini havi bir yazı vermesini istedim. Doktor ayrıldı. Biraz sonra elime bir yazı tutuşturuldu. Bir göğüs hastanesine sevk ediliyorduk. Ambülans geldi. Kardeşim bir hemşire ile birlikte annemin baş ucunda, ben de şoförün yanında... İlk defa bir ambülansa binmiştim. Şoför, belki de beni oyalamak için karşılaştığı sorunları anlattı yolculuk boyunca... Uzatmayalım hastamı yatırdık. Kardeşim yanında kaldı, ben eve döndüm. Ve bu konuyu düşündüm:

             Doktor hanıma ne demeli. Önce hastayı eve götürmemi istiyor, sonra yazı isteyince hastayı başka hastaneye sevk ediyor. Tabii şikâyet için yazmıyorum. Derler ya bu dünya iyiler yüzü suyu hürmetine... Doğruymuş. Doktorlardan öyle yakınlık gördüm ki anlatamam, bu anda akıttığım gözyaşlarını görebilseniz anlardınız. İki doktordan isim vermeden söz edeyim. Dikkat edilirse ne hastanelerin ismini veriyorum, ne de doktorların. Bir sorun olsun istemem. Bu anlattıklarım a’dan z’ye doğrudur. Belki karışık anlatıyorum, belki sıkıcı oluyorum, belki... Uzatmayalım iki doktordan söz edecektim:

             İstanbul’da onkoloji bölümündeyken, doktorumuzun dışarıdaki muayene hanesinin adresini istemiştik. Vermedi. Yanındakiler bu doktorun genel muayene, özel muayene ayrımı yapmadığını, paraya pula değer vermediğini söylediler. İstese kayınpederden kalan dairemizi de satar verirdik ücretini; ama Allah razı olsun doktor gibi doktor olduğunu gösterdi. Bir müddet gıyaben takip ettim bu doçent doktoru. Maalesef layık olduğu gibi yükseltilmedi. Olsun varsın hastalarının gönlünde taht kurdu...

            İzmit’te eşimi birkaç sene ara ile üç defa ameliyat eden Profesör doktorun Üniversite hastanesinde özel muayene yeri vardı; ama dışarıda yoktu. Dışarıda muayenehane açsa ya şimdi hastanesi bile olurdu. İşte ismini vermediğim bu doktor eşim için “Anam olsa da böyle yapardım.”dedi.  Hastalarını anası gibi, yakını gibi gören doktorlara ne mutlu... Bir iki isimle sınırlı değil iyiler. Çok kişilerden iyilik gördük. Allah hepsinden razı olsun. Nasıl diyeyim ben bir öğretmen olarak öğrencilerime nasıl davranmışsam doktorlar da bize öyle davrandı. Acildekiler de, polikliniktekiler de, servisdekiler de...

           Beyin henüz, tam olarak keşfedilemedi. Akıldan gelip geçenler, akıp gidenler bir sır gibi.   Böylesine sırları aralayan olaylar benim başımdan da geçti.

          1965’te ilk görev yerim Ordu’nun Peşembe’sine giderken arabamız dereye uçtu. Araba uçarken bütün hayatım bir filim şeriti gibi gözümün önünden geçti. 32 yıllık bir geçmiş bir ana nasıl sığar?

           Ve bu anda, Allah kimseyi düşürmesin, evimde yataktayım. Ve de an be an geziyorum bütün hastaneleri...

           Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli